KUTLU DOĞUM

2010-04-14 09:26:00

         Malumunuz Peygamberimizin Hz.Muhammed(s.a.s.) 20 nisan(12 Rebiul Evvel) 571 yılında Mekke de dünyaya gelmiştir.Dünya ya teşriflerinden bu güne kadar 1439. sene geçmiştir.Bu sene-i devriyesinde her zaman olduğu gibi onu yeniden anmanın hazzını ve şerefini yaşamaktayız.Bu günden itibaren 14-20 Nisan tarihleri arasında  Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri yoğun olarak devam edecektir.

       Hz.Muhammed(s.a.s) Efendimizin doğumu  Dünya Müslümanları tarafından hem 20 Nisan da hem de, Kameri Takvime göre Rebi'ül Evvel ayının 12. gecesinde, Mevlid Kandili olarak sürekli kutlanmış ve bunun devamı da sağlanmıştır.

       Ülkemizde  önceleri sadece camideki etkinliklerle kutlanan Kutlu Doğum günleri,İlk defa düzenli olarak Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından 1989 yılında Kameri Takvim, 1994 yılından itibaren de, Peygamberimiz Hz.Muhammed(s.a.s.)’in Miladi doğum günü olan 20 Nisan tarihi esas alınarak Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri yapılmaya başlanmıştır. Bu çerçevede  Ülkemizin bütün il ve ilçelerinde Kutlu Doğum Haftası içerisinde Panel, Konferanslar v.b. etkinlikler düzenlenmektedir.

       Konya İl Müftülüğümüzün organize ettiği 2010 yılı etkinlikleri de hakikaten takdire şayandır.Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle yapılacak etkinliklerden bazılarını kısaca hatırlatmak isterim: 14.04.2010 saat 20.00 de Mevlana Kültür Merkezi Sultan Veled salonunda Türk Tasavvuf Musikisi Konseri,Gül dağıtımı,Kırk Hadis ezberleme yarışması,Defter-Kalem-Kitap dağıtımı,Yetiştirme Yurdu,Huzurevi,Hasta v.b. ziyaretler yapılacaktır.Kan bağışı kampanyası düzenlenmekte ve 19.04.2010 günü saat 14.00 de Alaaddin keykubat Konferans salonunda Kur’an ve Hz.Peygamber konu başlıklı Panel icra edilecektir.İl Müftümüz Şükrü Özbuğday başta olmak üzere emeği geçenlere kalb-i şükranlarımı sunarım.

       Yüce dinimiz İslam'ın inanç, ibadet ve ahlak prensipleri konusunda halkımızı doğru bilgilendirmeyi, manevi ve ahlaki değerlere bağlılığı arttırmayı amaçlayan Diyanet İşleri Başkanlığı, Kutlu Doğum haftası kutlamalarında; bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak, milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi gaye edinerek; Hz. Peygamber(s.a.s.)'i bütün yönleriyle daha iyi tanımayı, tanıtmayı, anlayıp, anlatmayı, insanlığın huzur ve mutluluğu için yaptığı çağrıyı güncelleştirilerek hayatımıza yansıtmayı, güzel ahlakını davranışlarımızın merkezinde ve rehberi yapmayı, toplumda Peygamber sevgisini yaymayı, birlik, beraberlik, kardeşlik, sevgi, saygı ve yardımlaşma duygusunu güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu vesile ile toplumu din konusunda aydınlatmayı, İslam'ın mesajını, Peygamber'imizi merkeze alarak, yediden yetmişe toplumun her kesimine bilimsel ve anlaşılabilir bir üslup ile ulaştırmayı hedef olarak belirlemiştir

       Hazret-i Peygamber'i ve O'nun insanlığa takdim ettiği değerleri, İslam'ın aydınlık bilgisini,mesajını doğru ve sahih bilgiler ışığında, seçkin, güvenilir ve alanında ehil şahsiyetlerin katkılarıyla vatandaşlarımıza daha etkili ve yaygın bir şekilde anlatmak-tanıtmak amacıyla;

       Müftülükler,Sivil Toplum Örgütleri ve benzeri kurum, kuruluşların düzenledikleri etkinliklere katılmalı,bilgi ve birikimimizi artırmalıyız.Kısacası Peygamberimiz Hz Muhammed(s.a.s.)’in örnek hayatını tam ve doğru olarak öğrenip,O’na uygun bir hayat yaşamalıyız.Kendimiz okuduğumuz gibi evlatlarımıza,yakınlarımıza Peygamberimiz(s.a.s.)’in hayatı ile ilgili en az bir eseri okutmalıyız.

       Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) bir günlüğüne de olsa evimize misafir gelse, çok sevinip, mutlu olmakla beraber, sıkıntıya gireceğimizde aşikardır. İbadet ve taâtimiz ile, her günkü  yaklaşımımız içinde, aynen diğer günlerde yaptığımız alışkanlıkları devam ettirebilir miyiz? Elbette ettiremeyiz. Sonucunda çok sıkıntı çekip, utanacağımız durumlar kendini gösterecektir diye düşünüyorum: Mesela:

       Alemlere nur, huzur ve sürur getiren o yüce önderimiz, Hz. Muhammed (s.a.s.) ile beraber olduğumuz anda saatlerce TV karşısında diziden diziye geçip izleyebilir miyiz? Konuşmalarımızdaki gıybet, dedikodu v.b. yanlışları aynen yapabilir miyiz? İbadetlerimizi bu birliktelik anında terk edebilir miyiz? Kısacası hayatımızda var olduğunu bildiğimiz yanlışlara yüzümüz kızarmadan devam edebilir miyiz? Yapılan yanlışlardan bahsedebilir miyiz? Müslümanların, faiz, içki, kumar v.b. haramların içine düştüğünü söyleyebilir miyiz?

Bu soruları çoğaltmak mümkündür. Bize düşen, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) her birimizin evine sanki her gün misafir gelmiş gibi davranıp, yaşayışımıza, söz, eylem ve davranışımıza her an, her zaman dikkat etmek olmalıdır.

       “Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım” hitabının muhatabı olan sevgili Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.) Efendimiz, sözüyle, özüyle bizlere en güzel örnek olmuş büyük bir şahsiyettir. Çocukluk döneminde bile dürüstlük, güvenilirlik ve olması gereken tüm olumlu vasıflara sahip olmuştur. Müşrikler tarafından bile “Muhammed-ül Emin” olarak anılmıştır. Dost, düşman herkes O’nun bu güzel özelliklerle dopdolu olduğu hususunda ittifak etmişlerdir.

       Bizlerde hayatımızın her döneminde Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’i örnek almalıyız. O’na tabii olmalıyız.

       Kuran ve Sünnete uygun hayat yaşamalıyız. Kısacası; Allah ve Resulünün emirlerini yapıp, yasaklarından kaçınmalıyız. Kuran’ı Kerimi en iyi anlayan ve yorumlayan kişi muhakkak ki Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) dir. O kendi nefsinden, heva ve hevesinden konuşmaz, vahiyle konuşurdu. Vahiy olmadığı hususlarda şahsi görüşlerini ifade eder, yapılan istişarelerde sahabelerin ileri sürdüğü görüşlerin de kabul gördüğü ve uygulandığı, hendek savaşında olduğu gibi bilinen tarihi gerçeklerdir.

       Mahşer günü mahcup olmamak için, imtihanda olduğumuz dünya hayatını çok iyi değerlendirmeliyiz. Bu güne kadar ki yaptığımız hataları ve yanlışları kesinlikle zaman kaybetmeden terk etmeliyiz. Nefsimizle yapacağımız hesaplaşma sonucu büyük bir pişmanlıkla ve nasuh bir tövbe ile kulluk görevimizi bundan sonra en iyi bir şekilde yapabiliriz.İmtihanda olduğumuzu unutmamalıyız.Ölüm gelmeden, Allah (c.c.) rızasını kazanmalı, Hz. Muhammed (s.a.s.) in hayatını kendimize rehber edinmeliyiz.

       Bu şuûr ve idrak içerisinde hayatımızın geri kalan kısmını değerlendirirsek gerçek manada kazananlardan oluruz. Çünkü, dünya hayatı ahiretin tarlasıdır. Dünya hayatında ne ekersek, ahirette onu bulacağız. Bu dünya hayatında iyiliklerle dolu bir hayat yaşayanların gerçek alemde cezaya çarptırılmaları mümkün değildir.Onlar gerçek anlamda nimetlere kavuşacaklardır. Yanlış hayat yaşayanlar da yaptıkları yanlışların bedelini ceza olarak göreceklerdir. Mahşerde, hesap günü mahcup olmak istemiyorsak, hayatımızı Kuran ve Sünnete uygun yaşamalıyız. Ailemizi ve evlatlarımızı her türlü kötülüklerden uzak tutmalıyız. Nesillerimizden Allah (c.c.)’a  ibadet ve itaât edecek nesillerin gelmesi için duada bulunmalıyız. Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.)’ e gerçek Ümmet olduğumuzu, O’nun Sünnetine sarılarak göstermeliyiz ki, bir günlüğüne de olsa misafirimiz olarak geldiğinde mahcup olmayalım, gerçek alemde kurtuluşa erenlerden olalım.

       Sözler Peygamberimiz (s.a.s.)’ i anmaktan ve övmekten acizdir. Biz Peygamberimiz Hz.Muhammed(s.a.s.)’den bahsederek O’nu yüceltmiş olmuyoruz.O zaten yücedir.Sözlerimize O’nun ismini katarak yücelmek istiyoruz. Her birimizin bu yüceliğe erişmesi, duası ve niyazı ile sıhhat ve afiyetler dilerim.

 

www.omerlutfiersoz.blogcu.com

0
0
0
Yorum Yaz