KUTSAL HAC YOLCULUĞU MEDİNE-2

2010-01-06 11:22:00

 

KUTSAL HAC YOLCULUĞU

MEDİNE 2

 

Malumunuz geçen haftaki yazımda Medine’deki güzellikleri anlatarak kutsal yolculuğumuzun ilk bölümüne ait bilgileri aktarmıştım. Medine-i Münevver’ede kaldığımız süre içerisinde ilk yazımda belirttiğim gezi ve ziyaretlerimize yenilerini eklemeye devam ettik. Tüm vakit namazlarımızı Mescid-i Nebevi’de kılıyor, diğer zamanlarda da önemli mekanları ziyarete devam ediyorduk.

 

            Mescid-i Nebevinin hemen yakınında bulunan Cennetül Bakia mezarlığını ziyaret ettik. Sahabelerden birçoklarının orada metfun olduğunu biliyorduk. Ancak yazılı bir taş veya işaret olmadığını için her kabir yeri diğerine benzemektedir. Bundan dolayı kimin nerde metfun olduğunu öğrenmek için tarihi dokümanlardan çıkarılan bilgiler çerçevesinde bazı şemaları elde ettik, cd temin ettik; sahabelerden bir çokları ile beraber Hz. Hatice dışındaki Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.)’in eşleri, çocukların da bu mezarlıkta metfun olduklarını öğrenip, şemaya göre defnedildikleri mekanları bulup, tüm Müslümanlar için Kuran okuyup, bağışladık.

 

Medine müzesini ziyaret ettik. Mescid-i Nebevi’nin ilk döneminden günümüze kadarki geçirdiği değişiklikler maketler halinde sergilenmektedir. Şu andaki Mescid-i Nebevi’nin alanı ilk dönemki Medine’den daha büyüktür. Bir milyona yakın Müslüman aynı anda namaz kılabilmektedir. Çevre tanzimi, gölgelik ve aydınlatmalarıyla da ayrı bir muhteşemlik sergilemektedir. Kıble bölümünde çok büyük bir boş alanı da mevcuttur. Medine müzesinden de gerekli bilgileri ve cd temin ettik. Hakikaten bu güzellikler görülmeye değerdi.

 

       Sabah namazından hemen sonra Ravza’da okunan hatimlerin duasını yaptıktan sonra, öncelikle Uhud savaşının yapıldığı mekana öncelikle Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.)’in 50 (elli) kişilik okçuyu yerleştirdiği ve “kesinlikle benden talimat gelmeden burayı terk etmeyin” dediği ayneyn tepesine çıktık. Uhud dağını ve şehitleri Hz.Hamzayı ve diğer şehitleri hüzünlü bir şekilde hatırladık. Okunan sureler ve yapılan dualardan sonra Mescid-i Kıbleteyn (iki kıbleli mescid)’e gittik. Malumunuz namazda önceleri Müslümanlar kıble olarak Mescid-i Aksa’ya dönüyorlardı. Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.) ikindi namazındayken, “yüzünü Mescid-i Haram’a çevir”Bakara süresi 149-150.ayet-i kerimeleri inince namaz içinde Mescid-i Aksa’dan, Kabe-i Muazzama’ya çevirmiştir. Onun içindir ki bu Mescid iki kıblelidir. Bu mescide ibadetlerimizi yaptıktan sonra Yedi Mescidler olarak bilinen bu gün sadece ikisi mevcut olan merkeze büyükçe bir caminin yapıldığı, aynı zamanda Hendek savaşının yapıldığı yer olan mekanı ziyaret ettik. Malumunuz çok  kısa bir sürede Selman-ı Farisi’nin teklifi ile 5.5 km. uzunluğunda 5 metre derinliğinde 9 metre genişliğinde dağın önüne hendek kazılmıştır. Peygamberimiz (s.a.s) bizzat çalışmış ve kazmayı vurduğu zaman Kisranın Saraylarının yıkılışını haber vermiştir.Müşrikler beklemedikleri süprizle karşılaşmış kuşatamadıkları gibi soğuk ve açlık baş gösterince de terk etmek durumunda kalmışlardır. Son olarak da Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s)’in çok sevdiği ve her cumartesi ziyaret ettiği Küba Mescidine bir cumartesi günü gittik. Tahüyyatül Mescid namazımızı kılıp, dualarımızı yaptık.Ranuna vadisindeki Küba mescidine yakın olan ilk Cuma namazının kılındığı cami tamir edildiği için dışından gördük.

            Alemle rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s)’in yaşadığı sıkıntıları, güzellikleri bu kutsal mekanlarda hatırladık. Çok farklı düşüncelere daldık. Hakikaten bu duyguları yaşamak gerekir. Sudanlı bir Müslüman’ın Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s)’e olan sevgisinin sonucu İstiklal Marşı Şairi M.Akif Ersoy’un “ Necid Çöllerinden Medine’ye” isimli bölümden  sizlere sunmak istiyorum.

 

Yâ Nebî, şu hâlime bak! 

Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca, sahranın; 
Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın! 
Harîm-i pâkine can atmak istedim durdum; 
Gerildi karşıma yıllarca ailem, yurdum 
"Tahammül et!" dediler Hangi bir zamana kadar? 
Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var! 

Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak; 
Önümde durmadı artık, ne hânümân, ne ocak 
Yıkıldı hepsi Ben aştım diyâr-ı Sûdân'ı, 
Üç ay "Tihâme!" deyip çiğnedim beyabanı 

Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrada; 
Yetişmeseydin eğer, yâ Muhammed, imdada: 
Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin; 
Akar sular gibi çağlardı her tarafta sesin! 
İrâdem olduğu gündür senin irâdene ram, 
Bir ân için bana yollarda durmak oldu haram 
Bütün heyâkil-i hilkatle hasbıhâl ettim; 
Leyâle derdimi döktüm, cibâli söylettim! 
Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözümü 

Nücûma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü? 
Azâb-ı hecrine katlandım elli üç senedir 
Sonunda alnıma çarpan bu zâlim örtü nedir? 
Beş altı sineyi hicran içinde inleterek, 
Çıkan yüreklere hüsran mı, merhamet mi gerek? 
Demir nikâbını kaldır mezâr-ı pâkinden; 
Bu hasta ruhumu artık ayırma hâkinden! 
Nedir o meş'ale? Nurun mu? Yâ Resûlallâh!

 

Sükün içinde bir an geçti, sonra bir kısa “ah!”…

Ne gördüm, oh!Serilmiş zemine Sudan’lı,

Başında, ağlayarak bir zavallı Seylan’lı,

Öpüp öpüp kapıyor elleriyle gözlerini…

Bitince harice nakliye gasli, tekfini,

“Baki” a gitti şehidin vücud-u fanisi;

“Harem”de kaldı, fakat ruh-i cavidanisi.

                                    Mehmed Akif Ersoy

Allah (c.c.) cümlemize böyle güzel sevgi ve aşk ve muhabbet nasip etsin. Sıhhat ve afiyetler dilerim.

Not:Kısmet olursa 09 Ocak 2010 Cumartesi günü saat 22.25’te Kon Tv’de Kahvenin Hatırı Programında Yazılarım,Hac’la ilgili hatıralarım Şiirler v.b. hususlardaki sohbetim Yayınlanacaktır.Bilgilerinize arz olunur.

www.omerlutfiersoz.blogcu.com

0
0
0
Yorum Yaz