KUR’AN İLE SÜNNET, TOHUM İLE TOPRAK GİBİDİR

2017-10-30 11:29:00

KUR’AN İLE SÜNNET, TOHUM İLE TOPRAK GİBİDİR

          Son dönemlerde bize Kuran yeter diyerek Sünnete düşman olan, Sünneti devre dışı bırakmaya çalışan zavallılar türemiştir. Kuran-ı Kerimde beş vakit namazdan bahsedilmekte olup, kaç rekât ve nasıl kılınacağını ise Sünnet ’ten öğrenmekteyiz. Sünnet, devre dışı olursa, namaz gibi en önemli bir ibadeti bile yerine getirme imkânından Müslümanları mahrum bırakırız. Hatta Zekât, Hac v.b. ibadetler de Sünnet’e tabi olunmadan yapılamaz. Buna hiç kimsenin hakkı da yetkisi de yoktur. Tabiri caizse, Kuran-ı Kerim İslam’ın anayasasıdır. Sünnette yasaları hükmündedir.

     Kur’an ile Sünnet birlikteliği, tohum ile toprak veya et ile tırnak gibidir. İnsanlık tarihi incelendiğinde hiçbir İlâhî Kitap, Peygamber siz gönderilmemiştir. Bundan dolayı, Allah(c.c.)’ın gönderdiği Kitabı, aramızdan seçtiği Peygamberinin aracılığına başvurmadan anlamaya çalışmak ya da Vahiy siz bir Peygamber telakkisi oluşturmak yanlış bir din anlayışının ortaya çıkmasına yol açacaktır. Hadis siz din, Peygamber siz din demektir. Bu da yeni bir din icat etmek anlamına gelir. Müslüman, kesinlikle Sünnete düşmanlık edemez, O’nu devre dışı bırakamaz. Vahiy denilince ilk akla gelen Kur’an’dır. Ancak; hadisin/sünnetin de Vahiy ile önemli bir ilgisinin olduğu da aşikârdır.

     İslâm, Kur’an ve Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimizin sünneti olmak üzere iki temel kaynağa dayanmaktadır. Dinin sahibi olan Allah(c.c.), Kur’an’ı gönderirken Peygamberini de, İslâm’ın insanlar tarafından nasıl yaşanacağını göstermesi için görevlendirmiştir. Sünnet, dinin insan yaşamına formüle edilmiş biçimidir. “Şüphesiz sen büyük bir ahlâk üzeresin.” (Kalem Sûresi âyet: 4) hitabıyla Allah Teâlâ, Efendimizi taltif etmiştir. Ayrıca, “Allah ve Elçisi bir konuda hüküm verdikten sonra Mü’min bir erkek ve Mü’min bir kadının, kendileriyle ilgili hususlarda artık başka seçenekleri yoktur. (Bu hakkı kendinde görerek) Allah’a ve Elçisi’ne isyan eden kimse, şüphesiz apaçık bir sapkınlığa düşmüş olur.” (Ahzâb Sûresi âyet: 36)  Bu âyet, meselenin çözümünde temel bir ilke olarak Kur’an ve Sünnetin hakemliğine başvurulması gerektiğini öğretip, emretmektedir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’e itaat, onun getirdiği ve uyulmasını emrettiği bütün prensipleri yerine getirmeyi gerektirir. Kur’an’daki pek çok âyet-i kerîme, ya doğrudan ya da dolaylı olarak peygambere itaat edilmesini ve ona karşı gelinmemesini emretmektedir.

     “Allah’a itaat edin, Rasûl’e de itaat edin ve karşı gelmekten sakının.”(Mâide Sûresi âyet: 92); “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”  “De ki: Allah’a ve Rasûl’e itaat edin.” (Âli İmrân Sûresi âyet: 31-32). “Kim Resûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi göndermedik!”(Nisa Sûresi âyet:80) “Andolsun ki, Resûlullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (Ahzâb Sûresi âyet:21) “Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı; o, arzusuna göre de konuşmaz. O (bildirdikleri) vahye dilenden başkası değildir.” (Necm Sûresi âyet:3-4) buyurulmuştur.

     Hz. Peygamber, Allah’ın kendisini gönderdiği bir elçisidir. Elçinin sözü, onu gönderenin sözü olarak kabul edilir. Bu durum Kur’an’ı Kerim’de defalarca ifade edilmiştir. Nitekim Allah (c.c.), “Elçinin (Peygamberin) getirdiği şeyi alınız ve sizi menettiği şeyden de çekinip kaçınınız.” (Haşr Sûresi âyet: 7) Bu ve benzeri âyetler, Allah(c.c.)’ın elçisinin hadislerinin, O’nun emir ve nehyi gibi olduğuna işaret etmektedir.

     Kuran’ı Kerimi en iyi anlayan ve yorumlayan kişi muhakkak ki Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) dir. O kendi nefsinden, heva ve hevesinden konuşmaz, vahiyle konuşurdu. Vahiy olmadığı hususlarda şahsi görüşlerini ifade eder, yapılan istişarelerde Sahabelerin ileri sürdüğü görüşlerin de kabul gördüğü ve uygulandığı olmuştur. Hendek savaşı öncesi yapılan istişarede olduğu gibi Selmani Farisinin önerisini kabul edip, hendek kazılarak O’nun gerisinden savunma yapılmıştır. Hz. Muhammed (s.a.s.), ben Peygamberim, ben ne dersem o olur dememiştir. Emir ve yasaklar açıkça bildirilmiştir. Kendi yazdıkları Kitapları, önemseyip, öne çıkarıp, Sünnete düşman olanlar, ihanet içindedirler.

     Allah (c.c.)’a ve Resulü Hz. Muhammed (s.a.s.)’e gereği gibi inanıp,  itâat eden, emirlerini yapıp, nehiylerinden kaçınan, amel-i salih kullardan olmamız duası ile sıhhat ve afiyetler dilerim. 

    omerlutfiersoz@gmail.com

0
0
0
Yorum Yaz