HZ.LOKMAN'IN OĞLUNA ÖĞÜTLERİ

2012-11-28 09:45:00
HZ.LOKMANIN OĞLUNA ÖĞÜTLERİ |  görsel 1

                                                     HZ. LOKMAN’IN OĞLUNA ÖĞÜTLERİ       Hz. Lokman’ın, Soyu hakkındaki rivayetler, Hz. Eyyüp Peygamber(a.s.)  ile akraba olduğu yönündedir. İslâm âlimlerinin çoğunluğu, o’nun Peygamber değil, hikmet sahibi bir zat olduğu kanaatindedirler. «Hikmet»in bir anlamı da nazarî ilimleri elde ettikten sonra kazanılan ruhî olgunluk, söz ve davranışlarda isabet melekesidir. Zemahşerî’nin Keşşâf isimli tefsir kitabında, o’nun hikmetlerinden bir örnek olmak üzere şu olay nakledilmektedir:      Bir gün Hz.Davud Peygamber(a.s.), Hz.Lokman’dan, bir koyun kesip en iyi yerinden iki parça et getirmesini istemiş; Hz.Lokman da, ona kestiği hayvanın dilini ve yüreğini getirmiş, birkaç gün geçince Hz.Davud  aleyhisselâm, bu defa hayvanın en kötü yerinden iki parça et getirmesini istemiş; o, yine dilini ve yüreğini getirmiş. Hz. Davud (a.s. )’ın, sebebini sorması üzerine,Hz. Lokman şöyle demiş: «Bu ikisi iyi olursa, bunlardan daha iyisi; kötü olursa, yine bunlardan daha kötüsü olmaz.»diyerek,bizlere çok önemli aktarımlarda bulunmuştur.      Âyet-i Kerimelerde:“Andolsun biz Lokman'a: Allah'a şükret! diyerek hikmet verdik. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki, Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü övgüye lâyıktır.  Lokman, oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir ... Devamı

ARİFE GÜNÜ,KURBAN VE KURBAN BAYRAMI

2012-10-29 19:16:00
ARİFE GÜNÜ,KURBAN VE KURBAN BAYRAMI |  görsel 1

Kurban Bayramı, arife'den sonra başlamakta ve dört gün devam etmektedir. Kurban, Yüce Allah(c.c.)'a yaklaşmak niyeti ile yerine getirilen bir ibadettir.25 Ekim Perşembe günü malumunuz Kurban Bayramıdır. Arife günü ikindi namazından sonra ve Kurban Bayramı namazından sonra, kabirleri ziyaret ederek ölülerimizi hatırlamalıyız.Kabir ziyaretlerini sadece Bayram ve öncesi günlerle sınırlı tutmamalıyız.Fırsat bulduğumuz zaman dilimlerinde kabirleri ziyaret edip, Çokça tefekkür etmeliyiz. Okuyacağımız surelerin ecir ve mükafatını ölmüş olan ecdadımıza göndermeliyiz. Bu kabir ziyaretleri ölülerimize karşı duyduğumuz sevgi ve saygının bir ifadesidir.Ayrıca kabir ziyareti, insanlara ahireti hatırlatır. Bu ziyaretler vesilesi ile bir gün mutlaka öleceğimizi hatırlamış oluruz.Bu hatırlama aslında hayatımızı daima güzel ahlak esaslarına göre yaşamamız gerektiğini de beraberinde getirir.Dünyanın imtihan yeri olduğu,dolayısı ile bu imtihanda mutlaka başarılı olmamız gerektiği anlayışı bizlerde hakim olmalıdır. Aslında ölüm, dinimize göre bir yok oluş değil, gerçek manada var oluşun başlangıcıdır. Mevlâna Celaleddin-i Rumi, ölüm gecesini "Şeb-i Arus" düğün gecesi,gerçek sevgiliye, Allah(c.c.)'a kavuşma olarak değerlendirmiştir. Evet ölüm kişinin gerçek manada Allah'a, kavuştuğu gündür. Dünyada iken sevdiğimiz, saydığımız ve ziyaret ettiğimiz kimselerin kabirlerini ziyaret, onları unutmadığımızın, sevgi ve saygımızı devam ettirdiğimizin en açık belirtisidir. Kabir ziyareti sırasında, saygılı olmak, kabirleri çiğnememek, yüksek sesle ağlayıp feryat etmemek gerekir. Kabir ziyareti sırasında, Yasin Suresi okumak güzeldir. Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimiz ölüler için okunacak Yasin ve ihlas sureler... Devamı

CUM'A GÜNÜ VE ÖZELLİKLERİ (2)

2011-03-02 09:00:00

    Malumunuz geçen haftaki yazımda ana hatlarını ifade etmeye çalıştığımın yazımın kalan bölümünü aktararak tamamlamak istiyorum. Cuma Namazının Vücup şartları dışında, altı tanede Sıhhat Şartları bulunmaktadır. Sıhhat Şartları:          1- Cuma namazı kılınacak yer şehir veya şehir hükmünde olan bir yer olmalıdır. En az kırk kişinin oturduğu köyler şehir hük­müne bağlanarak, buralarda da Cuma na­mazının kılınması sahih kabul edilmiştir. İslâm ahkâmının uygulanmadığı yerlerde Müslümanlar bir araya gelerek içlerinden bi­rini imam tayin edip Cuma namazını kılabilirler. 2- Devlet Başkanı (Halife) bulunmalı ya­hut görevlendireceği bir İmam-Hatip olmalıdır. Eğer yetkili bir kimseden izin almak imkânı olmazsa, cemaat toplanarak aralarından biri­ni imam seçip Cuma namazını kılabilirler. Günümüzde maalesef, Cuma namazını ihmal edenler veya bir takım yanlış yorumlarla, Müslümanları, Cuma namazına cemaat ol­maktan alıkoymaya çalışanlar, iyi düşünmek mecburiyetindedirler. Günümüzde Müslü­manların çoğu kılması gereken beş vakit namazı terk etmiş durumdadırlar. Bunların büyük bir bölümü belki de sadece Cuma günleri namaza gelmektedirler. Bunları Cami Cemaati dışında bırakma yerine, diğer vakit namazlarında da Cemaat olmaları için çalışılmalıdır. Önemli olan Cemaati Camiden uzaklaştırmak değil, Camiden uzak olanları Camiye getirebilmek ve onlara Cemaat şuu­runu verebilmektir. Bu günlerde, dünya çapında Cuma namazının önemi daha iyi anla­şılmaktadır.   Cumanın sıhhatinin şartlarından olarak belirtilen Devlet Başkanı (Halife) bulunmak yahut bunun görevlendireceği bir İmam-Hatip... Devamı

CUM'A GÜNÜ VE ÖZELLİKLERİ (1)

2011-02-23 09:03:00

  Cum'a kelimesi, " topluluk, toplanma" anlamına gelir. Dinimiz İslam’a göre Cuma, Müslü­manların bir araya gelip toplandığı ve birlikte İbadet ettiği günün adı olmuştur ki, bu güne mahsus olarak kılınan namaza da "Cuma na­mazı" denir. Cuma Müslümanların bay­ramıdır. Bunun içindir ki, Cuma namazı farz-ı ayındır. Cumanın farziyeti Kitap, Sünnet ve İcma ile sabittir.   Cenab-ı Allah Âyet-i Kerimelerinde: " Ey imân edenler! Cuma günü, namaza çağrıldığınız ( ezan okunduğu) zaman, hemen Allah'ı anmaya koşun ve alış verişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız, elbette bu, sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılınınca artık yer yüzüne dağılın ve Allah’ın lütfunden isteyin. Allah’ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz." buyurmuştur. (Cuma Sûresi Âyet: 9-10)   Cumanın farziyetine delalet eden bir Hadis-i Şerifte; "Bilmiş olunuz ki, Allah-u Teâlâ benim bu yerimde, bu günümde, bu ayımda, bu yılımdan kıyamet gününe kadar Cumayı size farz kılmıştır. Bunu küçümseyerek yahut inkâr ederek kim hayatımda yahut benden sonra terk ederse, ister onun adil idarecisi olsun, ister zalim olsun, Allah onun iki yakasını bir araya getirmesin ve işine bereket verme­sin" buyurmuştur.   Cumanın önemine ve faziletine dair pek çok hadis-i şerifler zikredilmiş olup, her asırda Müslümanların ittifakı üzere de farziyeti sabit olmuştur. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimizin Medine'ye hicret buyurmaları ile Cuma'nın farz kılındığına dair âyet-i kerime nazil olmuştur. Hicreti esnasında henüz Medine ye varılmadan Kubâ’dan ayrıldıktan  kısa süre sonra, Peygam­ber (s.a.s.) Efendimiz, ilk Cuma namazını, Rebiûl-evvel ayını... Devamı

KUTLU DOĞUM

2010-04-14 09:26:00

         Malumunuz Peygamberimizin Hz.Muhammed(s.a.s.) 20 nisan(12 Rebiul Evvel) 571 yılında Mekke de dünyaya gelmiştir.Dünya ya teşriflerinden bu güne kadar 1439. sene geçmiştir.Bu sene-i devriyesinde her zaman olduğu gibi onu yeniden anmanın hazzını ve şerefini yaşamaktayız.Bu günden itibaren 14-20 Nisan tarihleri arasında  Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri yoğun olarak devam edecektir.        Hz.Muhammed(s.a.s) Efendimizin doğumu  Dünya Müslümanları tarafından hem 20 Nisan da hem de, Kameri Takvime göre Rebi'ül Evvel ayının 12. gecesinde, Mevlid Kandili olarak sürekli kutlanmış ve bunun devamı da sağlanmıştır.        Ülkemizde  önceleri sadece camideki etkinliklerle kutlanan Kutlu Doğum günleri,İlk defa düzenli olarak Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından 1989 yılında Kameri Takvim, 1994 yılından itibaren de, Peygamberimiz Hz.Muhammed(s.a.s.)’in Miladi doğum günü olan 20 Nisan tarihi esas alınarak Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri yapılmaya başlanmıştır. Bu çerçevede  Ülkemizin bütün il ve ilçelerinde Kutlu Doğum Haftası içerisinde Panel, Konferanslar v.b. etkinlikler düzenlenmektedir.        Konya İl Müftülüğümüzün organize ettiği 2010 yılı etkinlikleri de hakikaten takdire şayandır.Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle yapılacak etkinliklerden bazılarını kısaca hatırlatmak isterim: 14.04.2010 saat 20.00 de Mevlana Kültür Merkezi Sultan Veled salonunda Türk Tasavvuf Musikisi Konseri,Gül dağıtımı,Kırk Hadis ezberleme yarışması,Defter-Kalem-Kitap dağıtımı,Yetiştirme Yurdu,Huzurevi,Hasta v.b. ziyaretler yapılacaktır.Kan bağışı kampanyası düzenlenmekte ve 19.04.2010 günü... Devamı

MEVLÎD KANDİLİ

2010-02-24 09:36:00
MEVLÎD KANDİLİ |  görsel 1

Önümüzdeki 14/15 Şubat Pazartesiyi Salı ya bağlayan gece, Mübarek Mevlid Kandilidir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimiz dünyayı bu gece şereflendirmiştir. Peygamberimiz 20 Nisan (12 Rebiul-Evvel) 571 yılında Pazartesi günü sabaha karşı Mekke'de doğmuştur. Ahmed b. Hanbel Müsnedinde İbn-i Abbas'tan şöyle rivayet eder: "Peygamber (a.s.) Pazartesi günü doğdu. Pazartesi günü Peygamber oldu. Mekke'den Medineye hicret için Pazartesi günü çıktı. Medine'ye Pazartesi günü geldi. Hacer-ül Esved'i Pazartesi günü kaldırdı" Peygamber Efendimiz(s.a.s.) Sünnetli ve göbeği kesilmiş olduğu halde doğmuştur. Peygamberimizin iki kürek kemiği arasında bir nişanesi vardı ki, ona Hatem-i Nübüvvet (Son Peygamber Mührü) ve Mührü Mübüvvet (Peygamberlik Mührû) denilir. Mevlid-i Şerifin yazarı Süleyman Çelebi (H. 812) Vesiletün Necat adlı kitabının Mevlid bölümünde bu doğum anını şöyle dile getiriyor:        Amine Hatun Muhammed Anesi        Ol sadeften doğdu ol dürdanesi        Ol gece kim doğdu ol hayrül beşer        Anesi anda neler gördü neler        Dediler oğlun gibi hiç bir oğul        Yaradılalı Cihan gelmiş değil        Ol Rebiul-evvel ayın nicesi        On ikinci gece isneyn gecesi        Dedi gördüm ol habibin ânesi        Bir acep nur kim güneş pervanesi. Hazret-i Muhammed (s.a.s.)’in pek çok isimleri vardır. En ... Devamı

KUTSAL YOLCULUKTAKİ KARDERŞLİK ŞUÛR’U

2010-01-27 10:07:00

Malumunuz Medine’deki ibadetlerimiz ve ziyaret yerleri ile ilgili olarak yazdığım dört yazımda siz değerli okuyucularımıza kutsal mekânlardaki güzelliklerden bir nebze aktarmıştım. Bu yazımda da hac farizasını yerine getirmek için kutsal mekânlara gelen Müslüman kardeşlerimizle konuşup, ülkeleri ve genel durumlar hakkında çok güzel keyifli sohbetler yaptık. Hac ibadeti İslam’ın beş temel şartından biridir. Bu kutsal mekânlara gelenler bu şuur içerisinde dini vecibelerini, ibadetlerini çok büyük bir zevk, huşu ve huzur içerisinde yerine getirmektedirler. Hac ibadeti ile ilgili olarak asli görevimizin yanında Müslüman kardeşlerimizle konuşup, gerekli bilgilenmeyi sağladık. Cenabı Allah (c.c.) “Müminler ancak kardeştir” (Hucurat:10) buyurmuştur. Bu sayede gerçek manada ancak müminlerin kardeş olduğunu anlamış ve görmüş olduk.  Kutsal mekânlarda dünyanın dört bir yanından gelen, Mısır, Bangladeş, Afganistan, Pakistan, Tacikistan, İran, Suriye, Somali, Sudan, Endonezya, Avrupa, Avustralya, Amerika, Çin, Doğu Türkistan v.b. ülkelerden gelen birçok Müslüman kardeşlerimizle tanışıp, çok güzel ve yararlı konuşmalarımız oldu. Bu sayede kardeşlik şuurumuzun gereği her bir Müslüman kardeşimizin derdiyle dertlenip, haberdar olup, karşılıklı fikir alış verişlerinde bulunduk. Bu yönüyle bakıldığı zaman Hac gerçekten Müslümanların en büyük kongresidir.  Unutamadığım ve sizlere de aktarmayı uygun gördüğüm bir sohbetimiz, Medine’de Mescid-i Nebevi’de vuku bulmuştur. Öğle namazından sonra Sivaslı olduğunu öğrendiğim genç kardeşim, yaklaşık elli yaşlarındaki bir Müslüman ile Arapça konuşuyorlardı ki, Sivaslı kardeşimizin Arap&c... Devamı

Kutsal Hac Yolculuğu Mekke-2

2010-01-20 10:11:00

Malumunuz Kutsal Hac yolculuğumuzla ilgili olarak Medine ve Mekke’ye ait bilgileri aktarırken bugünkü yazımın dışında üç yazı kaleme almıştım. Ziyaret ettiğim mekanları ve hacı olmamız için gerekli olan farzları yerine getirdiğimiz günleri bu yazımda siz değerli okuyucularıma aktarmak istiyorum.   Bu görevleri yerine getirirken farz, vacip, sünnet v.b. hususlara azami gayret göstermiş olup, Hanefi mezhebinin görüşleri ve Ehl-i Sünnet mezheplerden olan Şafii, Maliki, Hanbeli mezheplerinden de yararlandık. Hepsinin ittifak ettiği hususlara göre genel anlamda ibadetlerimizi yapmaya gayret ettik.Farzların dışındaki bazı Vacip ve Sünnetlerin uygulanmasında Hanefi mezhebinin görüşüne uygun olarak yarine getiremediğimiz  bir kısım ibadetlerimizi, diğer  Ehl-i Sünnet mezhep görüşlerine uyarak tamamladığımız hususlarda  olmuştur.   Mekke’de kaldığımız süre içinde Kabe’ye çok yakın olan bu günlerde kütüphane olarak düzenlenmiş ama açık olmayan, Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.)’in doğduğu evi ziyaret ettik. Hz.Hatice validemizin de metfun bulunduğu Cenneti Mualla mezarlığını ziyaret ettik. Aynen Cennet-ül Baki’de olduğu gibi kimin nerede metfun olduğu belli değildi. Sadece Hz.Hatice validemizin kabrinin olduğu yer çerçeve şeklinde belirlenmişti.   Aşağı bölümde açılmış boş durumda onlarca mezar gördük. Bu açılan kabirlere zaman zaman definlerin yapıldığı, yaklaşık beş on sene sonra oradaki kemiklerin başka bölüme aktarılarak aynı kabre başka cenazelerin defnedildiği bilgisine ulaştık. Okuduğumuz sûreleri bağışlayıp, dualarımızı yaptıktan sonra, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in cinlere namaz kıldırdığı yerde bulunan  cin mescidini ziyaret ettik. ... Devamı

KUTSAL HAC YOLCULUĞU MEKKE-1

2010-01-13 09:01:00

KUTSAL HAC YOLCULUĞU MEKKE-1   Malumunuz Kutsal Hac yolculuğumuzun ilk bölümü olan Medine’ye ait bilgileri iki yazımda siz okurlarıma aktarmıştım. Kısmet olursa bu ve sonraki yazılarımda da Mekke’de yaşadıklarımız ve ziyaret ettiğimiz yerler hakkında bilgiler vereceğim.             Medine’den 12 Kasım günü sabah namazı müteakip ayrılma hazırlıklarımızı tamamladık. Saat 9.00’da Medine’den Mekke’ye doğru hareket ettik. Medinelilerin ve Medine üzerinden Mekke’ye gidenlerin mikat yeri (İhrama girme yeri) olan Medine’nin yaklaşık 15 km güneyinde bulunan Zülhuleyfedir. Aynı zamanda Abar-ı Ali diye bilinen yerdir. Toplam ihrama girme yeri olarak bilinen beş nokta bulunmaktadır. Zulhuleyfe, Cufhe, Karn, Yelemlem ve Zat-ü Irk’tır. Medinelilerin ve o istikametten Mekke’ye gidenlerin ihrama girdikleri yere Zulhuleyfe, Şamlıların ve Şam cihetinden gidenlerin ihrama girdikleri yere Cuhfe,Necd ve Kuveyt tarafından Mekke ye gidenlerin ihrama girdikleri yere Karn,Yemenlilerin ve o taraftan Mekke ye gidenlerin ihrama girdikleri yere Yelemlem, Mekke ye Irak yönünden gidenlerin ihrama girdikleri yere  Zat-ü Irk denilmektedir.             Mikat sınırları ihramsız geçilmez. Belirttiğim ihrama girme yerlerine uğramayanlar bunların hizalarında ihrama girebilmektedirler. Deniz ve hava yolu ile yolculuk yapanlar gemi ve uçaklara binmeden önce ihrama girebilecekleri gibi,  bu taşıtlara bindiktendik ten sonra da ihrama girebilirler.             Bizler Umre için ihramlarımızı otellerimizde giymiştik. Zulhuleyfe, Abar-ı Ali de ihram namazını kıldıktan sonra Umreye niyet edip, telbiye  (lebbeyk) getirerek ihrama girmiş olduk. Bu nokt... Devamı

KUTSAL HAC YOLCULUĞU MEDİNE-2

2010-01-06 11:22:00

  KUTSAL HAC YOLCULUĞU MEDİNE 2   Malumunuz geçen haftaki yazımda Medine’deki güzellikleri anlatarak kutsal yolculuğumuzun ilk bölümüne ait bilgileri aktarmıştım. Medine-i Münevver’ede kaldığımız süre içerisinde ilk yazımda belirttiğim gezi ve ziyaretlerimize yenilerini eklemeye devam ettik. Tüm vakit namazlarımızı Mescid-i Nebevi’de kılıyor, diğer zamanlarda da önemli mekanları ziyarete devam ediyorduk.               Mescid-i Nebevinin hemen yakınında bulunan Cennetül Bakia mezarlığını ziyaret ettik. Sahabelerden birçoklarının orada metfun olduğunu biliyorduk. Ancak yazılı bir taş veya işaret olmadığını için her kabir yeri diğerine benzemektedir. Bundan dolayı kimin nerde metfun olduğunu öğrenmek için tarihi dokümanlardan çıkarılan bilgiler çerçevesinde bazı şemaları elde ettik, cd temin ettik; sahabelerden bir çokları ile beraber Hz. Hatice dışındaki Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.)’in eşleri, çocukların da bu mezarlıkta metfun olduklarını öğrenip, şemaya göre defnedildikleri mekanları bulup, tüm Müslümanlar için Kuran okuyup, bağışladık.   Medine müzesini ziyaret ettik. Mescid-i Nebevi’nin ilk döneminden günümüze kadarki geçirdiği değişiklikler maketler halinde sergilenmektedir. Şu andaki Mescid-i Nebevi’nin alanı ilk dönemki Medine’den daha büyüktür. Bir milyona yakın Müslüman aynı anda namaz kılabilmektedir. Çevre tanzimi, gölgelik ve aydınlatmalarıyla da ayrı bir muhteşemlik sergilemektedir. Kıble bölümünde çok büyük bir boş alanı da mevcuttur. Medine müzesinden de gerekli bilgileri ve cd temin ettik. Hakikaten bu güzellikler g&oum... Devamı

KUTSAL HAC YOLCULUĞU MEDİNE-1

2009-12-28 09:33:00

    KUTSAL HAC YOLCULUĞU MEDİNE - 1          Kutsal Hac yolculuğumuz, 03 Kasım 2009 Salı günü saat 16:30’da evimin önünde komşuların, arkadaşların ve akrabaların katılımı ile babam Seyit Mehmet Ersöz’ün yaptığı dua sonrası başladı. Akabinde 17:30 da Mevlana Kültür Merkezinden Müftülüğün organize ettiği konuşmalar ve duaların sonrasında otobüslerle Ankara’ya hareket ettik .         Ankara Esenboğa Havaalanından saat 04:00 de Medine’ye gitmek üzere havalandık ve iki saat elli dakikalık uçuştan sonra Medine’ye ulaştık. Hava alanındaki işlemleri ikmal ettikten sonra otobüslerle kalacağımız Kıble Menazil Oteline gittik.Otele ulaştığımızda öğleden sonra saat 14:00’a yaklaşmıştı. Hemen eşyalarımızı bırakıp, abdestlerimizi aldıktan sonra, büyük bir coşku ve heyecanla Mescid-i Nebi’ye koştuk.           Öğle namazımızı kıldıktan sonra kindi namazımızı bekledik. Namaz sonrası, Alemlere Rahmet olarak gönderilen peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.)’in metfun bulunduğu bölüme, kabri şerifi ile minber arasındaki Cennet olarak müjdelediği yeşil halılar ile sınırları belirlenmiş bu mübarek mekana ilk günün ilk saatlerinde girip, namaz kılıp, dua etmek nasip oldu. Daha sonraki günlerde de ne zaman Bab-üs Selam kapısından içeri girsem bu güzel mekanda namaz kılıp, Kuran-ı Kerim okumak, Ümmet-i Muhammed için  dualar yapmak nasip oldu. Bu yüzden Cenab-ı Allah’a bu güzellikleri bizlere lütfettiği için ne kadar şükretsek azdır. Medine’de sekiz gün kalıp daha sonra Mekke’ye 12 Kasımda karayolu ile gidileceği planlandı. Ravza-ı Mutahhara’da 40 (kırk) vakit namaz... Devamı

KIYAMET ALAMETLERİ

2009-10-21 09:30:00

   Kıyamet'in alametleri küçük ve büyük  ol­mak üzere iki kısımdır. Küçük alametleri: Yeryüzünde fitne ve fesadın çoğalması, ce­haletin artması, zinanın çoğalması,içki’nin kumar’ın artması, erkeğin eşine itaat edip anasına isyan etmesi, başkalarına iyi­lik edip babasına cefa etmesi, şerlerinden ko­runmak için bazı kimselere ikram olunması, son­ra gelenlerin ilk gelenleri beğen­memesi, emin kimselerin pek nadir olması, hayrın şer, şerrin hayır görünmesi, mes­citlerin binaca mamur, cemaatçe fakir olması, hakkı söyleyenin dinlenmemesi, insanlar arasında adalet, büyüğe hürmet, küçüğe mer­hamet, din kardeşliğine muhabbet, ilim, haya, bereket kalmaması, terazide ölçüde hilenin çoğalması, yalancı şahitliğin artması, helal lokmanın azalması, işlerin ehline verilmemesi, dünyanın sevilip ahire tin, malın sevilip hesabın, hayatın sevilip ölümün, halkın sevilip yaratıcının, evlerin sevilip kabrin unutulması ve benzeridir.   Âyet-i Kerimede:”Onlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey beklemiyorlar.Muhakkak onun alametleri gelmiştir(ama öğüt almıyorlar).Kıyamet kendilerine gelip çatınca öğüt almaları kendilerine ne fayda verecek?”(Muhammed Sûresi âyet:18) Hadis-i Şerifte: "Kıyametin ne za­man kopacağını bana haber ver diyen Cibril'e cevaben Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.): Bu konuda soru  sorulan,soru sorandan daha fazla bilgiye sahip değildir.” buyurmuştur. Cibril (a.s.) öyle ise ema­relerini yani daha önceki alametlerini bildir dedi. Cevabında: Cariye’nin kendi sahibini doğurması ve yalın ayak, sırtı çıplak, fa­kir  çobanların, hangimizin kurduğu bina daha yüksektir diye yarışa &cced... Devamı

HESAP GÜNÜNDEN ÖNCE KENDİMİZİ HESABA ÇEKMELİYİZ.

2009-10-14 10:35:00

  Öncelikle İslam gibi güzel bir nimete sahip olduğumuz için ne kadar şükretsek azdır.Tüm kusur ve noksanlıklarımıza rağmen Hamdolsun Müslümanız. İslam’ın kadrini kıymetini dünyada iken tam anlamı ile bilmeli, hesap gününden önce kendimizi hesaba çekmeliyiz ki kurtuluşa erebilelim. Kıyamet Süresinde: “Kıyamet gününe yemin ederim. Kendini kınayan (pişmanlık duyan) nefse yemin ederim ki (diriltilip hesaba çekileceksiniz.) insan kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanır? Evet, bizim onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter. Fakat insan önündekini (kıyameti) yalanlamak ister. “Kıyamet günü ne zamanmış?” diye sorar. İşte, göz kamaştığı, ay tutulduğu, güneş ile ay bir araya getirildiği zaman! O gün insan “kaçacak yer neresi!” diyecektir. Hayır hayır! (kaçıp) sığınacak yer yoktur! O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur. O gün insana, ileri götürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir. Artık insan kendi kendinin şahididir. İsterse özürlerini sayıp döksün. Hayır! doğrusu siz, çarçabuk geçeni (dünya hayatını ve nimetlerini) seviyor, ahireti bırakıyorsunuz. Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parlayacaktır. Rablerine bakacaklardır. ( O’nu göreceklerdir) yüzler de vardır ki, o gün buruşacaktır” (Ayet:1-24) buyurulmuştur.Kıyametin dehşetli anı bir çok sûrede haber verilmiştir. İnfitar, Tekvir, Abese sürelerindeki ayetlerden bazılarını aktarmak suretiyle gerekli bilgilendirmeyi amaçlıyorum. Bu vesile ile hiç değilse, unuttuğumuz dünyevileştiğimiz günlerde, yeniden kıyameti, ahireti, hesabı düşünüp, hayatımızı güzel yaşamamıza vesile olmak istiyorum... Devamı

KADİR GECESİ VE RAMAZAN BAYRAMI

2009-09-16 12:41:00

                Bu gece ihya ettiğimiz , Mübarek Kadir Gecenizi ve 20 Eylül Pazar günü idrak edeceğimiz Ramazan    Bayramınızı en kalb-i duygularımla tebrik eder,hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim.Cenab-ı Allah kadir gecesi hakkında şöyle bu­yuruyor: “Doğrusu. Biz Kur’an’ı Kadir Gecesinde indirmişizdir. Kadir Gecesinin ne olduğunu sen bi­lir misin? Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır. Bu gece Melekler ve Ruhül-Kudüs (Cebrail) Rablerinin izniyle her türlü iş için İnerler. O gece fecrin doğuşuna (Tan yerinin ağarmasına) kadar bir esenliktir. (Selâmettir). (Kadir Suresi Ayet:1, 2. 3, 4,5.)Yeryüzüne nûr saçan, Alemleri Zulmetten nur’a garkeden ve İnsanlığa ebedi saadeti bahşeyleyen, Rehberimiz Kuran’ı Azimüşşan bu Mübarek gecede nazil olmuştur.Cenab-ı Allah âyet-i kerimesinde: “Biz Kur­an’ı Mübarek bir gecede indirdik” buyurmuştur. (Duhan Suresi ayet: 3)Mübarek Kadir Gecesinde indirilen Kuran’ı Kerimin ahkamı ile amel etmeliyiz, Kuran’a tabi olup ona sahip çıkan İnsan, Allah’ın Rızasını ka­zanıp Cennetine, sahip çıkmayan ise Gazabına uğrayıp Cehenne­mine gider. Kuran’ı Kerim, kendisini hoş görme­yene güçlük, tabi olana kolaylıktır. Kuran’ın hükmüne uymak belâdan ve darlıktan emni­yettir. Kolay ezberlenebilir olması, zaman ve mekanın değişmesine rağmen hiçbir deği­şikliğe uğramayışı, kıyamete kadar da değiştirilemeyecek oluşu, her devirde hükümlerinin önemi ve tazeliğinin daha iyi anlaşıldığı v.b. gerçekler,  Kuran’ı Kerimin Mucizevi özelliklere sahip oluşunun açık göstergesidir.Kadir Gecesi ile ilgili olarak bir Hadis-i Şerifte: “Ai... Devamı

RAMAZAN KURAN’IN DOĞUM AY’IDIR

2009-09-02 16:51:00

         Malumunuz Kuran-ı Kerim Cenab-ı Allah (c.c.) tarafından Cebrail (a.s.) aracılığı ile Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)' e ilk olarak Ramazan ayı içerisinde bulunan Kadir gecesinde vahyedilmiştir. İlk vahiy Ramazan ayı içerisinde peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.)’e gönderildiği için, Ramazan ayına Kuran’ın doğum ayı diyebiliriz.   Ramazan-ı Şerifin bereketi, güzelliği ile birlikte Müslümanların ibadetlerindeki artış, Kuran’ın doğum ayının doğru anlaşıldığını göstermektir.Bu anlayış kulluk görevlerimizin zirveye çıkmasına da sebep olmaktadır. Çünkü Ramazan’ın evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden kurtuluş ay’ıdır. Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.): “Ramazanda şeytanlar bağlanır” buyurmuştur. Ramazan dışındaki zamanlarda ibadetleri noksan olan, davranışlarındaki olumsuzlukları fazla olanlar bu mübarek ay ile birlikte asli görevlerimizden olan kulluk bilincine gerçek anlamda kavuştuklarını her birimiz çevremizden gözlemlemekteyiz.Ramazan-ı Şerifte kazanılan güzel alışkanlıklar Ramazan dışındaki aylarda da devam etmelidir. Nefsimize ve şeytanların vesveselerine dur diyebilmeliyiz. Akıl nimetimiz sayesinde imanımızı güçlendirerek taklidi imandan tahkiki imana ulaşmalıyız. Kısacası nefis muhasebemizi yapmalıyız. Ramazan-ı Şerifteki güzel kazanımlarımızı diğer zamanlara da taşımalıyız. Ramazanda Kuran-ı Kerim tilaveti, hatimler doruk noktaya çıkmakta, ibadetlerimiz artmakta, yardımlaşma ve dayanışmanın en güzel örnekleri sergilenmektedir. Bu özelliklerimizin her zaman aynı anlayışta devamını sağlamalıyız.  Kuran-ı Kerim’in doğduğu Ramazan-ı şerifte tuttuğumuz oruç, ruhun doyurulması için bedenin aç bırakılması halidir. Oruçla ruh doyurulur, beden terbiye edilir. Yeme, i&ccedi... Devamı

KURAN-I OKUMAK, ANLAMAK VE YAŞAMAK GEREKİR

2009-09-09 14:43:00

        Kuran-ı Kerim; Yüce Râbbimizin Cebrail (a.s.) aracılığı ile Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)'e indirdiği ilâhi kanunların bütünüdür. Kuran-ı Kerim bütün akıl sahipleri için bir hidayet kaynağıdır.Müslüman; Kuranın ihtiva ettiği itikâdi, ikti­sadî, içtimaî, hukukî ve ahlâkî bütün düsturlarının Cenab-ı Hak tarafından konulan ka­nunlar olduğuna İnanan ve bu İnancının gereğini yaşamaya bütün varlığıyla yönelen insandır.Müslümanlar Kuran-ı Kerim'i okumak, an­lamak, ve yaşamakla emrolunmuşlardır. İnandığı ve Hayat Nizamı edindiği Kuran'a karşı Müminin ilk vazifesi O'nu sık sık okumak olmalıdır. Kuran'ın ilk emri "Oku” iken şüphe­siz Kuran'ı okuyamama diye bir mazeret olamaz. Her Müslüman Kuran'ı okumayı ken­disi bilmeli ayrıca aile fertlerine ve öğre­tebileceği kimselere öğretmelidir. Peygam­berimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Hadis-i Şerifle­rinde şöyle buyurmuşlardır: "Sizin en hayırlınız. Kuran'-ı öğrenenleriniz ve öğretenlerinizdir" "Her kim Kuran'dan bir harf okursa ona bir sevap vardır.Her bir sevap ise on katı ile mükâfatlandırılacaktır". "Kıyamet gününde, Kuran, Allah'ın huzurunda kendisini okuyan ve yaşayan kişi için Allah (c.c..)'a niyaz eder;“Ya Rabbi! Ondan razı ol der. Allah (c.c.)'da o kişiden hoşnut olur".Kıldığımız namazlarımızda Kuran okuyo­ruz. Her gün her an Kuran'la iç içe olmalıyız. Kuran-ı anlamalıyız ve O'na göre yaşamamız gerekmektedir. Müminin Kuran'a İmanı O'nu yaşamak içindir. Yüce Rabbimiz şöyle buyurmuştur: "İşte bu (Kuran), indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Artık Kuran'a uyun ve Allah’tan  korkun ki size merhamet edilsin" (En'am Sûresi âyet: 155)Peygamberimiz Hz. Muh... Devamı

Nikah,Düğün ve Evlilik

2009-08-19 10:05:00

Dinimiz İslam, ailenin kurulmasını sağlayan, nikahı, evlenmeyi emretmekte ve vazgeçilmez özellikte önemli olduğunu bizlere haber vermektedir.            Hakikaten evlilik ile oluşan aile çok kutsaldır. Aileleri sağlam olan toplumların yıkılmaları mümkün değildir. Tarihi kayıtlardan da öğreniyoruz ki, aileleri sağlam toplumlar uzun yıllar varlıklarını sürdürmüşler, aileleri çöken toplumlarda yok olup gitmişlerdir.            Allah (c.c.) nikahı (evliliği) emretmiştir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) de nikahlanmış, evlenmiştir. Kendine evlenmeyi yasaklamak isteyen sahabelere de asla izin vermemiştir.             Hadis–i Şeriflerde: “Nikah benim sünnetimdir. Kim ki onu terk ederse benden değildir.” “Evleniniz, çoğalınız çünkü ben kıyamet günü sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim” buyurulmuştur.            Nikahın olmadığı beraberliklerde gayri meşruluk ve yozlaşma vardır. Sonucunda zina söz konusudur. Böyle bir durumda ise nesillerin neseplerinin bozulması, ahlaki çöküntü kaçınılmaz olur.            Düğünlerimizin bizi biz yapan değerlerimize uygun tarzda yapılması çok önemlidir. Evlatlarımıza kuracağımız aile yuvasının başlangıcını Yaratıcımızın emirlerine uygun olarak yapmalıyız. Yasaklanmış olan fiil ve eylemlerden kaçınmalıyız.            Düğün yapmak, meşakkatli ve zahmetli gibi görünmekle beraber çok keyifli ve aynı zamanda zahmetinden çok daha fazla sevaba nail olmamızı sağlamaktadır.  ... Devamı

YENİDEN İMAN EDİNİZİ NASIL ANLAMALIYIZ.?

2009-08-17 16:44:00

         İmanımızı yeniden gözden geçirerek ve yenileyerek devamlılığını sağlamalıyız. Allah (c.c)’a, peygamberlerine, kitaplarına çok sağlam ve şüphe götürmez bir imanla iman etmeli gönül huzurunu sağlamalıyız. Bu özellik ve güzelliğe sahip olursak, yeniden iman edinizi anlamlandırmış oluruz. Nisa süresinin 136. âyeti kerimesinde : “Ey iman edenler! Allah’a ve peygamberlerine, peygamberine indirdiği kitaba, ondan önce indirdiği kitaba iman (sebat) edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkar ederse tam manasıyla sapıtmıştır” buyurulmuştur.Ayet-i kerimeden açıkça anlaşılmaktadır ki, “Ey iman edenler! Allah’a, peygamberlerine ve onlara indirilen kitaplara yeniden iman ediniz” buyurulmaktadır. İman ettiğimiz bilinmekte, fakat yeniden iman etmemiz bizden istenmektedir. Yeniden iman etmek, yenilenmek, imanın güçlü ve sağlam bir şekilde varolmasını sağlamak içindir. İslam la yenilenerek var olan imanımızı gözden geçirmeli, çok güçlü ve sağlam olarak devamlılığını sağlamalıyız. İman esaslarına olan inancımız her zaman bu bilinç ve şuur anlayışı ile dop dolu olmalıdır.Nefsimizle hesaplaşmamız, tefekkürümüz, olaylar karşısındaki tutum ve davranışlarımız, yeniden iman etmeye yönelişimiz, imanımızın her geçen gün güçlenip değerlenmesine vesile olmalıdır. Kısacası taklidi bir imandan tahkiki bir imana ulaşmalıyız. İmanın değerini İstiklal Marşımızın Şairi merhum M.Akif Ersoy bir beytinde şöyle dile getiriyor:İmandır o cevher ki, ilahi ne büyüktür.İmansız olan paslı yürek sinede yüktür.Hakikaten iman en büyük değerdir. Sıhhat ile iman sağlamsa en büyük nimet içindeyiz demektir. Dü... Devamı

BERÂT GECESİ

2009-08-05 10:04:00

Berât Gecesi, Kameri takvimin 8. ay'ı olan Şaban'ın 15. gecesidir. Yani bugün 5/6 Ağustos Çarşamba'yı Perşembe’ye bağlayan gecedir.Berat kelimesi, sıkıntıdan, borçtan, suç ve cezadan kurtulmak, beri olmak anlamına ge­lir.Berâet kelimesinin kısaltılmış şeklidir. tosir. Yani bugün 5/6 Temmuz Berât Geceside, günahlardan, işlenen manevi suçlardan kurtuluş beratının yazılıp verildiği bir gecedir.Bu gece Müminler mağfirete ererler ve günahlardan temizlenirler. Yüce Allah (c.c.) bu gecede, dili ve kalbi ile kendisine yöne­lenleri ve kendisinden bağışlanmalarını İs­teyenleri, affetmekte ve bağışlamaktadır. Yeter ki, Müslüman tam bir dil ve gönül bağı ile Al­lah (.c.c)'a yönelmiş olsun.Bu gece, her insanının mukadderatının tayin edildiği bir dönüm zamanıdır. Peygam­berimiz Hz. Muhammed (s.a.v.): “Esirge­yenlerin en merhametlisi olan Cenab-ı Al­lah, Şaban ayının 15. gecesi kullarına keremi ve lütfü ile tecelli eder. Müminlerin günah­larını af buyurur. Kafirlere mühlet verir.” bu­yurmuştur. Peygamber Efendimiz Hz. Mu­hammed (s.a.v.), çok feyizli ve bereketli olan bu geceyi uyanık bir şekilde geçirmemizi bize tavsiye ediyor ve şöyle buyuruyor.: “Şaban ayının on beşinci gecesi olduğu za­man, O geceyi ibadetle ihya ediniz ve gündüzünü de Oruçlu geçiriniz. Çünkü Allah’u Taela O gece güneş doğuncaya kadar dünya alemine rahmet nazarı ile tecelli eder ve buyurur ki : “Yok mudur bağışlanmak is­teyen, bağışlayayım? Yok mudur rızk isteyen, rızıklandırayım ? Yok mudur hastalıklarına şifa isteyen, şifasını vereyim? daha ne gibi dilekleri olanlar varsa istesinler vereyim”Şu halde bizlerde Peygamberimizin bu ikaz ve buyruğuna kulak açıp gönül vererek, bu ve benzeri gec... Devamı

SABIR

2009-07-29 11:58:00

Sabır, kulun gücünü aşan, başa  gelen bela ve musibetlere tahammül edip, sebat  göstermesidir. İnsan, başına gelecek acılara katlanarak ve meşakkatlere karşı da direnerek, Allah (c.c.)’a kulluk görevini en iyi şekilde yerine getirip, bu güzel özelliğini hayatının her anında devam ettirmelidir.Ayet-i kerimelerde: “Ey iman edenler! Sabredin;(düşman karşısında) sebat gösterin, (cihat için) hazırlıklı ve uyanık bulunun ve Allah’tan korkun ki başarıya erişesiniz” (Ali-İmran süresi. Ayet:200) “Onlar öyle kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer, başlarına gelene sabrederler, namaz kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah için) harcarlar” (Hac süresi. Ayet: 35) “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber) sabredenleri müjdele!” (Bakara süresi: Ayet: 155)“Asra (yüzyıl-ikindi vakti) yemin olsun ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak, İman edip, iyi ameller işleyenler,birbirlerine Hakkı ve Sabrı tavsiye edeneler müstesnadır” (Asr süresi Ayet:123)“Ey iman edenler: Sabır ve Namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Çünkü Allah, muhakkak sabredenlerle beraberdir” (Bakara süresi. Ayet: 153)(Sabır ve namaz, nefsin kötü arzularına karşı en büyük silahtır.)“And olsun ki senden önceki peygamberlerde yalanlanmıştı. Onlar, yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine rağmen sabrettiler, sonunda yardımımız onlara yetişti. Allah’ın kelimelerini (kanunlarını) değiştirebilecek hiçbir kimse yoktur.Muhakkak ki Peygamberlerin haberlerinden bazısı sana geldi”(En-am Süresi. Ayet:34) “Sabret! Senin sabrın da ancak Allah’ın yardımı iledir. Onlardan dolayı kederlenme, kurmakt... Devamı

Kelime-i Tevhid Hatmi (Ölmeden Önce,Ölenin Arkasından Belli Sayı

2009-07-22 10:23:00

         Öncelikle bir insanın Müslüman olması için Kelime-i Tevhide, diğer adıyla, Kelime-i Şahadete kalben inanıp,lisan ende söylenmesi gerekir.Allah(c.c.)’ın var ve bir olduğu ondan başka İlahın olmadığına,Hz. Muhammed(s.a.s.)’in Allah(c.c.)’ın kulu ve peygamberi(elçisi) olduğuna şahitlik edip,inanıp,kabul  etmekle mümkün olduğu Kuran ve Sünnetten net bir şekilde anlaşılmaktadır.     İnanan Müslümanlar olarak bizlerin bilmesi ve dikkat etmesi gereken husus,yaptığımız işlerin Dinimiz İslam’a uygun olup olmadığını bilmektir.Kuran ve Sünnete tabi olanların kurtuluşa erecekleri Veda hutbesinde açıkça belirtilmiştir.     Okumayan araştırmayan bir toplum olduğumuz için  maalesef,hurafe,bidat v.b. yanlışlıklar zaman içinde doğru bilgi olarak algılanmakta,bir takım yanlışlıklar yapılmaktadır.Halbuki İmanımız taklidi konumdan,tahkiki konuma ulaştırılmalıdır.Atalarımızdan aktarılan her bilgi doğru olmayabilir,İslam’ın özüne uygun mu yoksa değil mi? araştırılmalıdır.Bazı uygulamalar zaman içinde yanlış aktarılmışsa onun doğrusu öğrenilip uygulanmalıdır.      Bu konu ile ilgili olarak Konya Müftülüğüne,Diyanet işleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kuruluna,İlahiyat Fakültesi hadis kürsüsü yetkili Öğretim görevlilerine sorarak aldığım cevapları sizlerle paylaşmak istiyorum:    ”Ölen kişi adına yapılan her türlü dua, zikir ve hayrın, ölüye fayda sağlayacağı umulur. Kelime-i Tevhid de en büyük zikirlerden biridir. Ancak, kelime-i Tevhidin, ölen kişinin ardından belli rakamlarda okunması gerektiğine dair dini bir nas yoktur.”“Bir kişinin hayatta iken, kendisinin, öldüğü zaman, arkasında... Devamı

MİRAÇ GECESİ

2009-07-15 09:04:00

             Önümüzdeki Pazarı Pazartesiye bağlayan 19 temmuz gecesi  Miraç  Kandili’dir. Bu vesile ile Miraç Kandilinizi tebrik eder, Alem-i İslam’ın her iki cihanda kurtuluşuna vesile olmasını yüce Mevla’dan niyaz ederim.             Miraç’ın lügat manası, yükselmek, yukarı çıkmaktan kinayedir. Recep ayının 27.gecesi Miraç hadisesi vuku bulmuştur. Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.) gecenin bir anında, Mescidi Aksa’dan Cenab-ı Hakkın dilediği yüksekliğe çıkarılması hadisesine Miraç denir. Bir de İsra (gece yürüyüşü) vardır ki, Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.)’in Mekke-i Mükerremedeki, Mescid-i Haramdan, Mescid-i Aksaya kadar olan yolculuğuna, “gece yürüyüşü” denir. Bu, gece yürüyüşü (isra) hadisesi Kuran-ı Kerim ile sabittir. İsra suresindeki 1.ayeti kerimede: “Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye Muhammed kulunu Mescidi Haramdan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir. O, gerçekten işitendir, görendir” buyurulmuştur.              Miraç, Mescid-i Aksa’dan başlayıp, göklere oradan da Cenab-ı Allah(c.c.)’ın dilediği yerlere Habib-i Edibini yükselterek O’na kudret ve Azametine delalet eden ayetleri göstermesidir ki, meşhur hadis-i şerif ile sabittir. Bu hadiseyi Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.) şöyle anlatmaktadır: “Öyle bir müstevaya çıkarıldım ve öyle makamlara yükseltildim ki, kainatın mukadderatını yazan kalemlerin gıcırtılarını işitiyordum”   &... Devamı

Üç Aylar

2009-06-24 12:01:00

     Malumunuz (kamer) ay takvimine göre yılın yedinci, sekizinci ve dokuzuncu aylarından olan, Recep, Şaban ve Ramazan aylarına verilen isim üç aylardır. Bu gün de Recep ayının ilk günüdür. Bu vesile ile mübarek üç aylarınızı ve yarın idrak edeceğimiz reğaip kandilinizi tebrik eder, Alem-i İslam’a hayırlı olmasını yüce Mevlâ’dan niyaz ederim.            Cenab-ı Allah tövbe süresinin 36. Âyet-i kerimesinde: “Gökleri ve yeri yarattığı günde Allah’ın yazısına göre Allah katında ayların sayısı on iki olup, bunlardan dördü haram aylarıdır. İşte bu doğru hesaptır. O aylar içinde Allah’ın koyduğu yasağı çiğneyerek kendinize zulmetmeyin ve müşrikler nasıl sizinle top yekün savaşıyorlarsa siz de onlara karşı topyekûn savaşın ve bilin ki Allah, kötülüklerden sakınanlarla beraberdir” buyurulmuştur.          Allah-u Teala gökleri ve yeri yarattığı zaman ayın hareketini öyle ayarlamıştır ki, ay sistemine göre bir yılda on iki ay meydana gelmiş ve bir yıl 355 gün olmuştur. Bu ayların isimleri şöyledir: Muharrem, Safer, Rebiul-evvel, Rebiul-ahir, Cemaziyel-evvel, Cemaziyel-ahir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade ve Zilhicce’dir. Ayet-i kerimede işaret buyrulan “haram aylar” Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep aylarıdır. Tevbe süresinin 5. Ayet-i kerimesinde bu aylarda savaş yasaklanmıştır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Receb-i şerife, yani üç aylara girdiği zaman: “Ey Rabbim, bize Receb’i ve Şaban’ı mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır” diye dua ettiği rivayet edilmektedir.          Üç ayların içerisinde &o... Devamı

TEVEKKÜL

2009-05-27 11:48:00

       Tevekkül, Kişinin sebeplere sarılarak yapabileceği ve yapması gerekenleri yaptıktan sonra gücünü aşan hususlarda, neticenin hayırlı ve bereketli olmasını  Güç ve Kudreti Sonsuz  olan Allah(c.c.)’tan dilemesidir.Yüce Allah(c.c.)’ın hikmetli iradesine tam teslim olmak ve hakkımızdaki takdirine rıza göstermek İnanan  bir Müslümanın asli kulluk görevidir.        Kalbin Allah(c.c.)’a tam itimad ve güven duyması  bu anlamda çok önemlidir.Güven ve itimad olmazsa, tevekkülden söz edilemez. Kalb,gönül  Allah(c.c.)’tan baş‏kası‎na açık bırakılamaz.Ancak ve ancak Allah(c.c.)’dan yardım istenir ve ancak O’na tevekkül edilir.Fatiha Sûresinin 5. ayetinde: “(Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız” buyurulmuştur.Kul olarak her hususta meşru ve helal yoldan üzerimize düşen görevleri hakkıyla yapacağız,sonucunda da sadece ve sadece Allah(c.c.)’dan yardım dileyeceğiz.       Tevekkül, Rahmeti Sonsuz Allah(c.c.)’ın, bize zulmetmeyeceğine,adaletle hükmedeceğine, ibadet ve çalışmalarımızı karşılıksız bırakmayacağına, bu uğurda  bela ve musibetlere karşı bizi muhafaza edeceğine tam güvenmektir. Nasıl güvenilmesin ki, O’nun rahmeti, şefkati, kudreti ve hikmeti her şeyi kuşatmıştır. İşte gerçek tevekkül, Yüceler Yücesinin küllî iradesine tam teslim olmak, sonsuz kudretine tam itimat etmek, engin rahmetinden tam emin olmak, üstün izzetine tam güvenmek, geniş hikmetini tam kabullenmek, ihatalı ilmini tam bilmek, her şeyden haberdar olduğuna tam İnanmak ve tesirli hükmün sadece O’na ait olduğunu bilip hükmüne tereddütsüz teslim olma... Devamı

PEYGAMBERİMİZ HZ. MUAHAMMED (S.A.V.) EVİMİZE MİSAFİR OLSA…

2009-04-15 09:01:00

  İçinde bulunduğumuz Kutlu Doğum Haftası münasebeti ile peygamberimizin doğumu olan 20 nisan 571 yılından bu güne kadar 1438. sene geçmiştir.Bu sene-i devriyesinde her zaman olduğu gibi onu yeniden anmanın hazzını ve şerefini yaşamaktayız.Alemlere rahmet olarak gönderilen peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) bir günlüğüne de olsa evimize misafir gelse, çok sevinip, mutlu olmakla beraber, sıkıntıya gireceğimizde aşikardır. İbadet ve taatimiz ile, her günkü  yaklaşımımız içinde, aynen diğer günlerde yaptığımız alışkanlıkları devam ettirebilir miyiz? Elbette ettiremeyiz. Sonucunda çok sıkıntı çekip, utanacağımız durumlar kendini gösterecektir diye düşünüyorum: Mesela:Alemlere nur, huzur ve sürur getiren o yüce önderimiz, Hz. Muhammed (s.a.v.) ile beraber olduğumuz anda saatlerce TV karşısında diziden diziye geçerek izleyebilir miyiz? Konuşmalarımızdaki gıybet, dedikodu v.b. yanlışları aynen yapabilir miyiz? İbadetlerimizi bu birliktelik anında terk edebilir miyiz? Kısacası hayatımızda var olduğunu bildiğimiz yanlışlara yüzümüz kızarmadan devam edebilir miyiz? Yapılan yanlışlardan bahsedebilir miyiz? Müslümanların, faiz, içki, kumar v.b. haramların içine düştüğünü söyleyebilir miyiz?Bu soruları çoğaltmak mümkündür. Bize düşen, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) her birimizin evine sanki her gün misafir gelmiş gibi davranıp, yaşayışımıza, söz, eylem ve davranışımıza her an, her zaman dikkat etmek olmalıdır. “Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım” hitabının muhatabı olan sevgili peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.) Efendimiz, sözüyle, özüyle bizlere en güzel örnek olmuş büyük bir şahsiyettir. Çocukluk döneminde bile dürüstlük, güvenilirlik ve olması ge... Devamı

AKLIN SINIRI VE ÖNEMİ

2009-04-01 10:22:00

         İslam’da aklın önemli olduğu, bilinen gerçeklerdendir. Ancak, İslam’a göre akıl, sonsuz ve sınırsız değil, tam tersine sonlu ve sınırlı bir özelliğe haizdir.             Aklı olmayanın dini yoktur.Akıl nimetine sahip olmayanların sorumlu olmayacakları da bilinmektedir. Bir insanın mükellef olabilmesi için iki temel şart vardır. Birincisi akıl nimetine sahip olması, ikincisi ise buluğ çağına ulaşması gerekmektedir. Akıl nimetine sahip olmayanlar ile buluğ çağına ermeyenler yani çocuklar, yaptıkları işlerden sorumlu değillerdir.Kuran-ı Kerimdeki bir çok ayet-i kerimede aklın önemi belirtilmiş, akıl sahiplerinin düşünmeleri, tefekkür etmeleri istenmiştir.Bunlardan bazılarını zikredelim:Ayet-i Kerimelerde: “Göklerin ve yerin yaratılışında,gece ve gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır.”( Al-i İmran sûresi 190. ayet)“Allah onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır.Ey inanan akıl sahipleri!Allah’tan korkun.Allah size gerçekten bir uyarıcı(kitap) indirmiştir.” (Talak sûresi 10. ayet)“(Resûlüm)Sana bu mübarek Kitab’ı,âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.”( Sad sûresi 29.ayet)“İşte bu (Kuran) kendisiyle uyarılsınlar,Allah’ın ancak bir tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara(gönderilmiş) bir bildiridir.”(İbrahim sûresi 52. ayet)“Andolsun onların(geçmiş peygamberler ve ümmetlerinin) kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır.(Bu Kuran) uydurulabilcek bir söz değildir.Fakat O,kendinden ... Devamı

İNSANIN YARATILIŞI VE EVRİM SAFSATASI

2009-03-25 09:53:00

 Evrim teorisini ortaya atan Charles Darwinin sapık ve safsata, bilimsellikten uzak görüş ve düşünceleri, son günlerde ülkemizde,TÜBİTAK gibi saygın bir kurumun çıkardığı dergiden çıkarılması tartışılmaktadır.            Malumunuz, TÜBİTAK tarafından 42 yıldır yayınlanan derginin mart sayısında yayımlanması için, Darwin ve Evrim Teorisi için ayrılan 15 (onbeş) sayfa ile birlikte konunun kapaktan verilmesi düşüncesi, TÜBİTAK Başkan Yardımcısı Ömer Cebeci tarafından uygun bulunmadığı için, taslak dergiden çıkarılmış, ve yayınlanmamıştır. Bu doğru olan yaklaşım sonucu; destek ve eleştiriler yoğun olarak yapılmıştır. Ülkemizdeki insanların % 95’i kesin olarak evrim teorisine inanmamaktadır. Darwinizmin beşiği olan İngiltere’de “The Guardian” gazetesinde yayınlanan bir kamuyu yoklamasında evrime inanmayanların oranı %75 dir. Yani Darwinin memleketinde evrimciler %25 lere düşmüşlerdir. İslam’ın dünyada en doğru bir şekilde öğrenilmesi ile Darwinizim, Metaryalizim v.b. bir daha ortaya çıkmayacak şekilde bitmektedir. Ancak son olay göstermiştir ki sayıları çok az olmakla beraber etkin güç olmaya çalışanlardan Darwinin evrim teorisini benimseyen, maymun torunlarının kimler olduğunu da açıkça görmüş olduk. Bu kişiler bizim dedelerimiz fareler, babalarımız da maymunlar diyorlarsa buyursunlar öyle inansınlar. Ancak bu hususu bilim ve İslam onaylamamaktadır. Sizin inancınız ve sizin dedeniz size bizim inancımız ve dedelerimiz de bize aittir.Öncelikle şunu belirtmeliyim ki Darwinizim bilimsel değildir. Darwinizim safsatası bitmiştir.İnsanın yaratılışı konusundaki ayetlerden bazılarının anlamlarını verip, bir çok ayetin de numarasını vermekle yetineceğim. Ayetlerde; “Ey insanlar! Sizi... Devamı

FAİZ(RİBÂ) HAKSIZ BİR KAZANÇTIR

2009-02-18 22:00:00

        Faiz hak edilmeyen fazlalık ve haksız kazanç demektir. Faiz Müslümanlara haram kılınmış, yasaklanmıştır. Faiz zulümdür ve haramdır; çünkü faiz alan, hiçbir riske girmeden, emek sarf etmeden, zahmet çekmeden, her nasılsa elde ettiği bir sermaye sayesinde gelir elde ederken bu sermayeyi kullanan, bununla yatırım ve üretim yapmaya teşebbüs eden, emek ve zahmet çeken kimseler faizciye (tefecilere, bankalara ve mevduat sahiplerine) sermayeden fazla ödeme yapmaktadırlar. Bu ödeme, müteşebbis (emeği çeken, işi yapan, yatıran, üreten) kazanmasa da, zarar etse de, evini barkını satmak mecburiyetinde kalsa da yapılmaktadır.        Faiz bir malın fiyatını yükseltmekte,bütün insanlığı ekonomik anlamda sömürme aracı olarak kullanılmaktadır.Aynı cins ister peşin ister zamana bağlı değiştirilsin,bu değişiklik anında alınan her fazlalık faizdir.Mesela:Buğdayı buğdayla,hurmayı hurmayla, altını altınla değiştirirken alınacak her fazlalık faizdir.Ancak cins değişikliklerindeki azlık veya fazlalık faiz değildir.Buna bir örnek verelim:Bir ton buğdayı,bir ton üç  yüz kilo arpa ile anlaşma sonucu değiştirilebilir.Bu caizdir,faiz değildir.Aynı cins mallardan veya paralardan alınan borçlar için de hiçbir fazlalık olmaksızın alınan kadar ödenmelidir.Aksi halde alınacak her fazlalık faiz olur.100 gram altın borcu için,101 gram istense ve verilse faiz olur.      Allah, insanlar sömürülmesin haksız kazançlar olmasın diye faizi yasaklamıştır.Bunu somut örnekle açıklarsak daha iyi anlaşılır:Diyelim ki,kumaş üretecek olan bir kişi fabrikasını kurabilmek için faizli kredi kullanırsa,geçmişte yüzde yüz ellilere varan faiz oranları da uygulandı.Hesabı kolayca... Devamı

YALAN VE İFTİRA

2009-01-21 14:46:00

                                                    Yalan,İftira ve Yalan yere Şahitlik Müslümanlar da bulunmaması gereken özelliklerdendir.Yalan ve İftira ile,gerçekler gizlenmekte şahsi menfaatler  ön plana çıkarılmaktadır.Olmayan bir şey sanki olmuş gibi anlatılmaktadır. Hayatta insanoğlunun çeşitli arzu ve beklentileri vardır. Bu beklentilerine bazen erişemeyebilir. Böyle bir durumda, bazı İnsanlar kendi kaderlerine razı olurken; bir kısım insanlar da arzu ettiklerini zorla elde etmeye çalışırlar. Bu bakımdan Yalan ve iftira, bir kimseyi,bir makamı veya bir şeyi elde etmek veya o şeyi başkalarından kıskanıp, zarar verme düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Her halükârda, dünya için önemli görülen bir şeylere sahip olma düşüncesinin  neticesinde yalan söylenip, iftira yapılmaktadır.       Yalan ve İftira son derece kötü ve tahrip edici bir hadisedir. Hem iftirayı yapan ve hem de kendisine iftira edilen kimse için oldukça rahatsız edici bir tutumdur. İftira sonucunda insanlar arasındaki sevgi ve dostluk bağları zayıflar; dayanışma gücü ortadan kalkar. insanlar birbirine güven duymaz olurlar. Bu güvensizlik, bir toplumun sosyal hayatını tamamen felce uğratan yıkıcı bir etki yapar. Yalan ve İftira, toplumdaki güzellikleri yakıp bitiren bir ateş gibidir.Bununla beraber yalan yere şahitlik yapmakta en büyük günahlardandır. Kur'an-ı kerimde de mealen buyurulu yor ki: “Yalan söyleyenler, iftira edenler, ancak Allah’ın âyetlerine inanmayanlardır. İşte onlar, yalancıların tâ k... Devamı

REENKARNASYON VE TENASÜH’E İNANMAK SAPIKLIKTIR

2009-01-14 13:01:00

      Reenkarnasyon denilince, ruhun insandan insana geçmesi, başka bir bedenle dünyaya geliş, tenasühte ise, ruhun hem insana, hem de hayvan, bitki ve cansızlara geçmesi  olarak tanımlanmaktadır.       İslam’a göre reenkarnasyon,tenasüh gibi, İnançlar kesinlikle söz konusu değildir.Bu konuda ekran ekran dolaşıp,Kuran-ı iyi bildiğini iddia eden bazı sapıklar,akıllarınca bazı ayetleri (mesela bakara 28) v.b. müfessirlerin gayet açık olarak izah ettikleri iki ölüm ve iki dirilme hususunu anlamayacak cehalete sahiptirler.Bu durumu geniş olarak ayetlerin ışığında müfessirlerin görüşlerini aktarmadan kısaca şunu söyleyebilirim:İlk insan Hz.Adem(a.s.) su ve toprak karışımı balçıktan yaratıldı.Yaratılmadan önceki durum ölü olarak değerlendirilmekte,veya ana rahmindeki çocuk oluşmadan önce yoktu bu durum ölü konumuna benzetilmiştir.Ana karnında yaratılmakla ölü konumdan diri konuma geldiği anlatılmaktadır.Ölüm ve tekrar mahşerde dirilme durumları anlatılmıştır.Bunu başka bir şekilde anlamak cahillik ve sapıklıktır.Kuran-ı bir bütün olarak değerlendirdiğimizde,kim ne kazanmışsa kendi lehine kazandığını,bir günahkarın başka bir günahkarın yükünü taşıyamayacağını,cezalarda ferdiliğin esas olduğu gerçeğini görürüz.Ayrıca  berzah aleminde yaratılmış olan tüm ruhlara Allah-u Teala:”Ben sizin Rabbiniz değimliyim” buyruğuna “kalu bela sen bizim Rabbimizsin” cevabı verilmişti.Müslüman olarak 12.yüzyıl da yaşadığını iddia edip farklı bir anne babadan  yeniden dünya ya geldiğini iddia edenlerin bu son gelişlerinde kötü olmaları sonucunda tam bir tenakuz durumu doğmaktadır.Kesinlikle yanlış ama,bir an için doğru olduğunu düşünsek b... Devamı