TRAFİK PLATFORMU TOPLANTILARININ FAYDALARI

2012-10-17 09:48:00

         TRAFİK PLATFORMU TOPLANTILARININ FAYDALARI Trafik kazalarının önlenmesinde en önemli etkenlerden biri eğitim, diğeri etkin bir şekilde denetimin yapılması sonucunda suçlu olanlara hak ettikleri caydırıcı cezaların verilmesidir. Kazalar genellikle,alkollü, uykusuz araç kulanmaktan ve basit trafik kurallannın ihlal edilmesi nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Dünyanın her yerinde insanlar, kendileri tarafından hayatlarını kolaylaştırmak için bulunmuş ve uygulanmakta olan trafik kurallarını az ya da çok ihlâl etmektedirler. Gelişmiş ülkelerde,  özellikle ölümlü trafik kazaları makul seviyelerde iken, bizde kural ihlalleri, dolayısıyla da trafik kazaları çok yüksek can ve mal kayıplarına yol açmaktadır. Konya Trafik Platformu 30 Kasım 2006 yılında kurulmuş geçtiğimiz hafta 46. toplantısını Konya Polis Evi'nde düzenlenen, "Ağır taşıt kazaları ve güvenliği" gündem maddesi gerçekleştirmiştir. Trafik Denetleme ve Bölge Şube Müdürlükleri tarafından hazırlanan sunumda, bilimsel araştırma ve sonuçları, istatistiki veriler, gelişmiş ülkelerdeki uygulamalar, mevzuat ve güncel gelişmeler paylaşılmıştır.Hakikaten çok yayarlı bilgi alış verişi olmuştur.Trafik Platformu Toplantılarının Faydaları karşılıklı fikir alış-verişi yapılarak en somut anlamda ortaya konmuştur.Ayrıca geleceğe yönelik hangi alanda çalışma yapılması gerektiği konusunda da ortak kararlar alınmıştır. Konya şehir merkezi ve Bölge Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü sorumluluk alanlarında meydana gelen ağır taşıt kazalarının da derinlemesine kaza analizi metoduyla etüt edilerek katılımcılara sunulduğu toplantıda, ağır taşıtların karışacağı kazaların önlenebilmesi için ulaşım altyapısı, trafik eğitimi, yasalar ve denetim ko... Devamı

İSTİKLÂL MARŞI VE ÇANAKKALE RUHU

2011-03-16 09:28:00

İSTİKLÂL MARŞI Malumunuz 12 Mart 1921 tarihinde  “İstiklal Marşı” T.B.M. Meclisinde kabul edilmiştir. İstiklâl Marşımızın kabulünün 90. yılını birkaç gün önce kutladık. Günümüzde diri ve canlı tutmamız gereken en vazgeçilmezlerimizdendir.             İstiklal mücadelesinin en yoğun dönemlerinde, milletimizin hislerini, duygu ve düşüncelerini tam anlamıyla aktaracak bir “İstiklal Marşı” nın yazılması istenmiş ve sonucunda, Maarif Vekili Hamdullah Suphi tarafından bir müsabaka açılmıştır. Açılan bu müsabakada birinciliği elde edecek kişiye 500 (beş yüz) lira nakdi mükâfat verileceği bildirilmiştir.             Açılan bu müsabakaya Ülkemizin her tarafından beş yüzden fazla şair katılmıştır. Ancak yazılan marşlar, milletimizin hissiyat ve özelliklerini tam anlamı ile yansıtmadığı düşünülmüştür. Yazılacak milli marşımızın ödüllü olmasından dolayı, Mehmet Akif Ersoy müsabakaya katılmamıştır. Zamanın maarif vekili Hamdullah Suphi, böyle bir marşın en mükemmel bir şekilde Safahat’ın şairi Mehmet Akif Ersoy tarafından yazılabileceğine inandığı için 05 Şubat 1921 tarihinde bir mektup yazmışlardır.   “Pek aziz ve muhterem Efendim, İstiklal Marşı için açılan müsabakaya iştirak buyurmamanızın sebebinin izalesi için pek çok tedbirler vardır. Zati üstada nelerinin matlup şiiri vücuda getirmeleri maksadın husulü için son çare olarak kalmıştır. Asıl endişenizin icabettiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müessir telkin vasıtalarından mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesile ile en derin hürmet ve muhabbeti arz ve tekrar... Devamı

TRAFİK KAZALARINDA ALKOL’ÜN ETKİSİ (2)

2011-01-26 10:47:00

ALKOL ETKİSİ ALTINDA ARAÇ KULLANMA Alkol’ün Suç ve Trafik Kazalarına Etkisi            Geçen haftaki yazımda,İnsan vücuduna  zarar veren,aynı zamanda kazaların,boşanmaların,öldürmelerin,tecavüzlerin v.b. olumsuzlukların olmasına zemin hazırlayan sarhoşluk veren her türlü alkollü içeceklerden uzak durmamız gerektiğini aktarmıştım.            Bilimsel olarak  Zararları aşikar olan,bu illetten toplumsal bilinci oluşturarak İnsanlarımızın kurtarılması gerekir.Dinimiz İslâm tarafından haram kılınan her türlü sarhoşluk veren alkollü içkilerden, insanlarımızı koruyup,kollamak her birimizin asli görevi olmalıdır. Yapılan araştırmaların ışığında,Trafik kazalarında Alkol’ün etkisini aktarmaya çalışacağım. Kan alkol düzeyi ile işlenen suç arasındaki ilişkinin araştırıldığı çalışmalarda; hakaret, sarkıntılık, ırza geçme, polise mukavemet, tehdit gibi suçları işleyenlerde kan alkol düzeyinin yüksek olduğu ( % 150 mg); buna karşılık dövme, dövülme vakalarında kan alkol düzeyinin daha düşük olduğu (% 100 mg"), alkollü araç kullananlarda ve alkol etkisi altında trafik kazası yapanlarda % 100-150 mg düzeyinde alkol bulunduğu yapılan bilimsel çalışmalarda belirlenmiştir.            Yüksek dereceli içki kullananlar daha ağır suç işleme eğilimi gösterdikleri,  sonucunda daha cesaretle araba kullandıkları ve sürüş yetenekleri bozulduğu için daha çok trafik kazasına neden oldukları yapılan çalışmalarda ortaya konulmuştur. Kan alkol düzeyinde %0,02’lik her artış ölümcül kaza yapma şansını iki ... Devamı

TÜM YAZILARIM-2011

2011-01-01 13:21:00

  ..:: MEDYA ::.. YAZILARIMIN YAYIMLANDIGI GAZETELERDEN BİRKAÇ ÖRNEK HAC RESİMLERİ RESİMLER VİDEOLAR ŞİİRLERİM ..:: OCAK ::.. 2011  5/1/2011: ESMA-ÜL HÜSNA  12/1/2011: ANNE-BABA HAKKI  19/1/2011: TRAFİK KAZALARINDA ALKOL’ÜN ETKİSİ (1)  26/1/2011: TRAFİK KAZALARINDA ALKOL’ÜN ETKİSİ (2) ..:: ŞUBAT ::.. 2011 1/2/2011: FATİH PROJESİ 1/2/2011: ŞEYTAN’IN DOSTLARI VE DÜŞMANLARI (I) 9/2/2011: SAĞLIKLI NEFES ALMANIN ÖNEMİ VE TEŞEKKÜR 16/2/2011: ŞEYTANIN DOSTLARI VE DÜŞMANLARI (2) 23/2/2011: CUM'A GÜNÜ VE ÖZELLİKLERİ (1) ..:: MART ::.. 2011 2/3/2011: CUM'A GÜNÜ VE ÖZELLİKLERİ (2) 9/3/2011: ALİMİN ÖLÜMÜ ALEMİN ÖLÜMÜ GİBİDİR 16/3/2011: İSTİKLÂL MARŞI VE ÇANAKKALE RUHU 23/3/2011: İNSANLIKTAN NASİBİNİ ALMAMIŞ PETROL DÜŞKÜNLERİ 30/3/2011: DESPOTLARIN VE ZALİMLERİN SONU ..:: NİSAN ::.. 2011 2/4/2011: TYB Konya Şubesinin Düzenlediği İmza Günü Resimleri 6/4/2011: Yazarlar Buluşması İmza Günü 13/4/2011: İSLÂM'DAKİ EMİR VE YASAKLARIN AMACI 20/4/2011: KUTLU DOĞUM 27/4/2011: OSMANLI PADİŞAHLARINDA PEYGAMBER SEVGİSİ ..:: MAYIS ::.. 2011 4/5/2011: SAĞMAL HAYVANLARDAKİ ÖZELLİKLER VE SÜT MUCİZESİ 11/5/2011: İSLÂM’DA SOSYAL ADALET ... Devamı

ÜNİVERSİTELERE ÖĞRENCİ SEÇME SINAVI KALDIRILMALIDIR

2010-05-12 09:02:00

                           Malumunuz geçtiğimiz yıllarda, katsayı eşitsizliği eşitlenmelidir ve katsayı eşitliğinden kimler rahatsızdır konu başlıklı iki yazı yazarak bu konudaki görüşlerimi aktarmıştım.Post modern ihtilal girişimleri sonucunda 28 Şubat’ın ürünü olan  eşitlik ve adalet ilkelerini zedeleyen uygulamanın  kaldırılması gerektiğini, bu hususta YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya ÖZCAN’ın  yaklaşımını ve düşüncelerini desteklediğimi belirtmiştim.        Yapılan çalışmalar sonucunda,Katsayı eşitsizliği eşitlenmiş her öğrencinin aynı şartlarda yarışacağı gerçekçi bir çözüm getirilmişti.         İstanbul Baro Başkanı Av. Muammer AYDIN, Katsayı eşitliğini sağlayan kararın iptali için Danıştay’a başvuruda bulunmuş olup,kararın iptali sağlanmıştır.Halbuki Danıştay daha önce verdiği  kararlarında YÖK’ün bu konuda yetkili olduğunu vurgulamasına rağmen,eşitliği getiren kararı iptal etmiştir.Bu karar sonrasındaki düzenleme olan,0.15 ve 0.13 çarpanları getirilmiş,aynı baro tarafından bu kararda Danıştay’a götürülmüş sonuçta ikinci karar da iptal edilmiştir.Bu iptal kararı sonrasında oranlar 0.15 ve 0.12 olarak düzenlenmiştir.Bu düzenlemeyi iptal ettirmek için ferdi girişimler sonucunda verilen dilekçeler sonucu Danıştay konuyu görüşmüş Kararı iptal etmeyerek onaylamıştır. Üniversitelere Öğrenci yerleştirme işlemleri, bu son düzenlemeye göre gerçekleşecektir.         Eski uygulamaya göre mukayese yapıldığı zaman bir iyileşme görülmektedir.Ancak alan... Devamı

İSTİKRARSIZLIĞIN İSTİKRARI

2010-05-05 10:57:00

                   İSTİKRARSIZLIĞIN İSTİKRARI İnsan ve Toplumu Anlamak Geçtiğimiz hafta Cuma günü MÜSİAD Konya Şube Başkanlığının düzenlemiş olduğu İstikrarsızlığın İstikrarı İnsan Ve Toplumu anlamak (İşlenen Suçlar Çerçevesinde Toplumsal Arızalar) Konulu  Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdullah TOPÇUOĞLU’nun Konferansına aldığım faks daveti sonucu katıldım.             Hakikaten çok müstefit olduğum, yararlı bir konferans takip ettim.Konferans sonrası soru cevap bölümünde de bazı hususlarda sorular sorup cevaplarını aldığımız Konferans sona erdi.Dinleyicilerin bir kısmı ayrıldı.MÜSİAD Konya Şube Başkanımız Aslan Korkmaz Bey  odasına davet ettiler.Sonrasında  saat 00.30’a kadar  çok keyifli sohbet yaptık. Ben öncelikle bu programı organize eden MÜSİAD Konya Şube Başkanımıza, Yönetim kuruluna ve emeği geçen herkese,katılanlara ve konuşmacı Prof. Dr. Abdullah TOPÇUOĞLU’na en Kalb-i şükranlarımı sunuyorum.         İNSAN VE TOPLUMUN DOĞASI Prof Dr.Abdullah Topçuoğlu Konuşmasında çok önemli konuları ana unsurları ile aktardı.Bu Konferansın özünü sizlere aktarmak istiyorum.   q     Doğa ve insanın tabiatı, özü, ontolojinin konusudur.Ontoloji Varlık Bilimi demektir.   q      Ontolojiye göre,Dünya zıtlıkların birlikteliğidir.Doğa ve insanın tabiatı “zıtların birlikteliği” olmasıdır. (soğuk-sıcak, güzel-çirkin, dürüst-sahtekar, günah-sevap, çalışkan-tembel) q     İmam-ı Gazali: Her şey... Devamı

İSTİKRAR İÇİN DÜZEN VE DİSİPLİN ŞARTTIR

2009-10-10 12:08:00

 İnsan irade-i Cüz iye’ye sahiptir. Bu irade-i cüziyye insanın bir hürriyete sahip olduğunu göstermektedir. İnsanın hürriyeti sonsuz olmayıp sınırlıdır. Çünkü bir insanın hakları diğer insan­ın haklarının başladığı yerde sona ermek­tedir.Bir yerde düzen ve disiplin varsa orada mutlaka bazı sınırlamalarda var demektir. Çünkü tertip düzen fikriyle başı boşluk bir arada bulunamaz.İnsanların hareketlerinin bir takım sınırlandırmalara tabi tutulması gereklidir. İstikrar için düzen ve disiplin için şarttır.Hiç bir sınırlamanın olmadığı bir iş yerinde disiplini sağlayıp iş yapmak mümkün değildir.Disiplin esaslarının ve bazı sınırlamaların bulunmadığı bir okulda ders yapmak mümkün olmaz.Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.Hâl böyleyken, insanı yaratan, onun tabi­atını en iyi bilen Allah (c.c.)'ın insanı başıboş bırakıvereceğini düşünmek doğru olmaz. Cenab-ı Allah Kur'an-ı Kerim de: "İnsanoğlu kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!" buyurulmuştur. (Kıyamet Sûresi Ayet: 36)- Bu âyet'te insanın başıboş bırakılmadığı belirtil­mektedir.İnsan kendi başına bırakılmaya­cağına göre, haya tınında bir düzene sokul­ması gerekir. Allah'ın bildirdiği emir ve yasaklarının ışığı altında yaşamını sürdürmemiz, hem kendimizin hem de toplumun yararınadır.Çünkü Kainatı ve içindeki zerreden küreye her şeyi yaratan Yüce Mevla,ihtiyaçlarımızı da en iyi bilmektedir.Bundan dolayıdır ki;iyi,güzel,yararlı işleri bizlere emretmekte,kötü,çirkin ve zararlı işleri de yasaklamaktadır.Bu vesile ile dünya ve ahiret mutluluğunu sağlayacağımız davranışları öğrenmekteyiz. İşte bu emir ve yasaklar insanın beden ve ruhunu disipline sokmaktadır.İslâm'daki emir ve ya­sakların esası insanları mutlu etmek ve... Devamı

KATSAYI EŞİTLİĞİNDEN KİMLER RAHATSIZ?

2009-08-26 12:45:00

 Malumunuz geçtiğimiz yıl, katsayı eşitsizliği eşitlenmelidir konu başlıklı bir yazı yazmış, post modern ihtilal girişimleri sonucunda 28 Şubat’ın ürünü olan bu uygulamanın yakın gelecekte Çözümleneceğine olan inancımın tam olduğunu belirtmiş, bu hususta YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya ÖZCAN’ın  yaklaşımını ve düşüncelerini desteklediğimi belirtmiştim.Geçtiğimiz günlerde Katsayı eşitsizliği eşitlenmiş her öğrencinin aynı şartlarda yarışacağı gerçekçi bir çözüm getirilmiştir..Bu konuda destek veren, çözüm üreten herkese en kalbi teşekkürlerimi sunuyorum.            Yalnız geçtiğimiz hafta İstanbul Baro Başkanı Av. Muammer AYDIN Katsayı eşitliğini sağlayan kararın iptali için Danıştay’a başvuruda bulunmuştur.            Halbuki YÖK’ün Meslek Liselerinin ÖSS’deki katsayı engelini kaldırması toplumumuzun her kesiminden olumlu karşılanıp destek verilirken, kendisi Avukat olan Muammer AYDIN’a bu güzel kararın iptal girişimi yakışmamıştır.Anayasanın 10. maddesinde: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetmeksizin kanun önünde eşittir.Hiç bir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır.”denilmesine rağmen görmemezlikten gelerek bilgi ve birikimden uzak olduğunu ideolojik davranarak şahsi görüşlerini ortaya koymuştur.            Yaptığı açıklamalarda çok gülünç durumlara düşm&... Devamı

KAR VE ZARAR ORTAKLIĞI VE FİNANS KURUMLARI

2009-02-25 14:30:00

 İslam’a göre kar ve zarar ortaklığı esastır. Bu doğrultuda finans kurumlarının çalışması da meşrudur. Kısacası Müslüman, faiz v.b. haramlardan kaçınıp, meşru ticaretleri araştırıp, öğrenmelidir. Günümüz şartlarında atıl olarak bekletilen para, hem değer kaybetmekte, hem de hırsızlık, gasp v.b. hadiselerin yaşanmasına sebep olmaktadır. Tâbi ki parasını yastık altında tutan Müslümanlar zarar ediyorlarsa, bunu önlemenin meşru yollarını arayıp, öğrenmek durumundadırlar. Bu meşru yolların en faydalı olanları da  çeşitli ortaklıklardır. İster adi ortaklık, isterse şirketler veya holdingler kurarak büyük sermayeler oluşturmakla mümkündür. Gerçi Müslümanların bugüne kadarki bu konulardaki geçmişleri maalesef üzülerek belirtmeliyim ki, olumlu ümit vermemiş, büyük bir güvensizlik ortamı oluşturmuştur. İyi niyetli Müslümanların paraları, liyakatsiz, ahlaki özellikleri  erozyona uğramış bazı kişilerin kötü emelleri sonucu kaybedilmiştir. Ancak İslam’ın emirleri ve yasakları kıyamete kadar geçerlidir. Kötü emsal, misal olmaz anlayışı ile biz bu meseleye alternatif çözüm önerilerini, benim de sevip takdir ettiğim Prof. Dr. Hayrettin Karaman bey’in bu konudaki görüşlerini benimsediğimi ve yazımı da ondan elde ettiğim ana fikir üzerine kaleme aldığımı ifade etmek isterim. Ortaklıklarla elde edilen sermayelerle yatırım ve üretim yapmak, elde edilen kar ve zararı eşit bir şekilde paylaşmak esastır. Ortada bir kusur, kasıt bulunmadan zararda edilebilir. Elde edilen kar, nasıl eşit paylaşılmalı ise, zarar durumunda da sermaye oranına göre katılmak gerekmektedir. Tabi ki kurumlarda işi bilmeyen her önüne gelen bu ortaklıkları oluşturması değil, ehil olan, işten anlayanların şirket kurmaları, p... Devamı

Aşûre Günü ve Gazze de Yaşananlar

2009-01-07 10:48:00

       Hicri Yıl’ın ilk ay’ı Muharrem’dir. Muharrem ayının onuncu günü olan bugün Yani (07 Ocak 2009) Aşure günüdür. Muharrem ayı, Kur’an-ı kerimde, kıymet verilen dört aydan biridir.Aşure gününü tâzim etmek sünnettir.Bu güne aşure denmesi,Muharrem ayının âşiri,yani onuncu günü olması ve başka bir rivayete göre de on Peygambere on kerametin ihsan edildiği için aşure denmiştir.       Bu ayın en kıymetli ve önemli gecesi de Aşure gecesidir.Yüce Mevla, birçok duaları Aşure günü kabul etmiştir. Hazret-i Âdem’in tövbesinin kabul olması, Hazret-i Nuh’un tufandan kurtulması, Hazret-i Yunus’un balığın karnından çıkması, Hazret-i İbrahim’in ateşte yanmaması,  Hazret-i Yakup’un, oğlu Hazret-i Yusuf’a kavuşması, Hazret-i Yusuf’un kuyudan çıkması, Hazret-i Eyyüb’ün hastalıktan kurtulması, Hazret-i Musa’nın Kızıl denizi geçmesi, v.b önemli olayların bu Mübarek Aşure gününde olduğu ifade buyurulmaktadır.         Medine’de aşure günü oruç tutan Peygamber efendimiz, Yahudilerin de oruç tuttuklarını gördü. (Niye oruç tutuyorsunuz?) diye sordu. Onlar da, (Allah’ın İsrail oğullarını düşmanından kurtardığı bir gündür, Musa bu günde oruç tuttuğu için) dediler. Resulullah efendimiz de, Müslümanların bugün oruç tutmalarının sebebini anlatmak için, (Ben Musa aleyhisselama sizden daha layıkım) buyurdu. (Buhari, Müslim, Ebu Davud)“Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur.” (Müslim)Yahudilere benzememek için sadece onuncu günü değil öncesind... Devamı

Yılbaşı Kutlanabilir Mi?

2008-12-31 09:25:00

     Yılbaşı münasebetiyle hediyeleşme,hindi alıp satma, tebrikleşme, yılbaşı programları için sipariş edilen davetiye, kart vb. imal etme kesinlikle caiz değildir.Hatta isteyerek ve benimseyip kutlamak Müslüman'ı en azından büyük günaha ,daha da vahimi Allah korusun küfre kadar götürecek bir durumdur. Onun içindir ki Müslüman Yılbaşını kesinlikle kutlayamaz ve kutlamamalıdır.       Yılbaşı, tarih başlangıcı olarak Müslümanlara ait değildir, Hıristiyanlara aittir. Aslında kış gün dönümünü kutlama âdeti çeşitli Asya ve Avrupa putperest (pagan) topluluklarında vardı. Tarihî kayıtlara uygun olmadığı halde Hz. İsa´nın doğduğu gün kilise tarafından 25 Aralık´a çekildi, eskiden beri yapılmakta olan kutlamaların Hıristiyanlığa dahil edilmesi hedeflendi. Ancak zaman içinde bu kutlamaya katılan diğer kiliseler aynı tarihte birleşmedi, farklı tarihleri benimsediler. Yılbaşında yapılan Noel Yortusuna (Hıristiyanlığa mahsusu bir âyine) adı karıştırılan Noel Baba (Aziz Nichola, Santa Claus) aslında; yani tarihî bir şahıs olarak bir Hıristiyan azizi (ermişi) dir. Zaman içinde bu azizin tarihi kimliği değiştirilmiş, kendisiyle ilgili birçok efsâne uydurulmuş ve ilk defa 17. asırda Almanya´da Noel Yortusuna karıştırılmış, daha sonra bu uygulama Hıristiyan dünyasına yayılmıştır. Hadis-i Şerifte: "Kim herhangi bir kavme(gruba) benzeşirse o da onlardandır." buyurulmuştur. Özellikle bu hadis-i şerif çok önemli psiko-sosyal gerçeklere işaret eder. Şeklî benzeşmenin sonucu, itikadî benzeşmeye götü­receğini anlatır. İbn Haldun da konuyla ilgili olarak önemli tarihi gerçeklere parmak basar. Mağlupların, galipleri taklit etme psi­koloj... Devamı

EŞREF-İ MAHLUKAT OLAN İNSANIN GAYESİ NEDİR?

2008-11-26 13:21:00

İnsanoğlu hakikaten en mükemmel bir şekilde,surette,donanımda  ve güzellikte yaratılmıştır.Asli özelliğinin gereklerini yapanlar yükselmekte,fıtratına aykırı davrananlar da aşağıların aşağısına düşmektedirler.           Kainat ve içindeki, nebatat,hayvanat v.b. tüm nimetler yaratılıp hazır hale getirildikten sonra insanoğlunun emrine musahhar kılınmıştır.Yaratılan her nimet,İnsan için yaratılmıştır.İnsan’a kendini diğer varlıklardan ayıran,akıl,konuşma v.b. çok güzel özellikler  ikram edilmiştir.Hakikaten İnsanoğlu beden ve ruh özellikleri bakımından en mükemmel ,eşrefi mahlukat olarak yaratılmıştır.Âyet-i Kerimede:”Muhakkak ki biz insanı en güzel biçimde yarattık” (Tîn Sûresi âyet:4) buyurulmuştur.Bu âyet-i kerimenin açılımı,yorumu şu şekildedir:Allah-u Teâla insanı beden ve ruh kabiliyetleri bakımından canlıların en mükemmeli,en güzeli kılmıştır.”En güzel biçimde yarattık” ifadesi   bu hususu belirtmektedir.İnsan hür, serbest iradesi ile ya bu kabiliyetlerini güzel kullanarak “kâmil insan” olacak, yahut da aksi yönü yani kötü,çirkin,zararlı olanları benimseyip şuurlu varlıkların ve canlıların en aşağı mertebesinde yer alacaktır.              İslam tarafından,inananların yapması ve kaçınması gereken tüm kurallar  açıkça belirtilmiştir.İyilikler ve kötülükler bellidir.Bunun dışındaki şüpheli işlerden de kaçınılması belirtilmiştir.İnsana da akıl gibi güzel bir nimet verilmiş,irade-i cüziyyesi ile benimseyip yaptığı iyiliklerden dolayı sevaba nail olacak,tersine yaptığı kötülüklerden dolayı da İlahi adaletin gereği olarak gün... Devamı

İMANIN İBADETE, İBADETİN İMANA ETKİLERİ

2008-04-23 16:58:00

İman, ibadetin kaynağı, ibadet ise imanın gıdasıdır. İbadetler yapıldıkça iman güzelleşir, ibadetler terk edildiği zaman da zayıflar.             İnsan beden ve ruhtan müteşekkil bir varlıktır. Onun içindir ki insan hem yemeye içmeye muhtaçtır, ham de sevgiye, saygıya ve sıcak alakaya muhtaçtır. Bu da insanın önce Allah’ı sevmesiyle O’na derin saygı duyması ile olur. İnsanın bilgisi ve düşüncesi, iman ile sevgi ve saygıya dönüşür. Yaratıcıya bağlanmak ihtiyacını duyar. O’nu sevip O’na bağlanan insan, O’nun hoşnut olacağı şekilde yaşamaya başlar. Kötülüklerden sakınmaya, emirlerine uymaya çalışır. O’nun hoşnutluğunu kaybetmek istemez. İmanlı bir insan, her şeye sevgi ve merhametle bakar. YUNUS EMRE, bunun içindir ki, “Yaratılmışı severiz, yaratandan ötürü” demiştir.            İman, birtakım yaşama biçimleriyle, güzel davranışlarla ortaya konulmadıkça, kuvvetlenmez, şuur kazanamaz. Din, imanla ve ibadetlerle, ruhlara ve bedenlere kuvvet verir, dinçlik kazanır. Böylece iman insanda bir ümit, bir teselli ve dinamizm kaynağı olur. Ruhsal olayların özellikleri açısından  bakıldığında iman, ruha ve iradeye böylece etki yapar.            İman, ruh ve bedeni, ibadette birleştirir ve bütünleştirir. Kafa-kalp çelişkisine ve çatışmasına fırsat vermez. Fikir ve davranışlarla birliği sağlar. Dolayısıyla hem ruh ve bedeni düzene koyar, hem de hareketlilik kazandırır. İbadetin İman’a olan etkisi şüphesiz çok büyüktür. Ruh olaylarının bedene tesir ettiği gibi, bedenin de ruh olaylarına tesir ettiği bilinen bir gerçektir. Mesela: Ay... Devamı

KADİR GECESİ

2008-09-24 16:57:00

Önümüzdeki 26 eylül Cuma gününü 27 eylül Cumartesiye bağlayan gece Mübarek Kadir Gecesidir.Cenab-ı Allah bu gece hakkında şöyle bu­yuruyor: “Doğrusu. Biz Kur’an’ı Kadir Gecesinde indirmişizdir. Kadir Gecesinin ne olduğunu sen bi­lir misin? Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır. Bu gece Melekler ve Ruhül-Kudüs (Cebrail) Rablerinin izniyle her türlü iş için İnerler. O gece fecrin doğuşuna (Tan yerinin ağarmasına) kadar bir esenliktir. (Selâmettir). Kadir Suresi Ayet:1, 2. 3, 4,5.Kadir kelimesinin Lügat manası, güç getir­mek, hüküm ve kaza, şeref ve azamet,tazyik demektir.        Kadir gecesi hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: “Dört gecenin gündüzü de gecesi gibi faziletlidir. Allahü teâlâ, o günlerde dua edenin isteğini geri çevirmez, onları mağfiret eder ve onlar bu günlerde bol ihsana nail olurlar. Bunlar, Kadir gecesi, Arefe gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi ve günleri.” “İnanarak ve sevabını Allahü teâlâdan umarak, Kadir gecesini ihya edenin geçmiş günahları affolur.” [Buhari, Müslim]Yeryüzüne nûr saçan, Alemleri Zulmetten nur’a garkeden ve İnsanlığa ebedi saadeti bahşeyleyen, Rehberimiz Kuran’ı Azimüşşan bu Mübarek gecede nazil olmuştur.Cenab-ı Allah âyet-i kerimesinde: “Biz Kur­an’ı Mübarek bir gecede indirdik” buyurmuştur. (Duhan Suresi ayet: 3)Mübarek Kadir Gecesinde indirilen Kuran’ı Kerimin ahkamı ile amel etmeliyiz, kuran’a tabi olup ona sahip çıkan İnsan, Allah’ın Rızasını ka­zanıp Cennetine, sahip çıkmayan ise Cehenne­mine gider. Kuran’ı Kerim kendisini hoş görme­yene güçlük, tabi olana kolaylıktır. Kuran’ın h&... Devamı

RAMAZAN VE ORUÇ

2008-09-03 16:50:00

Pazartesi gününden İtibaren üç aylar’ın sonuncusu, kendisinde Kur'an-ı Kerim’in İndirildiği, bin ay­dan daha hayırlı olan, Kadir Gecesinin bulun­duğu, Oruç Ay'ı olan Ramazanı Şerif’e girmiş bulunuyoruz.Ramazan: Yanmak manasına olup bu aya bu İsmin verilmesine sebep Ramazanda Allahu Teala'nın kullarının içlerinin açlık ve su­suzluktan yanması, bunun karşılığı olarak günahlarının yanması ve gönüllerinin kötü işlerden temizlenmesi manası murat olunur. Oruç, namaz gibi bedeni ibadetlerden başka zekat ve hususiyle fitre gibi mali ibadetlerin de bu ayda yapılması cihetiyle İçtimai yardım ayı demek de pek yerinde olur.Cenab-ı Allah (C.C.) âyet-i kerimesinde: "Ey inananlar! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız diye size sayılı günlerde farz kılındı, içinizde hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamayanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyi­lik yaparsa o iyilik kendisinedir. Oruç tut­manız eğer bilirseniz sizin için hayırlıdır. Ramazan ayı ki onda Kuran, İnsanlara yol göstererek yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak indirildi. Sizden bu ayı idrak eden, onda oruç tutsun, hasta veya yolculukla kalan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutsun. Allah size kolaylık ister, zorluk istemez. Bu kolaylıkları, sayıyı tamamlamanız ve size yol gösterdiğine karşılık onu ululamanız için meşru kılmışlar, o ki şükredersiniz." buıyurulmuştur. (Bakara Suresi Ayet :183,184,185)Ramazanda bu ümmete Kuran, oruç ve çok rahmet verildiği için bu ay ümmetin ayıdır. Peygamberimiz Hz.Muhammed (S.A.V.) Efendi­miz Hadisi Şeriflerinde:"Ramazan'ın evveli Rahmet, Ortası mağfiret,... Devamı

BÜYÜKLÜK TASLAMAK VE BÖBÜRLENMEK

2008-11-12 16:47:00

Allah(c.c.) mütevazi olup, alçak gönülülük edenin,  derecesini yükseltir. Buna karşılık büyüklük taslayanın derecesini ise alçaltır.Onun içindir ki,hayatımızın her dönemin de,büyüklük taslamamalı,daima güler yüzlü ve mütevazi olmalıyız.Cenab-ı Allah (c.c.) âyet-î kerimesinde: Esirgeyici olan Allah'ın gerçek kulları yeryüzünde gönül alçaklığı ile yürürler (adımlarını kibirlenerek sert sert atmazlar.) Cahiller kendilerine hoşa gitmeyecek laflar attığı zamanda onlara güzel sözler söylerler" buyurmaktadır. (Furkan S.A: 63)Diğer ayetlerdeki Hz. Lokman'ın oğluna yaptığı nasihatler şöyle buyurulmuştur: "Ey oğulcuğum! işlediğin şey, bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, Allah onu meydana çıkararak hesabını sorar. Doğrusu, Allah Latifdir, haberdardır. Ey oğul­cuğum! Namazı kıl, dinin iyi gördüklerini emrederek kötülüklere engel olmaya çalış; başına gelen belâlara sabırla katlan,Çünkü bu direniş, İşlerinin sebatla yürütmeye azmedenlerin kararlılığıdır. İnsanları küçümseyerek onlardan yüz çevirme. Yeryüzünde şımarık, şımarık yürüme. Çünkü Allah (c.c.) büyüklük taslayanları, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez. Yürüyüşünde tabii ol, Sesini alçalt.Unutma ki,seslerin en çirkini  merkeplerin sesidir!" (Lokman Sûresi Âyet: 16-17-18-19) Ayet-i Kerimelerden da anlaşıldığı gibi;Mütevazi, yani alçak gönüllülük, güzel görülüp tercih edilmekte, büyüklük taslamak, böbürlenmek bencillik etmek, gurur, kibir gibi hasletlerde k&ou... Devamı

RIZIK ENDİŞESİNE DÜŞMEYELİM

2008-11-05 16:34:00

İslam’a göre; insanı, rızkı da eceli gibi bulur. Kimse rızkını bitirmeyince ölmez.Evlere kapılardan girildiği gibi rızka da sebeplerle girilir. Allah’u Teala her şeyde olduğu gibi rızkı da sebeplere ve çalışmaya bağlamıştır. Cenab-ı Allah, insana rızkını bul­ması için, akıl, göz, kulak, el. ayak ve benzeri güzel azalar vermiştir.İnsanın vazifesi, sebeplere sarılıp, rızkı için çalışmaktır.Cenab-ı Allah ayet-i kerimede: “Nice canlılar vardır ki, rızıklarını kendileri elde ede­mezler. Sizinde onlarında rızkını Allah verir. O İşitir ve bilir” buyurmuştur. (Ankebût Sûresi Ayet: 60) [ Hz. Peygamber Mekke’de müşriklerden eziyet gören Müslümanlara Medine’ye göç etmelerini söyleyince, onlar “oraya nasıl gideriz? Orada ne yerimiz yurdumuz, ne malımız mülkümüz var. Bizi kim yedirir içirir?” demişlerdi. Bunun üzerine inzal edilen bu ayetle, yeryüzünde nice canlının, rızkını yanında taşımaktan aciz olduğu ve nicelerinin ertesi gün için rızık biriktirmeksizin yaşadığı, kısacası, rızkı verenin Allah olduğu hatırlatılmıştır.]Bir başka ayette: “Yeryüzünde yaşayan bütün canlıların rızkı ancak Allah’a aittir” (Hûd Sûresi Ayet: 6)Günahlar bazen rızık darlığına sebep olur. Sadaka ve Sıla-i Rahim rızık bolluğuna sebeptir.İbadet ve taat ile rızık artar.Bir ticarethane sahibi, iş yerini açtıktan sonra rızkı Cenab-ı Allah’tan beklemelidir. Çiftçi, tohumunu ekip hizmetini yaptıktan sonra mahsûlü Allah’tan beklemelidir.Esnaf, Sanatkâr, isçi, Memur vb. de rızkını Allah’tan bilmelidir.İnsanın bazen, çalışamamak veya hastalıktan dolayı rızkı azalabilir. Ölümle de rızkı kesilmiş olur. Her insan çalışıp rızkını Rabbimizden isterse rızkı artar ve bu İtikadı say... Devamı

RAMAZAN BAYRAMI

2008-09-27 09:53:00

Evveli Rahmet, ortası Mağfiret ve sonu da Cehennemden azad olmak olan Ramazan-ı Şerif, pazartesi günü son bulmuş,Salı gününden itibaren de Mübarek Ramazan Bayramı başlamış bulunmaktadır.Bu vesile ile bütün Müslümanların Ramazan Bayramını en içten di­leklerimle kutlar, sıhhat, afiyet ve mutluluklar içerisinde daha nice  bayramlara ulaştırmasını da Cenab-ı Allah'tan niyaz ede­rim.Ramazan, Oruçlunun günahlarını yakıp yok eder.Yağmur nasıl yeryüzünü temizler ve Allah’ın izniyle toprağa bereket verirse, Ramazanda insanı kötülüklerden ve günahlardan öylece yıkar ve temizler. Yapılan ibadet ve taatlarla Allah (c.c.)'ın sevgisine mazhar olan insanlar, bu güzel durumlarını devam ettirmelidirler. Rama­zan bitti diye İbadet ve taat'tan uzak durma­mak lâzımdır. Güzel davranışlarımızı devam et­tirerek, her türlü kötülüklerden gereği gibi kaçın­malıyız. Ramazan-ı Şerif dışında da Kur'an ve Sünnet çerçevesinde hayatımızı yaşamaya özen göstermeliyiz. Al­lah(c.c.)'a ve Resulü Hz. Muhammed (s.a.v.)'e karşı görevlerimizi hiç bir zaman aksatmamalıyız. Bil­meliyiz ki, ibadetlerde devamlılık esastır.Bayram, Ramazan ayının son günü olan arefe'den sonra başlar ve üç gün sürer. Arefe gününde ve Bayram namazından sonra, kabir­leri ziyaret ederek ölülerimizi hatırlamalıyız.Çokca tefekkür etmeliyiz.Okuyacağımız surelerin ecir ve mükafatını göndermeliyiz. Bu kabir ziyaretleri ölülerimize karşı duyduğumuz sevgi ve saygının bir ifadesidir.Ayrıca kabir ziyareti, insanlara ahireti hatırlatır. Bir gün bizle­rinde mutlaka öleceğimizi hatırlatır. Aslında ölüm, dinimize göre bir yok oluş değil, gerçek manada var oluş demektir.Merhum Şair... Devamı

Allah(c.c)'ın Varlığının Akli Delilleri

2008-10-08 18:52:00

Allah-u Teâlânın varlığının isbatı, akli ve nakli deliler iledir. Bu hafta akli delillerden bah­sedeceğim. İtikat´taki mezhep İmamız, imam-ı Maturidiye göre Allah-ı bilmek akıl İle­dir. Allah (c.c.)´ın varlığını akli delillerle ispat et­meye çalışmamız, inkarcılara davetiye, İnananlarada, inandıklarını, muhataplarına daha iyi ifade edebilme becerisini sağlama amacına yöneliktir.Kainatta her şey eserden müessire doğru bir mükemmellik arz etmektedir. Meselâ; her yazılmış bir yazı, onu yazan katibini, her şiir onu yazan bir şairi, her bina onu yapan bir us­tayı bize hatırlatır. Herhangi bir bina İçin, bu bina tesadüfen kendiğinden olmuş, bunun ustası yoktur desek bu ifadenin gerçekçi olmadığını hepimiz çok net biliriz.Akli selim olan­lar hayır! hayır! tesadüfen olamaz!.. Onu yapan mutlaka bir usta vardır diye haykırırlar. Bu misalleri çoğaltabiliriz. Bir şiir düşünelim, muhtevası, yüksek fikirler ve zarif duygularla örülmüş olsun… Aynı zamanda şekil, Vezin, Kafiye gibi nice edebi sanatlarla süslenmiş, her harf, her kelime, her işaret olması gerek­tiği yerde… Bu güzellikler karşısında hemen sorarız, bu şiiri yazan kimdir? Aklı Selim kişiler bu şiiri yazan bir şairin varlığını bilirler.Gökyüzü ve orada  bulunan milyarlarca sayıdaki yıldızlar, gezegenler, milimetrik hata kabul etmeyen bir özelliğe sahiptirler. Bilim adamlarının da belirttiği gibi güneş dünyamıza yaklaşık 149.5 milyon km. uzaklıktadır. Dünya yaratılalı güneşte milimlik, sapma ol­saydı bugünkü mükemmelliği olmazdı demişlerdir. Çünkü dünyadan uzaklaşsa, dün­ya yaşanmaz soğukluğa sahip olurdu. Şayet yaklaşsaydı o zamanda dünya sıcaktan ya­nar kavrulurdu demektedirler. O halde güneşi ve benzeri tüm mükemmellikleri ya... Devamı

ŞANS OYUNLARININ TAMAMI KUMARDIR.

2008-08-20 17:13:00

Öncelikle şans oyunlarının tamamının kumar olduğunu belirterek başlamak istiyorum. Konunun daha iyi anlaşılması için de kumarın tanımını iyi bilmemiz gerekmektedir.   Tarafların ortaya koydukları bir malı, parayı veya menfaati, baştan kimin kazanacağı kimin elde edeceği belli olmayan bir iş ve işlem sonunda taraflardan birinin kaybedip diğerinin kazanmasına kumar denir.   Tariften anlaşılan hususları ayrıca belirtmek gerekirse kumarda: Para ve mal koyanlar ile kazanma ihtimali bulunanlar aynı şahıslar olacak, Oyunun çekilişin ve benzerinin sonucu önceden bilinmez olup, şansa bağlı olacak, Şansa bağlı bir iş ve işlem sonucunda bir mal veya para kazanmak olacak,Bu ve benzeri şans oyunlarının tamamı kumardır.   Şans Oyunlarının isimlerinde milli kelimesinin geçmesi onu meşrulaştırmaz Adı ne olursa olsun,şansa dayalı olarak oynanan her şey kumardır. Mesela Milli piyango, spor toto, spor loto, at yarışları, okey, tavla, her türlü kağıt oyunlar v.b. müşterek bahis gibi tertip ve oyunlar da kumardır. Bu şans oyunlarında az veya çok bir maddi bedel ödenmekte sonucunda bazıları kaybetmekte bazıları da kazanmaktadır. Bu haksız bir kazançtır. Toplumu üretmekten, alın teri olmadan tüketmeye alıştıran olumsuzluklardır. Halbuki İslam, çalışmanın alın terinin önemini belirtip meşru yoldan kazanmamızı emretmiştir. Ayette: “İnsan için çalıştığının karşılığı vardır” buyrulmaktadır.   Bu belirtmeye çalıştığım kumarlarının içinde çok büyük kalabalıkların oynadıkları da mevcuttur. Bir yanlışı çok kişinin yapmış olması ona meşruluk kazandırmaz. Bahsettiğim bazı şans oyunlarından  yüzdelik dilimlerinden bir kısmı bazı tesis ve hayır kurumlarının yararlandırılması, İslami açıdan geçerli mazeret olamaz. Çünkü yasak haram ve kumarla h... Devamı

OSMANLI DEVLETİNDE İKTİSADİ VE TİCARİ HAYAT

2008-08-06 01:04:00

Osmanlı devletinin kendine özgü iktisadi ve ticari hayatı mevcuttu. İktisat tarihinin konularından biri olan Osmanlı  üretim şeklinin niteliği üzerinde yerli ve yabancı birçok bilim adamının görüş ve incelemeleri de söz konusudur. Ancak herkes kendi penceresinden bakarak bir yere varmak istemiş, sonucunda çoğu yorumların Osmanlıyı kendi özgün yapısı içerisinde olma yerine başka toplum ve coğrafyalar ile irtibatlandırma eğilimini taşımaktadır. Yaklaşım tarzı yanlış olanların gerçekleri kavrayamadıklarını objektif bakabilenler çok net görmektedir. Bu konuda ileri sürülen fikirlerin ve iddiaların ispatlanmamış, belgeye dayanmamış, olumsuz düşüncelerin olması konunun anlaşılmasını kolaylaştırmaktadır.Osmanlı üretim biçiminin Batı feodalitesi ile ciddi aykırılıkları bulunmaktadır. Sipahinin konumu ve özellikle yargılama yetkisinin olmayışı, angaryanın bulunmayışı, toprağı işleyen köylünün toprağında rençper çalıştırabilmesi gibi hususiyetler feodalite ile Osmanlı üretim tarzı arasındaki belli başlı farklardır.Osmanlı iktisadi yönden 16.yüzyılda kuruluşları ile kurumsallaşmış ve olgunlaşma sonucu Osmanlı üretim tarzından bahsedilecek düzeyde birbiri ile bütünleşmiştir. Osmanlı üretim tarzını sağlayan temel kriter toprak sistemidir. Tımar sistemi toprağın işleniş biçimini işleyenin ve denetleyenin statüsünü, tahsil olunacak verginin oran ve tahsil biçimini v.b. bir çok ayrıntıları vermektedir. Sistemdeki bu unsurlar gerek Asya tipinden ve de gerekse feodaliteden farklı özelliklere sahiptir. Asıl itibari ile tek bir model yerine Osmanlıda çeşitli üretim biçimlerinin iç içe yaşadığını belirtmek gerekir Osmanlı toplum düzeni de tarihi, iktisadi, coğrafi, askeri v.b. nedenlerle batıdakinden farklı bir ... Devamı

OSMANLIDA MÜZİK

2008-07-30 01:03:00

Osmanlı devletinde İslam’a uygun olan tarzda musiki ziyafetlerinin yapıldığı bilinmektedir. Malumunuz İslamiyet’te bazı sesler helal ve bazıları da haram kılınmıştır. Gerçekten insan da ulvi ve yüce duyguların rabbani aşkların doğmasına vesile olan sesler helaldir. Kainatta yapılan zikirler ve tesbihler bu çeşit seslere girdiği gibi rüzgarların terennümleri denizlerin dalgalarının çıkardığı nağmelerin kuş v.b.şeylerin, rabbani olan kelamları bu guruba girmektedir. Bu yönü ile baktığımızda kainatın, ilahi bir musiki daire olduğunu, çeşit çeşit sesler ve terennümlerle kalplere sevinçleri, hüzünleri ve rabbani aşkları doldurduğu ruhları ve kalpleri manevi zevklere gark ettiği bilinen bir gerçektir. Bu güzellikler nefsi susturur kalbi aklı ve ruhu yüceliklere ve ebedi alemlere teşvik eder. Osmanlı askeri musikisi olan mehter, buna verilebilecek en güzel örnektir.             Hakikaten ecdadımız Osmanlının musikisinde bile bir güzellik, mükemmellik vardır. Mehterin çalmış olduğu marşlar tüm dostlara güven verip gönüllere güzellik katarken düşmanlara da korku salmakta kısacası bu musikiden herkes nasibini almaktadır. Mehterin çaldığı marşlar bugün de gönüllerimize coşku ve sürur vermektedir. Avrupalıların insanları engizisyonda ölüme tabi tuttuğu bir dönemde ecdadımız musiki ile ney sesi, su sesi v.b. ruh hastalarını tedavi etmiş ve bu alanda şifa haneler oluşturmuştur. Genel olarak diğer yazılarımda da vurguladığım gibi ecdadımız Osmanlı, İslam’ın hükümlerine göre hayatlarına yön vermişler, İslam’ın emrettiklerini yapıp, yasaklarından da sakınmışlardır.             Musiki konusunda meşru dairenin içinde kalmak şartı il... Devamı

OSMANLI DEVLETİNDE EĞİTİM VE YARGI

2008-07-23 01:00:00

Osmanlı devletinde adliye teşkilatının bütün elemanları medreselerde yetişmişlerdir. Adliye teşkilatının en önemli fertleri olan kadılar, ilmiye sınıfından tayin edilmişlerdir. Osmanlı devletinin kuruluşu ile birlikte medreseler de tesis edilmiş, zamanla en mükemmel eğitim-öğretim kurumlarının zirvesine ulaşmıştır.Medreseler genellikle camilerin yanında, camilerle birlikte bir külliye olarak inşa edilmiştir. Talebeler, imaretlerde yer içer, medreselerin uygun bölümünde yatar, ibadetlerini camide yapar, eğitim-öğretimlerine medreselerde devam ederlerdi. Osmanlı medreseleri Fatih külliyesi ile kemalini bulmuş, Kanuni’nin döneminde ise son şeklini almıştır. Fatih medreseleri, caminin kuzey ve güneyinde yer alan dörderden sekiz medreseyi Sahn-ı Seman veya Medarisi Semaniye adı verilmiştir. Bugünkü anlamıyla tam karşılığı üniversitedir. Talebelerine danişmend, asistanlara muid ve hocalarına da müderrü denir. Bu üniversitenin içinde ilkokuldan başlayan üniversiteye öğrenci yetiştiren medreseler de kurulmuştur. Süleymaniye medreseleri hem müsbet bilimle, teknik ve hem de dini konuların öğretildiği bir üniversiteydi. Bu medreselerin dereceleri , 1- İbtidai Haric ( ilkokul ve ortaokul) 2- Hareketi Haric 3- İbtadai Dahil (ortaokul ve lise) 4- Hareketi Dahil, bunları bitirenler şer-i ilmiyelerde uzmanlaşmak istiyorlarsa Musila-i Süleymaniye medreselerine giderlerdi. 5- Musela-i Sahn (lise) 6- Sahn-ı seman (üniversite) 7- İbtida-i Altmışlı 8- Hareketi Altmışlı 9- Musila-i Süleymaniye. Süleymaniye üniversitesinin lisesidir. Mezunları kadı adayı (mülazım) olabilirdi. 10- Hamise-i Süleymaniye 11- Süleymaniye  medreseleri 4 (dört) tanedir. Üniversite ötesindedir. 12- Darül Hadis (yüksek şer-i ilimler fakültesi). Kısacası günümüzle mukayeseli bakt... Devamı

OSMANLI DEVLETİNDE TEMEL HAK VE HÜRRİYETLER NASILDI ?

2008-07-02 00:54:00

Günümüzde bilinen ve öğretilenlerin tersine, insana ve onun hak ve hürriyetlerine olan saygının ve de özgürlük anlayışının en ileri derecede Osmanlı Devletinde uygulandığı tarihi vesikalardan açıkça anlaşılmaktadır. Osmanlı Devleti ile çağdaşı devletlerin durumuna baktığımızda, yüzde yüze varan nispetlere ulaşan farklılıkların olduğu bilinen gerçeklerdendir. Osmanlıda eskiden beri var olan hak ve hürriyetler 1839 tarihli Tanzimat fermanı, 1856 tarihli ıslahat fermanı ve 1876 tarihli Kanun-i Esasi ile yazılı hale getirilmiştir. Osmanlı Devletinin, özellikle yükselme devrinde, padişahların hukuka karşı duydukları saygıları ve adaleti icradaki titizlikleri inkar edilemez tarihi bir hakikattir. Önemli olan kuvvetlilerin, güçlülerin haklılığı değil, kanun ve hukuk önünde haklı olmak önemsenmiş ve de uygulamada bu durum kendini göstermektedir. Fatih’in mahkemedeki yargılanıp suçlu bulunması buna en güzel örnektir. Padişah da olsa tüm insanlar hak, hukuk v.b. özellikler bakımından eşittir. Adalette herkese hakkının verilmesiyle tesis eder. Kısacası her hak sahibine hakkı verilmiştir. En temel vazgeçilmez devredilemez haklar konusunda Osmanlıların büyük bir adalet ve eşsiz hoşgörü anlayışına sahip olduğunu belirtmek isterim. Yükselme döneminde Yunus’un “Yaratılanı severiz, yaratan dan ötürü” ifadesi hakim olan bir özelliktir. Osmanlı hukukunda hürriyetin tanımı şu şekilde yapılmıştır; “Hürriyet ne başkasına ve ne de nefsine zarar vermemek şartıyla meşru dairede dilediğini yapmaktır. Gerçekten hürriyet odur ki, adli kanunlar dışında kimse kimseye tahakküm etmesin, herkesin hakları dokunulmazdır ve herkes meşru dairede istediği gibi hareket etsin. Buna göre kişilerin kullanab... Devamı

OSMANLI’DA KARDEŞ KATLİ VAR MIDIR?

2008-06-25 00:52:00

Osmanlı Devletinde kardeş katli meselesi somut bilgi ve belgeye dayanmadığı halde, bazı tarihçiler tarafından saltanat uğruna yapılan vahşet ve insan katliamı olarak anlatılmaktadır. Bu konuda kesin bir bilgi ve belgeye dayanılmadığı halde, Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.)’ın övgüsüne layık olan Fatih Sultan Mehmet gibi büyük bir şahsiyeti bile kardeş katliyle suçlayan zavallılar olmuştur. Bizans tarihçilerini onaylamak mümkün değildir. Hammer ve benzeri tarihçiler, sanki şehzadelerin Osmanlı Devleti’nin yıkılması için kullanıldığını biliyorlarmış gibi, bunu vesile ederek, Fatih’e hiç utanmadan hücum etmişlerdir. Benim de zaman zaman yararlandığım “Bilinmeyen Osmanlı” kitabında da ayrıntılı olarak bu durumlar hakkında bilgi verilmiştir. Okuyucularımızın Osmanlı arşivlerinden elde edilen bilgi ve belgeye dayalı olarak hazırlanan bu eseri elerinden düşürmeden ara kaynak olarak yararlanabileceklerini ifade etmek isterim. İhtilafa yol açan, kardeş katli meselesi ile alakalı olarak kullanılan şu maddedir:            Kanunnamenin “Ve her kimseye evladımdan saltanat müyesser ola, karındaşların nizam-ı alemi için katletmek münasiptir. Ekseri ulema dahi tecviz etmiştir. Anınla amil olalar.” Bu maddenin şer’i hükümlere uygun olup olmadığı, Osmanlı tatbikimi yoksa nedir?            Bu maddeyi sağlıklı izah edebilmek için Osmanlının uyguladığı hukuku çok iyi bilmek gerekir. Malumunuz Osmanlı Devleti İslam hukukunu uygulamıştır. İslam hukukunda da üç çeşit suç ve ceza vardır: 1-Had suçu ve cezaları, 2-Şahsa karşı işlenen cinayet suçları, 3-Tazir suç ve cezalarıdır. Bunlardan birincisi olan, had suç ve cezaları bölümü... Devamı

Ecdadımız Osmanlıyı Ne Kadar Tanıyoruz?

2008-06-18 00:47:00

Malum olduğu üzere, Osmanlı imparatorluğu 600 küsur sene Müslüman Türk Devleti olarak üç kıtada hakimiyetini eşsiz bir Adalet ve büyük bir hoşgörü anlayışı ile devam ettirmiştir. Günümüzde ecdadımızı tanımayan cahil, bilgisiz, okuyup araştırma özelliklerinden yoksun bazı zavallılar mevcut bulunmaktadır. Tarihi somut, bilgi ve belgeye dayanmadan ecdat hakkında iftiralar atılmaktadır.  Günümüzde, Osmanlı Devletine cephe alan belli mihraklar ve karanlık güçler bulunmaktadır. “Bilinmeyen Osmanlı” kitabında  Prof. Dr. Ahmet Akgündüz ve Doç Dr. Said Öztürk  de bu durumu üç kol  halinde Osmanlı Devletine hücum edildiğini belirtmektedirler. Bu vesile ile “Bilinmeyen Osmanlı” kitabını tüm okuyucularımızın okumalarını gönülden istiyorum. Osmanlıya düşmanlık yapan birinci grup, İslam’a olan düşmanlıklarını açıkça ortaya koyamayan fakat bunu Osmanlı düşmanlığı adı altında yürütenlerdir. İkinci grup, İslam’ı ve tarihimizi iyi bilmeyen, Osmanlıya düşman devletlerin fikir propagandalarına kanan bazı saf Müslümanlardır. Üçüncü grup ise, Osmanlı Devletini inancımız gereği olarak, bütün Müslümanları kucaklayan ümmet ve Osmanlı milleti anlayışına karşı çıkan ve sonrasında Osmanlı devletini Türk düşmanı gibi göstermeye çalışanlardır. Özellikle Fatih Sultan Mehmet gibi, Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.)’ın açık bir şekilde övgüsüne nail olan bu büyük şahsiyete bile dil uzatmaktan geri durmayan zavallılar bulunmaktadır. Fatih’in kapıkulu sistemi ve sokulu gibi başka ırklara mensup olan Osmanlı Devlet adamlarını tenkit edenler mevcuttur. Her üç grubun ellerinde koz olarak kul... Devamı

ÖYSM ŞEFFAFLAŞTIRILMALIDIR

2008-06-11 00:45:00

       Yüksek Öğretim Kurulu Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından malumunuz üniversite sınavı ve diğer bazı sınavlar yapılmakta ve sonuçlandırılmaktadır.        ÖSYM Kurumu yeniden ele alınmalı, şeffaf herkesin somut anlamda ikna olduğu şekilde bir düzenlemeye acilen gidilmelidir.        Geçtiğimiz hafta katsayı eşitsizliği eşitlenmelidir başlıklı yazımda, YÖK Başkanımızın bu haksız uygulamayı kaldıracağına dair girişimlerini desteklediğimi belirtmiştim. Şimdi de ÖSYM’nin sınav sonuçları üzerindeki şüpheleri giderici manada bir düzenlemenin yapılmasını talep ediyorum.        Zaman zaman medyaya da yansıdığı  şekilde benzer bir mağduriyeti de çocuğumun yaşadığını belirtmek isterim. Sekiz yıl önceki üniversite sınavında matematikten 29 sorudan 29 doğru, Geometriden 16 sorudan o sene 2 tanesinin hatalı olduğunu çocuğum söyledi.sonucunda, 1 sorunun iki doğru cevabı cevap anahtarında olduğundan, 1 tane sorunun da çözümü olmadığından, o iki soru iptal oldu. Böylece Geometriden 1 boş ve 13 doğru, Fizikten 19 sorudan 18 doğru 1 boş, Kimyadan 14 sorudan 12 doğru 2 yanlış, Biyolojiden 12 sorudan 6 doğru 6 yanlış işaretlediğini çocuğumla birlikte aynı gün televizyondan soru ve cevaplarını beraber izlerken, daha soru çözülmeden cevabı şudur demekteydi. Bildiğine kesin olarak inanıyorum. Çocuğum sayısalcı olduğu için eldeki doğru ve yanlışları topladıktan sonra, taban puan, ortaöğretim başarı puanı ve sayısaldaki net sayı ile 0.932  çarpılıp ortaya çıkan puanın üzerine, sözel alandan yaptığı yaklaşık 40’ın üzerindeki doğrunun da 0.172 ile çarpılması sonucundaki puan... Devamı

KAZA VE KADER

2008-04-09 00:15:00

        Kaza ve kadere inanmak iman esaslarının sonuncusudur. Alemdeki canlı, cansız, zerreden kürreye her varlığın, güneşin, ay’ın ve yıldızların yoktan yaratıldığı bildiğimiz bir gerçektir. Bütün bunların belli bir düzen ve ölçüler içerisinde hareket ettiğini, değişip durduğunu, zamanı gelince de yok olacağını biliyoruz. Bu mükemmel düzen, bu sürekli oluş ve yaratılış bir tesadüfün eseri olamaz. Olamaz diyorum çünkü en basit şeylerin bile kendiliğinden meydana gelmediğini biliriz. Kısacası tesadüfler bile asla tesadüf edemezler. Mesela; yazılmış bir yazı bize onu yazanı, yapılmış bir bina o binayı yapan ustayı hatırlatır. Hiç birimiz demeyiz ki, bu yazı veya bina tesadüfen  kendiliğinden var olmuştur. Kısacası onların tesadüfen olmadığını biliriz. Böyle basit şeylerin bile tesadüf olmadığını kabul ettiğimize göre, Kainattaki mükemmellikleri mili metrik hata kabul etmeyen, düzen ve intizamın bir tesadüf eseri olarak değil, sonsuz güç, kuvvet ve kudret sahibi olan Allah-u Teala (c.c.) tarafından yaratılmış olduğunu bilir ve öyle inanırız. Çünkü Allah (c.c.)’ın iradesi, bilgisi dışında hiçbir şey olmaz. Başlangıçtan sonsuza kadar ne olacaksa O, hepsini bilir. “Künfeyekün” (Bir şeye ol derse o hemen oluverir.) Rabbimizin olacakların hepsini önceden bilip takdir etmesine (ölçüp, biçip belirli kılmasına) KADER denir. Bu Allah-u Teala’nın ilim sıfatının sonucudur. Yüce Allah (c.c.)’ın takdir ettiği şeylerin yeri ve zamanı gelince, O’nun tarafından yaratılıp ortaya çıkmasına ise, KAZA denir. Bu da, Allah-u Teala’nın irade, kudret ve yaratma (tekvin) sıfatlarına inanmak demektir.Bir çok kimse kaza ve kaderi yanlış anlamakta ve yan... Devamı

SELAMLAŞMANIN ÖNEMİ

2008-03-26 00:11:00

Müslümanların güven, barış ve sevgi içinde olmasını isteyen Allah (c.c.)’ın emirlerinden biri de Selamlaşmadır.Kelime anlamıyla Selam, güven, sulh, esenlik, barış, sağlık, bir şeyin sonunun iyi ve hayırlı olmasını dilemektir.İslami ıstılahta ise “Müminlerin birbirlerine hususi bir şekilde dua etmesi” olarak değerlendirilmiştir.Dinimize göre Selamlaşma için, insanların birbirlerini tanımaları şart değildir. Esasen gerekli olan karşımızdakini Selamlamaktır. Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.)’e “İslam’ın hangi ameli daha hayırlıdır” diye soran sahabeye, Peygamber efendimiz “Tanıdığınız ve tanımadığınız kimselere Selam vermenizdir” buyurmuştur. Cenab-ı Allah ayeti kerimesinde: “Bir Selam ile Selamlandığınız zaman sizde ondan daha güzeli ile Selamlayın, yahut aynı ile karşılık verin” buyurmuştur. (Nisa-86) Bu ayet gereğince   verilen   selamı  almak  farzdır. Bilindiği gibi Selam,  Selamün Aleyküm  veya  Es-Selamü Aleyküm şeklinde verilmektedir. Karşılık olarak da, Ve Aleyküm Selam veya daha güzeli ile cevap vermek için, Ve Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatüh diyerek karşılık verilmelidir. Selam, Müslümanlar arasında sevgi ve barış sağlayan, mevcut sevgi ve samimiyeti arttıran güzel bir vasıtadır. Selamı veren, sevgi ve iyi niyetini ifadede öncülük ettiğinden, Selamı alan da bir iki kelime fazlasıyla cevap vererek bu güzel davranışa karşılık vermelidir. Resul-i Ekrem (s.a.v.) efendimiz “Siz Mümin olmadıkça, Cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de Mümin-i Kamil olamazsınız. Yaptığınız takdirde sevineceğiniz bir şeyi size söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız” buyurmuştur.Hadislerde belirtildiğine göre: Herhangi bir vasıta üzerinde olanlar yaya olanlara, yürüy... Devamı

Misyonerlik Faaliyetleri - 3

2008-02-27 23:58:00

SORMAK VE EKLEMEK İSTEDİKLERİM1-Kur’an-ı Kerim, Peygamberimiz Hz.Muhammed (S.A.V) in sağlığında hem yazıldı ve hem de Ashab’ı tarafından ezberlendi. O günden bugüne kadar milyonlarca hafız: Kur’an-ı Kerimin bir noktasını bile değiştirmeden nesilden nesillere aktarmıştır ve aktarmaya da devam edecektir. Eğer iddia ettiğiniz gibi Hz.Osman döneminde; var olan kısımlarının kaybolduğu ve olmayan kısımların ise eklendiği gibi bir durum söz konusu olsaydı, Haşa Kur’an-ı Kerim de İncil gibi tahrifata uğrardı. Kur’an-ı Kerim’i koruyacağını Cenab-ı Allah, Ayeti ile bildirmiştir. Amerika, Afrika, Asya, Avrupa velhasıl dünyanın dört bucağındaki İslâm hafızlarına Kur’an-ı Kerim’i ezbere okutturalım, her birinin okuduğunun aynı olduğunu duyar ve öğrenirsiniz. Beş yüz kusurden dörde indirilen İncil’i kelimesi, harfi, hatta noktasına kadar ezbere okuyabilen kaç din adamınız mevcuttur? O zaman tutarlı olun, Elinizde bulunan ve birbiri ile mütemadiyen çelişen İnciller mi? Yoksa tek olan, Allah’ın hıfzı altında bulunan asırlardır değiştirilemeyen ve değiştirilmeyecek olan Kur’an-ı Kerim mi?...          2-Cenab-ı Allah’ın Peygamberlerine yüz küçük kitap (SUHUF)  dört büyük kitap (TEVRAT-ZEBUR-İNCİL ve KUR’AN-I KERİM)’i göndermiştir. Bu kitaplarda; daima önceki ve sonraki Peygamberlere işaret edilerek, hak Peygamber olduklarını ümmetlerine duyurmuşlardır. Dikkat ederseniz çatışma söz konusu değildir. İnsanoğlu ile birlikte dinlerin ve o dinlerin kitapların Hz.Adem (A.S)’a indirilen 10 sahife, Hz.Şit (A.S)’a indirilen 50 Sahife, Hz.İdris, (A.S)’a indirilen 30 sahife, Hz. İbrahim (A.S.)’a indirilen 10 sahife, Hz.Davud (A.S)’ indirilen Zebur, Hz.Musa (A.S)’ indirilen Tevrat, Hz.İsa (A.S)&rsq... Devamı