EŞREF-İ MAHLUKAT OLAN İNSANIN GAYESİ NEDİR?


İnsanoğlu hakikaten en mükemmel bir şekilde,surette,donanımda  ve güzellikte yaratılmıştır.Asli özelliğinin gereklerini yapanlar yükselmekte,fıtratına aykırı davrananlar da aşağıların aşağısına düşmektedirler.

           Kainat ve içindeki, nebatat,hayvanat v.b. tüm nimetler yaratılıp hazır hale getirildikten sonra insanoğlunun emrine musahhar kılınmıştır.Yaratılan her nimet,İnsan için yaratılmıştır.İnsan’a kendini diğer varlıklardan ayıran,akıl,konuşma v.b. çok güzel özellikler  ikram edilmiştir.Hakikaten İnsanoğlu beden ve ruh özellikleri bakımından en mükemmel ,eşrefi mahlukat olarak yaratılmıştır.

Âyet-i Kerimede:”Muhakkak ki biz insanı en güzel biçimde yarattık” (Tîn Sûresi âyet:4) buyurulmuştur.Bu âyet-i kerimenin açılımı,yorumu şu şekildedir:Allah-u Teâla insanı beden ve ruh kabiliyetleri bakımından canlıların en mükemmeli,en güzeli kılmıştır.”En güzel biçimde yarattık” ifadesi   bu hususu belirtmektedir.İnsan hür, serbest iradesi ile ya bu kabiliyetlerini güzel kullanarak “kâmil insan” olacak, yahut da aksi yönü yani kötü,çirkin,zararlı olanları benimseyip şuurlu varlıkların ve canlıların en aşağı mertebesinde yer alacaktır. 

            İslam tarafından,inananların yapması ve kaçınması gereken tüm kurallar  açıkça belirtilmiştir.İyilikler ve kötülükler bellidir.Bunun dışındaki şüpheli işlerden de kaçınılması belirtilmiştir.İnsana da akıl gibi güzel bir nimet verilmiş,irade-i cüziyyesi ile benimseyip yaptığı iyiliklerden dolayı sevaba nail olacak,tersine yaptığı kötülüklerden dolayı da İlahi adaletin gereği olarak günahkar olacaktır.Kimseye haksızlık yapılmamaktadır.Dileyen dilediğini tercih edip yaşayabilmektedir.Yaratılış gayemiz; ibadet ve itaat’e devam edip kulluk görevimizi en iyi şekilde yapmamız emredilmiştir.Başıboş olarak gönderilmedik.Onun için herkes  zerre miktarı kadar da olsa yaptıklarından ve yapması gerekirken yapmadıklarından da hesaba çekilecektir.Allah (c.c.) insana inanıp inanmama hürriyetini vermiş,din de zorlamanın olmadığı belirtilip,senin dinin sana,benim dinim bana anlayışının hakim olmasını emretmiştir.Zorla insanların inançlarının belirlenmesinin doğru olmadığı,önemli olan içten ve kişinin kendi benimsemesiyle oluşmasının ne kadar değerli olduğu açıkça ifade edilmiştir.Bu gerçeklere rağmen ben inanmayacağım diyene de,inanacağım diyene de Allah(c.c.) imkan vermektedir.Kişiler bu hür iradeleri sonucu tercihlerini yaptıkları için hesaba çekilmeleri de kaçınılmazdır.Aynı yöne,aynı mesafedeki biri otoban,diğeri stabilize olan  yolun olduğunu ilgili levhadan öğrenen Şoför ne yapar? Tabi ki otoban olan yolu tercih eder.Çünkü o yol her yönüyle güvenilir ve güzeldir.Şoför bu tercihini akıl nimeti ile yapmıştır.Sonucunda doğru bir karar vermiş olur.Sırat-ı Müstakim olan İslam’ın yolu da aynen böyledir.Akıl nimetini kullanıp gerçekleri görenler,tercihlerini Müslüman olmaları için kullanırlar.Bu nimeti doğru kullanamayanlarda ,bozuk yola girenlerin başına gelecek sıkıntılara katlanmaları gibi,yaptıklarının karşılığı kendilerine verilecektir.

            Dünya ya imtihan için gönderilen insan’ı inanç bakımdan üç ayrı gruba ayırmaktayız.Müslümanlar(İnananlar),kafirler ve Münafıklardır.Eşrefi mahlukat olarak yaratılan insan bu güzelliğinin farkında olup,Allah (c.c.) ve Resulüne İman edip,emir ve yasaklara riayet ederse, Meleklerden bile üstün olabilmektedir.Peygamberler,meleklerden üstündürler.Ama nankörlük etmesi,iki yüzlü davranması sonucu fıtratının gereğine uymayanlar,derece bakımından hayvanlardan daha aşağı dereceye düşmektedirler.Bu konuda Tîn Sûresi 5. âyette:”sonra  onu (insanı) aşağıların aşağısına indirdik.”buyurulmuştur.İnanıp yararlı ameller yapanlar karanlıktan nur’a,aydınlığa çıkmakta,inkar edip iki yüzlü davrananlarda aydınlıktan karanlığa gitmektedirler.Aşağıların aşağısına düşmeyi biraz derinlemesine düşünürsek tam kavrarız.Kainatı ve içindeki zerreden küreye her şeyi Allah (c.c.) yaratmıştır.İnsanı da yaratıp akıl nimeti ile donatmıştır.Hepimiz biliriz ki,sahip olduğumuz hayvanlardan koyun,keçi v.b hayvanların otlatılması için sürüye kattıktan sonra akşam dağıtılırken,her birinin iç güdüsel olarak,Allah(c.c.)’ın yüklediği özelilik sonucu kendine yem ve suyunu  veren sahibinin evine giderler.Sahibinin kendine baktığını bilir.Onun için etinden, sütünden,yününden v.b. özelliklerinden sahibinin yararlanmasını bir nevi sağlamış olur.Bir ekmek verilen köpek bile kuyruğunu sallayıp sahibini korumaya çalışır.Dışarıdan tanımadıkları geldiği zaman içeriye girmesinler diye saldırıya geçer.Kısacası bu hayvanlarda sahibine karşı bir itaat vardır.Şimdi düşünelim:Akıllı olarak yaratılan insan,bu güzel nimeti doğru kullanmayıp, kendini yaratanına  karşı nankörlük ederse,sahiplerine bağlı kalan hayvanların konumundan daha aşağı derecede değerlendirilmektedir.İşte aklılarını doğru kullanmayıp,inkarcılık yapanların,derece bakımından aşağıların aşağısı,sefillerin sefili olmaları da bu özelliklerindendir.

        İnancımıza göre aklı olmayanın dini de yoktur.Akıl ve bulûğ vazgeçilmez iki temel şarttır.Aklımızı doğru kullanarak iyi,güzel,faydalı işleri yapmalı,olumsuzluklardan kaçınmalıyız.Allah(c.c.)akıl nimetini her zaman doğru kullanıp,hidayette olanlardan eylesin…

Eklenti Başlığı
Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !