AKLIN SINIRI VE ÖNEMİ

2009-04-01 10:22:00

 

 


       İslam’da aklın önemli olduğu, bilinen gerçeklerdendir. Ancak, İslam’a göre akıl, sonsuz ve sınırsız değil, tam tersine sonlu ve sınırlı bir özelliğe haizdir.

 

            Aklı olmayanın dini yoktur.Akıl nimetine sahip olmayanların sorumlu olmayacakları da bilinmektedir. Bir insanın mükellef olabilmesi için iki temel şart vardır. Birincisi akıl nimetine sahip olması, ikincisi ise buluğ çağına ulaşması gerekmektedir. Akıl nimetine sahip olmayanlar ile buluğ çağına ermeyenler yani çocuklar, yaptıkları işlerden sorumlu değillerdir.

Kuran-ı Kerimdeki bir çok ayet-i kerimede aklın önemi belirtilmiş, akıl sahiplerinin düşünmeleri, tefekkür etmeleri istenmiştir.Bunlardan bazılarını zikredelim:

Ayet-i Kerimelerde: “Göklerin ve yerin yaratılışında,gece ve gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır.”( Al-i İmran sûresi 190. ayet)

“Allah onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır.Ey inanan akıl sahipleri!Allah’tan korkun.Allah size gerçekten bir uyarıcı(kitap) indirmiştir.” (Talak sûresi 10. ayet)

“(Resûlüm)Sana bu mübarek Kitab’ı,âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.”( Sad sûresi 29.ayet)

“İşte bu (Kuran) kendisiyle uyarılsınlar,Allah’ın ancak bir tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara(gönderilmiş) bir bildiridir.”(İbrahim sûresi 52. ayet)

“Andolsun onların(geçmiş peygamberler ve ümmetlerinin) kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır.(Bu Kuran) uydurulabilcek bir söz değildir.Fakat O,kendinden öncekileri tasdik eden,her şeyi açıklayan(bir kitaptır);İman eden toplum için bir rahmet ve bir hidayettir.”(Yusuf sûresi 111. ayet)

“Deki:Pis ve kötü ile temiz ve iyi bir değildir.Pis ve kötünün çokluğu tuhafına gitse(yahut hoşuna gitse) de(bu böyledir).Öyleyse ey akıl sahipleri!Allah’tan korkunuz ki kurtuluşa eresiniz.”( Maide sûresi 100.ayet)

Burada zikredemediğimiz daha bir çok ayet ve hadiste aklın önemi vurgulanmıştır.Akıl sahiplerinin öğüt almaları, ibret almaları belirtilmiştir.

Aklın başlangıç ve bitiş noktası vardır. Aklın sınırının bittiği yerde aklın devreye konmaya çalışılması bir akılsızlıktır. Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin dediği gibi, aklın çaresiz kaldığı yerde, yine aklı devreye koymayı afedersiniz ama, çamura batmış merkebin haline benzetilmiştir.Çamura batan eşşek çırpındıkça daha çok batar.Battıkça da daha çok olumsuzluğa mahkum olur.Aynen bunun gibi, aklın sınırının bittiği yerde akıl devreye konmamalıdır. Elbetteki akıl önemlidir ancak her şey akılla da bilinip kavranamaz. Böyle bir konumda akıl nakille bildirilen gerçeklere tabi olmalıdır. İslam’ın iyi anlaşılması için akıl, bilim vb. vazgeçilmez özelliklere ihtiyaç vardır. Her aklın ortaya koyduğu fikirler doğru, mantıklı görülebilir. Ama her mantıklı görünen mutlak gerçektir denemez. Albert Einstein’ın “Dinsiz ilim kör, ilimsiz din de topaldır” dediği gibi İslam akılla, ilimle anlaşılıp yaşanmaktadır. İnsanlar zeki olabilirler fakat akıllı seçim yapmayabilirler.

İmam-ı Azam Ebu Hanife ile Muhammed Bakır’ın arasında geçen şu konuşma konumuzu özet olarak anlatmamıza yardımcı olacak güzel bir örnektir. İmam-ı Azam Medine’ye gittiği zaman, Medine’de yaşayan Muhammed Bakır, “Gel bakalım ey İmam, fetvalarını aklına göre verdiğin söylenir. Bu konuda işin esası nedir?” diye sorduğu zaman İmam-ı Azam, kendilerine üç soru sorar. Cevabını vermesini ister. “Birinci olarak söylermisiniz? İslam’a göre namaz mı yoksa oruç mu önemlidir?”deyince; tabi ki namaz cevabını alır.Eğer Kuran ve sünnete uygun olarak fetva vermeseydim de aklıma göre karar verseydim.; Kadınların hayız, nifas vb. özel durumlarındaki kılamadıkları namazlarını kaza etmelerini, oruçları kaza etmemelerini isterdim. Halbuki sünnette namazlar kaza edilmez,oruçlar kaza edilir uygulaması gereğince fetvamı bu şekilde verdim.” İkinci sorusu ise; “Afedersin ama, idrar mı daha pis, yoksa meni mi daha pis ?” deyince, “Elbette idrar daha pistir” cevabını almıştır. “Şayet aklıma göre fetva verseydim, madem ki idrar daha pis, o zaman her idrardan sonra gusül abdesti alınmasını şart koşardım. Halbuki Kuran ve sünnette her meniden sonra gusül abdesti alınacağı bildirildiği için fetvamı her meniden sonra gusül abdesti alınacak diye verdir”

Üçüncü olarak da; “Biyolojik yönden, yaratılış özelliğine göre kadın mı daha zayıftır yoksa erkek mi?” diye sorunca, “Tabiki kadın” cevabını alınca, “Eğer ben aklıma göre hareket etseydim, madem ki kadın daha zayıf, o halde daha zayıf olan kadına miras taksiminde erkeğe verilenin iki katını verirdim. Halbuki Kuran ve Sünnette eşit bölüşülen bazı hususlar hariç genelde kadına erkeğin yarı hissesi verilir hükmü gereğince fetvamı verdim” deyince, Muhammed Bakır onu taltif ederek, onun aklına göre hareket eden değil, vahye, kuran’a, sünnete önem veren bir fıkıh alimi, olduğunu belirtmiştir.

Kadın şefkat ve merhamette üstündür.Ancak,Allah(c.c.) erkeği aile reisi olarak görevlendirmiştir. Erkek,kadının ve çocukların geçimini, giyinmesini, barınmasını vb. tüm görevlerden sorumlu tutulmuştur.

Allah cümle Ümmet-i Muhammede aklını gerçek anlamda kullanıp, Kuran ve Sünnete tabi olarak hayat yaşamayı nasip eylesin…

  

0
0
0
Yorum Yaz