NEFS MUHASEBESİNİN İHMALİ İFLASIN İŞARETİDİR

2015-11-03 13:11:00
NEFS MUHASEBESİNİN İHMALİ İFLASIN İŞARETİDİR |  görsel 1

                                    NEFS MUHASEBESİNİN İHMALİ İFLASIN İŞARETİDİR      Müslüman, Nefs Muhasebesini hiç bir zaman ihmal etmemelidir.Hayatımızı Kuran ve Sünnet'e uygun olarak yaşamakla yükümlüyüz.Her zaman nefsimizle hesaplaşarak, hayatımızı güzel ahlak sahibi olarak yaşamalıyız.Biliriz ki, Nefs Muhasebesinin ihmali, iflasın işaretidir.      Kainat ve bu bütünün parçalarını teşkil eden, zerreden kürreye bütün mevcudat bir hesap ve dengeler manzumesidir.      Gökyüzünün uçsuz bucaksız bir şekilde direksiz oluşu, güneşin ve diğer gezegenlerin asla hata kabul etmeyen mili metrik hesaplara dayanması, yoktan var eden, güç ve kuvvet sahibi Rabbimizin varlığını aşikar göstermektedir. Kainattaki her şey Cenab-ı Allah (c.c)’ın yaratmış olduğu mükemmel eserlerdir.      Günlük hayatımızdan ehemmiyetsiz kabul ettiğimiz bir çok şeyi planlayıp hesaplamak suretiyle gerçekleştirmekteyiz.      Bunu bir örnekle ile izah etmek gerekirse: Küçük bir ticarethane sahibi bile elindeki sermayeyi, borç ve alacak dengesini korumak için sürekli muhasebesini yapar. Bunu asla ihmal etmez, bilir ki hesabın ihmali, iflasın işaretidir.      Ne garip tecelli ve ne acı hakikattir ki, sınırlı olan dünya hayatı için hesaplar yapan bizler, anlaşılmaz bir gafletle nefs muhasebesini terk etmekteyiz. Üzerimize düşen görevlerin mesuliyetini idrak ederek, Müslümanca yaşamaya gayret etmeliyiz. Nefs muhasebesini asla ihmal etmemeliyiz. Müslüman olarak nefsimizi; nefsi emmare, nefsi levvame, nefsi mülhime ... Devamı

Rabbimize Gönülden Dualar Etmeliyiz

2015-11-03 11:56:00
Rabbimize Gönülden Dualar Etmeliyiz |  görsel 1

RABBİMİZE GÖNÜLDEN DUALAR ETMELİYİZ      Yapacağımız dualarımız ile Musibet ve belaların defolacağı gibi isteklerimizin de kabul olunacağı bilinen İslami bir gerçektir. Müslüman, sebeplerin yaratılması ve isteklerin hâsıl olması için dua etmek mecburiyetindedir. Duanın da bir usulü, esası ve erkânı vardır. Allah(c.c.)’ı vekil bilip, ona sığınmak, ondan korkmak ve Hulusi kalp ile içinden gelerek dil dökerek sadece Allah (c.c.)’tan istemek esastır. Gizli ve gönülden yapılan dualar daha hayırlıdır. Tövbenin kabulü için de gönülden pişmanlık duyup, yapılan yanlışları terk edip, yanlışlara düşmemek için sabırlı davranmak da en hayırlı olandır.      Cenab-ı Allah, âyeti kerimelerinde : “Rabbinize gönülden ve gizlice yalvarın. Doğrusu o aşırı gidenleri sevmez” buyurulmuştur. (Araf Sûresi âyet:55)      “Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min Sûresi âyet: 60)      “(Resûlüm!) De ki: (Kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?”.( Furkan 77)      “(Onlar mı hayırlı) yoksa darda kalana kendine yalvardığı zaman karşılık veren ve (başındaki) sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hakimleri kılan mı? Allah'tan başka bir tanrı mı var! Ne kadar da kıt düşünüyorsunuz!” ( Neml Sûresi âyet: 62)      “Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki... Devamı

İSLÂM'IN ŞİİR VE EDEBİYATA BAKIŞI

2015-10-12 11:15:00
İSLÂMIN ŞİİR VE EDEBİYATA BAKIŞI |  görsel 1

İSLAMIN ŞİİR VE EDEBİYATA BAKIŞI (1)      Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Konya Şubemizin Cumartesi günleri düzenlediği Kültürel Etkinlikleri kapsamında geçtiğimiz hafta, Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap Dili Ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Görevlisi Sayın Prof. Dr. Ahmet Kazım Ürün Bey’in; İslâm’ın Şiir Ve Edebiyata Bakışı konulu Konferansı vardı. Hakikaten çok özlü ve mükemmeldi. Bu güzel etkinliklerin yapılmasına vesile olan başta TYB Konya Şube Başkanımız M. Ali Köseoğlu olmak üzere bütün emeği geçenlere kalb-i şükranlarımı sunarım.  Siz değerli okuyucularıma bu güzel sunumu aktarmak istiyorum:      “Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle yüce dinimizin dünya üzerindeki en seçkin temsilcisi olan Peygamberimizin yaşadığı toplumu sosyo-kültürel açıdan kısaca tanıttıktan sonra gerek Kurân-ı Kerim’den ayetler gerekse Peygamberimizin sözleri ışığında konuyu değerlendirmek istiyorum.      Malumunuz üzere Peygamberimizin yaşadığı ve dolayısıyla İslamiyet’in doğduğu yer olan Mekke, Arabistan yarımadasının güneyinde yer alan bir şehirdir. Tarihin derinliklerine inildiğinde insanlık tarihinin bu yarımada üzerinde başladığını görürüz. Hz. Adem’in yeryüzünde bu yarımada üzerinde hayata ilk adımını attığı  ve Mekke yakınlarında Arafatta Hz. Havva ile buluştuğu rivayet edilir. Daha sonraki yıllarda Hz. Nuh Aleyhisselam’ın Yarımadanın kuzey kısmında hayat sürdürdüğü ve oğullarından biri olan Sam’dan Samiler diye adlandırdığımız Akadlar, Asurlular, Kenanlılar, Nabatlılar gibi toplulukların türediği nakledilir.      Tarih boyunca... Devamı

ALLAH (C.C.)'IN RIZASINI GÖZETMEK

2015-10-07 10:30:00
ALLAH (C.C.)IN RIZASINI GÖZETMEK |  görsel 1

ALLAH (C.C.)’IN RIZASINI GÖZETMEK      Bütün işlerimizde Allah (c.c.)’ın Rızasını gözetmek zorundayız. Allah ‘ın rızası için yapılmayan hiçbir ibadetin kabul olabileceğini düşünmek, söylemek mümkün değildir. Allah rızası için yapılmayan hiç bir ibadet kabul olmaz. Bütün ibadetlerimizi Allah rızası için yaparak, dünyevi ve uhrevi gerçek huzur ve kurtuluşa erişebiliriz. Namaz, Oruç gibi bedeni, Zekât, Sadaka gibi mali, Hac gibi hem bedeni ve hem de mali ibadetlerimizi, Allah (c.c.)’ın rızasını kazanmak için yaparsak sevaba nail oluruz. Gösteriş ve riya amaçlı yapılan ibadetlerin, hiçbir faydası olmayacağı gibi, kişinin günaha girmesi de kaçınılmaz olacaktır.      Allah (c.c.) için sevip, Allah için buğzetmek, Müslümanın en önemli ölçüsüdür. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimiz, her konuda olduğu gibi bu hususta da en güzel örnek olmuştur. Bize düşen görev Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’e tabi olmaktır.      Sevdiklerimizi sırf Allah (c.c.) Rızası için sevmek, düşmanlık ettiklerimize de sırf Allah (c.c.) Rızası için düşmanlık etmekle mükellefiz.      Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) bir hadis-i şeriflerinde: “İbadetlerin en kıymetlisi, Allah için sevmek ve Allah için düşmanlıktır.” (Ebu Davud)  buyurmuştur.      Âyet-i Kerimelerde:     “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah'ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, y... Devamı

ŞEHİDLİK VE GAZİLİK

2015-09-29 12:48:00
ŞEHİDLİK VE GAZİLİK |  görsel 1

ŞEHİDLİK VE GAZİLİK      Dinimiz İslâm, Namusumuz, Neslimiz, Mallarımız, Milletimiz, Vatanımız, Bayrağımız ve kısacası Kutsal değerlerimiz uğruna yapılan mücadele sonucunda hayatını kaybeden Müslüman kardeşlerimize Şehid, yaralılarımıza da Gazi ismini vermektedir. Vatan, bütün kutsal değerlerimizin toplandığı yerdir. Vatan, sadece bir toprak parçası değil, bütün değerlerimizin özgürce yaşandığı bir ortamdır. Vatan olmaksızın millet, millet olmaksızın da devlet olamaz. Bir milletin gerçek anlamda varlığı, vatanın varlığına, aynı zamanda hür ve bağımsız olmasına bağlıdır.      Vatan, gerektiğinde uğrunda can verilen ve üzerinde medeniyet kurulan yerdir.  Mithat Cemal KUNTAY, bir beytinde bu gerçeği şöyle dile getirmektedir: Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, Toprak, eğer uğrunda ölen varsa; Vatandır.     Âyet-i Kerimelerde:“Allah yolunda öldürülenlere «ölüler» demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız.” ( Bakara Sûresi âyet:154) “Size karşı savaş açanlara, siz de Allah yolunda savaş açın…” (Bakara Sûresi âyet:190) “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allah'ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehid kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.”      “ Onlar, Allah'tan gelen nimet ve keremin; Allah'ın, Mü’minlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesinin sevinci içindedirler.”  “Yara aldıktan so... Devamı

ARİFE, KURBAN VE KURBAN BAYRAMI

2015-09-29 12:47:00
ARİFE, KURBAN VE KURBAN BAYRAMI |  görsel 1

ARİFE, KURBAN VE KURBAN BAYRAMI      Malumunuz bu gün arife, 24 Eylül 2015  Perşembe günü de Kurban Bayramının birinci günüdür. Teşrik tekbiri; arife günü sabah namazında başlar ve dördüncü bayram ikindi namazı sonrası 23 (Yirmi Üç vakit), “Allahu Ekber, Allahu Ekber, La ilahe illallahu Vallahu Ekber, Allahu Ekber ve Lillahilhamd” denilerek ikmal edilir. Arife, bilinen gün anlamına gelmektedir.Bayramı müjdeleyen, bayramdan önceki gündür. Arife, Bayram  ve fırsat bulduğumuz zaman dilimlerinde kabirleri ziyaret edip, Çokça tefekkür etmeliyiz. Okuyacağımız surelerin ecir ve mükâfatını ölmüş olan ecdadımıza göndermeliyiz. Bu kabir ziyaretleri ölülerimize karşı duyduğumuz sevgi ve saygının bir ifadesidir. Ayrıca kabir ziyareti, insanlara ahireti hatırlatır. Bu ziyaretler vesilesi ile bir gün mutlaka öleceğimizi hatırlamış oluruz. Bu hatırlama aslında hayatımızı daima güzel ahlak esaslarına göre yaşamamız gerektiğini de beraberinde getirir. Dünyanın imtihan yeri olduğu, dolayısı ile bu imtihanda mutlaka başarılı olmamız gerektiği anlayışı bizlerde hakim olmalıdır. Aslında ölüm, dinimize göre bir yok oluş değil, gerçek manada var oluşun başlangıcıdır.      Kurban İbadeti, cimriliğimizi tedavi ettiği gibi, Cömert olmamızı sağlar. İhtiyaç sahiplerini düşünüp yardım etme duygusuna sahip olmamızı sağladığı için, merhamet duygumuzu coşturur. Vermeyi, paylaşmayı, gerçek anlamda  gönülden yaşamamıza imkân sağlar. Kurbanımızın etinden, ihtiyaç sahiplerine verdikçe, çok özlü ve önemli dualar almamız kaçınılmaz olur. Kurbanlarımız; İhlâsımızı, Samimiyetimizi, sadakatimizi, teslimiyetimizi gösterir. Kur... Devamı

"Kâfirler Topluluğuna Karşı Bize Yardım Et" Ya Rab...

2015-09-16 09:18:00
Kâfirler Topluluğuna Karşı Bize Yardım Et Ya Rab... |  görsel 1

‘KÂFİRLER TOPLULUĞUNA KARŞI BİZE YARDIM ET!’ YA RAB…      Terörü Lânetliyoruz. Terör kimden ve nereden gelirse gelsin, Lânetliyoruz. Devletimizin şefkatini anlamayan, razı olmayan iç ve dış hainler, gafiller, İnşa Allah, zaman içinde göreceğiz ki; kudretine boyun eğmek zorunda kalacaklardır.      Âyet-i Kerimede: “…Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!” (Bakara Sûresi âyet:286) buyrulmuştur. Ya Rabbi; şehitlerimize rahmet eyle, gazilerimize acil şifalar bahşeyle… Sıkıntılı ve acılı günlerden geçen milletimize sabır ve metanet lütfeyle…  Zalim ve teröristleri Kahhar ismi şerifinle kahr u perişan eyle… Güzel ülkemiz, Türkiye’miz üzerinde; oyun, hile ve tuzak kuranların tuzaklarını başlarına geçiriver.  Bizlere birlik, beraberlik ve kardeşlik şuuru ver… Kâfirler topluluğunun Müslümanlara yönelik olarak uyguladıkları Haçlı seferleri ile Afganistan, Pakistan, Doğu Türkistan, Cezayir, Tunus, Libya, Filistin, Mısır, Yemen, Suriye ve Irak'tan sonra Türkiye’mizi de karıştırmak isteyen, onlara destek veren bütün şer odaklarını yerle bir eyle…  Salahattin Eyyubi'nin gerçek torunlarının şuurlu davranmalarını nasip eyle…  Ya Rabbi! Terör ve haçlı ordusunun bütün hareketlerini bildirerek, güvenlik güçlerimizi teyakkuza yöneltecek devleti, milleti ve bütün kutsal değerleri için tarihe geçecek, gerçek kardeşlik dayanışmasını nasip eyle…  Selahaddin Eyyubi’nin inançlı, vefalı torunlarından, kalleşçe ve kahbece dökülen kanlara dur diyecek, güvenlik güçlerimize yö... Devamı

BİRLİK RAHMET, AYRILIK FELAKETTİR.

2015-09-09 10:59:00
BİRLİK RAHMET, AYRILIK FELAKETTİR. |  görsel 1

BİRLİK RAHMET, AYRILIK FELAKETTİR      Dinimiz İslam, insanları kesinlikle ırk, renk, soy ve cinsiyet ayrımına tabi tutmadan aynı anlayışla kucaklamakta, üstünlüğün, ancak takva ile elde edilebileceğini açıkça bildirmektedir. Birlik ve beraberliğin olmadığı yerde, ayrılık vardır. Ayrılık ise felakettir. Tefrika, girdiği cemiyetlerde, itimat ve emniyet, hürmet ve muhabbet, şefkat ve merhamet gibi her türlü ahlaki güzellikleri ortadan kaldırır.      Her birimiz elimizden gelen maddi ve manevi unsurlarımızı seferber ederek, güzelim ülkemiz Türkiye’miz üzerinde oynanmak istenen oyunun olumsuzluklarını gidermek için çalışmalıyız.  İçeriden ve dışarıdan hainlik edip, sivillere, güvenlik güçlerimize saldıran teröristlerin her birinin tuzaklarını boşa çıkarmak için, gayret sarf etmeliyiz. Teröristleri görenler mutlaka güvenlik güçlerimize ihbar etmeli ve birliğimizi yok etmek isteyen bu hainlere karşı güçlü bir şekilde karşı koymalıyız.      Günümüz Müslümanlarının en çok ihtiyaç duydukları konulardan birisi, beklide en önemlisi, birlik ve beraberliktir. Birlik ve beraberlik ruhunu kaybeden toplumlar, her şeylerini kaybetmek zorunda kalırlar. Fertleri birbirine düşmüş milletler, yok olup gitmeye mahkûmdurlar. Tarih bunun en büyük şahididir. Onun içindir ki dinimiz, birlik, beraberlik ve kardeşlik hukukunun önemini belirtmiş, ayrılığın, fitne ve tefrikanın da son derecede tehlikeli olduğunu da açıkça haber vermiştir.      “ Onlar kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer belli bir süreye kadar Rabbinden bir... Devamı

EMANETLERİ EHLİNE VERİP, ADALETLE HÜKMETMEKLE EMROLUNDUK

2015-08-31 11:27:00
EMANETLERİ EHLİNE VERİP, ADALETLE HÜKMETMEKLE EMROLUNDUK |  görsel 1

EMANETLERİ EHLİNE VERİP, ADALETLE HÜKMETMEKLE EMROLUNDUK         Emanetleri ehli olanlara vermemiz ve insanlar arasında hüküm verdiğimiz zaman da adaletle hükmetmekle emrolunmuş bulunuyoruz. Emaneti ehline vermenin olmazsa olmaz şartı, adaletle hükmedecek akl-ı selim bir muhakemeye sahip olmaktır. Akl-ı selim bir muhakemeye sahip olmadan, her hak sahibine hakkını verebilmekte mümkün değildir.      Âyet-i Kerimede:“ Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür.” (Nisâ Sûresi âyet:58)         Âyet-i Kerimenin; emanet ve adalete riayet emri ebedî ve genel bir düsturdur. Emaneti ehline vermekle birlikte, adaletle hükmetmek arasında çok önemli bir bağ vardır. Her birimiz imtihan edildiğimiz dünya hayatımızda hükümler vermekteyiz. Şu iyidir, güzeldir, bu kötüdür, çirkindir derken hep hüküm vermiş olmaktayız. Ancak, iyi hükmünü verdiğimizde gerçekten isabetli karar verilmiş ise problem yoktur. Fakat kötüye iyi denilirse, mefhumu muhalifinden iyiye de kötü hükmünü vermiş oluruz. Biz Müslümanların, Kur’an ve Sünnet’ te bildirilen,  yoruma ihtiyaç hissedilmeyen somut hususlardaki kötü, çirkin ve zararlı olarak tanımlananları iyi, güzel ve faydalı gösteremeyiz. Kısacası Allah(c.c.) ve Resulü Hz. Muhammed (s. a. s.)’in emrettiklerini kötü, yasakladıklarını da iyi gösteremeyiz. Bu gerçeği kavrayamayıp bu ve benzer yanlışları yapanlar İnkâr... Devamı

ŞEYTAN; İSİM DEĞİŞTİRİR, CİSİM DEĞİŞTİRİR

2015-08-26 09:06:00
ŞEYTAN; İSİM DEĞİŞTİRİR, CİSİM DEĞİŞTİRİR |  görsel 1

ŞEYTAN; İSİM DEĞİŞTİRİR, CİSİM DEĞİŞTİRİR      İnsanın en önemli iki temel düşmanının olduğunu, Kur’an ve Sünnetten öğrenmekteyiz. İki temel düşmandan ilki nefis, ikincisi ise şeytandır. Nefis ve Şeytan durmadan kötülüğü emreder.  Şeytan, insanın içinde bulunan kötü düşünce ve arzuları körükler, insan nefsine kötülüğü sevdirir.  Bu sebeple insanın kötülük yapmasını kolaylaştırır. O yüzden Hz. Ebubekir: «Büyük adam, nefsinin isteklerine uymayan kimsedir» demiştir.      Şeytan, insanları kötülüğe düşürebilmek için durmadan çalışır, isim değiştirir, cisim değiştirir.Nefsinin ve şeytanın istek ve arzularına uyan bir kişinin de yapamayacağı kötülük yoktur. Şeytanın istek ve arzularına boyun eğip, memnun edenler, artık şeytanı bile sollamaktadırlar. Kur’an ve Sünnet’i çok güzel anlar ve tanırsak, en temel düşmanları da bütün özellikleri ile tanıma ve onlardan korunma imkânlarına sahip olabiliriz.        Ayet-i Kerimelerde: "Ey İman edenler! Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Kim şeytanın adımlarını takip ederse, muhakkak ki o, edepsizliği (yüz kızartıcı suçları) ve kötülüğü emreder. Eğer üstünüzde Allah’ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini arındırır. Allah işitir ve bilir. " buyurmuştur. (Nûr Sûresi Âyet: 21)      "Kim Allah'ı bırakır da şeytanı dost edinirse elbette apaçık bir ziyana düşmüştür.(Şeytan) onlara söz verir ve onlar... Devamı

MÜSLÜMAN, IRKÇILIK YAPAMAZ

2015-08-18 12:48:00
MÜSLÜMAN, IRKÇILIK YAPAMAZ |  görsel 1

MÜSLÜMAN, IRKÇILIK YAPAMAZ      Gayri Müslimlerin birçokları ile bazı Müslümanların ırkçılık konusunda büyük yanlışlıklara düştüklerini üzülerek müşahede ediyoruz. İnsan olan, gerçekten ırkçılıktan uzak durur. Müslüman, asla ırkçılık yapamaz. Irkçılık yapanlar şunu bilmelidirler ki, dünyaya, erkek veya kadın, Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkez veya başka ırklardan gelişimiz, kişilerin tercihine göre değildir. Âlemlerin Rabbi Allah (c. c.),İnsanları, imtihan etmek için, farklı renklerde, ırklarda ve cinsiyetlerde yaratmıştır. Herkes yaratılmış olduğu konumundan memnun, mutlu olup, şükretmeli ve kesinlikle ırkını, cinsiyetini bir üstünlük vasfı saymamalıdır. Üstün ırk yoktur. Esasen, farklı ırklardan, kabilelerden, kavimlerden oluşumuz daha çok tanışıp bilişmemiz ve kaynaşmamız içindir.         Bu husustaki âyeti kerimede: “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz ki Allah bilendir, her şeyden haberdardır” (Hucurat Sûresi âyet:13) buyurulmuştur.      Hiç birimiz kendi cinsiyetimizi, ırkımızı tercih ederek dünyaya gelmiş değiliz. Dolayısıyla tercihimizin olmadığı malumken, bunu bir üstünlük vasfı olarak da değerlendiremeyiz. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s. a. s.) veda hutbesinde: “Ne Arap’ın Aceme (Arap olmayana), ne de Acem’in Arap’a (Acem olmayana) üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır. Takva ise yaşayıştır. Bu yaşayış ise; Allah(c.c.)’ın emirlerini yerine geti... Devamı

YAZARLIK HİKÂYEM

2015-08-12 09:18:00
YAZARLIK HİKÂYEM |  görsel 1

YAZARLIK HİKÂYEM      Türkiye Yazarlar Birliği Konya Şubesi’nin 08 Ağustos 2015 Cumartesi günü İl Halk Kütüphanesinde düzenlediği programda, Hüzeyme Yeşim Koçak, Kazım Öztürk ile birlikte yazarlık hikâyelerimizi anlatma imkânına sahip olduk. Bu vesile ile TYB Konya Şube Başkanımız M. Ali Köseoğlu Bey’in şahsında, emeği geçenlere, Programı düzenleyen Duran Çetin Bey’e ve programımıza katılarak bizleri memnun eden bütün gönül dostlarımıza kalb-i şükranlarımı sunarım. Allah (c.c.), her birinden razı olsun.        Yazmaya başlamama; aile ortamının, okuduğum okulların ve sonucunda bütün öğrendiklerimi bir Müslüman olarak  Kuran ve Sünnet merkezli,  anlayıp, yorumlayıp, Milli şairimiz M. Akif Ersoy’un kendisine dert edindiği, asımın neslini yetiştirmeye yönelik olarak, ben de acizane, elimden gelen katkıyı sağlayıp, insanlarımıza faydalı olmak için, yazmaya başladığımı ifade etmeye çalıştım. Yetiştiğim aile ortamının, Okumayı çok seven, halen günlük okumalarını düzenli olarak sürdüren babam Seyit Mehmet Ersöz, bu güne kadar on dokuz kitabı yayınlanan amcam Veyis Ersöz, amcaoğlu Salih Sedat Ersöz, dayım Mustafa Öztürk, halamın oğlu Sıtkı Yonca ve diğer akrabalarımın güzel örnek oluşları, yazmaya başlamamda etkili olmuşlardır.      Yazmaya başlamama; aile ortamımın etkili olduğu gibi, okuduğum okulların da çok büyük katkıları olmuştur. İlk ve orta tahsilimi Akören de ikmal ettikten sonra, 1980 yılında Konya İmam-Hatip Lisesinden, 1984 yılında da Konya Selçuk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinden mezun olduğumu, bu dönemlerde ve sonrasında bir  çok ilim, irfan meclisle... Devamı

BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZİ SAĞLAMLAŞTIRMALIYIZ

2015-08-05 08:57:00
BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZİ SAĞLAMLAŞTIRMALIYIZ |  görsel 1

BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZİ SAĞLAMLAŞTIRMALIYIZ      Güzel Ülkemiz Türkiye’miz üzerinde oynanan çirkin oyunları gören aklı selim insanlarımızın kenetlenerek, birlik ve beraberliğimizi sağlamlaştırarak bütün sıkıntılarımızı aşmak için mücadele etmeliyiz. Son günlerde yaşadıklarımız karşısında en çok ihtiyaç duyduğumuz konulardan birisi, beklide en önemlisi, birlik ve beraberliktir.      Birlik ve beraberlik ruhunu kaybeden toplumlar, her şeylerini kaybetmek zorunda kalırlar. Fertleri birbirine düşmüş milletler, yok olup gitmeye mahkûmdurlar. Tarih bunun en büyük şahididir. Onun içindir ki dinimiz, birlik, beraberlik ve kardeşliğin önemini belirtmiştir. Fitne ve tefrikanın ne derecede tehlikeli olduğu da iyi bilinmelidir.      Müslümanlar olarak dinimizin bu husustaki emirlerine uyup, yasaklarından kaçınırsak milletçe huzur içinde yaşayabiliriz. Bu sayede hem dünyada, hem ahirette mutlu oluruz.      “Hepiniz toptan Allah’ın ipine (İslam’a) sarılın, ayrılmayın, Allah’ın size olan nimetini anın; düşmandınız, kalpleriniz arasını uzlaştırdı da O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz, sizi oradan kurtardı. Allah doğru yola erişesiniz diye size böylece ayetlerini açıklar” (Al-i İmran Sûresi âyet:103)      Hz. Peygamber (s. a. s.) Efendimiz bizlere şu emirleri vermektedir: “Sakın, birbirinize düşman olup, buğuz etmeyiniz. Birbirinize haset etmeyiniz. Birbirinizden yüz çevirip ayrılmayınız. Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz.”       “Şüphesiz, Mü’minler birbirleri ile kardeştir; öyle ise dargın olan kardeşler... Devamı

ZULÜM VE ZALİMLER

2015-07-28 15:44:00
ZULÜM VE ZALİMLER |  görsel 1

ZULÜM VE ZALİMLER     Zulüm aslı itibari ile haddi aşmak ve bir şeyi olması gereken yerden farklı bir yere koymak   anlamına gelmektedir.Adalet; her hak sahibine hakkını vermek olarak tanımlanmıştır. Zulüm, Adalet’in zıddıdır. Aynı kökten gelen Zulmet (Çoğulu Zulumât) aydınlığın ve nurun zıddıdır. Haksızlık, hakkı yerine koymama, baskı, şiddet, hak yeme, eziyet ve işkence gibi anlamlara da gelmektedir. Zulüm ıstılahta; adaletsizlik, düşmanlık, hakkı engellemek, gayri meşru bir şekilde değiştirmek, noksanlaştırmak suretiyle adaletten sapmak diye tanımlanmıştır.      Zulüm, alimler tarafından üç ana konu başlığında ele alınmıştır. 1-İnsanın Allah'a karşı işlediği Zulüm. 2-İnsanların birbirlerine karşı işledikleri Zulüm. 3- İnsanın kendi nefsine karşı işlediği Zulüm. Allah’ın hükmü adalet, onun zıddı zulümdür. Zulüm yapanlara da, Zalim denir. Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerde; Allah (c.c.)’ın Zalimleri sevmediği açıkça haber verilmiştir. Ayetlerin ışığında Konuyu aydınlatmaya çalışacağım. Ayet-i Kerimelerde; “Allah kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrut'u) görmedin mi! İşte o zaman İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti. O da: Hayat veren ve öldüren benim, demişti. İbrahim: Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir, dedi. Bunun üzerine kâfir apışıp kaldı. Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez.”(Bakara Sûresi âyet:258)      “İnkâr edip zulmedenleri Allah asla bağışlayacak değildir. Onları (başka) bir yola iletecek de değildir. Ancak orada ebedî kalmak üzere cehennem onları yoluna (iletecektir). Bu da Allah'... Devamı

RAMAZAN SONRASINDA, İBADETLERDE REHAVETE KAPILMAMALIYIZ

2015-07-21 11:46:00
RAMAZAN SONRASINDA, İBADETLERDE REHAVETE KAPILMAMALIYIZ |  görsel 1

RAMAZAN SONRASINDA,  İBADETLERDE REHAVETE KAPILMAMALIYIZ      Bir Ramazan ayını daha geride bırakmış bulunuyoruz. Oruç tutarak nefislerimizi terbiye ettik. Ramazan ayı boyunca sabrı, yardımlaşmayı, paylaşmayı, dayanışmayı ve kardeşliği en iyi bir şekilde öğrendik. Ramazan ayında yaptığımız ibadetleri, kazandığımız güzel hasletleri Ramazan sonrasında da devam ettirmeli ve asla rehavete kapılmamalıyız. İbadetlerimizi en iyi şekilde her zaman yapmakla yükümlüyüz. Farz olan amelleri, hiçbir eksiltme veya ilave yapmaksızın emredildiği şekliyle yapmakla emrolunduk. Ancak, farz ibadetler dışındaki nafile ibadetlerin, amellerin en sevimlisi, azda olsa devamlı yapılanıdır. Kul nafile ibadetlerle Allah (c.c.)’ın sevgisine daha çok layık olur. İbadetlerin kabulünde devamlılık esastır.      Cenab-ı Allah(c.c.):“Namaz kılanlar ki, onlar namazlarında devamlıdırlar.” (Meâric Sûresi âyet: 23), “ Ölüm sana gelinceye kadar Rabbine itaat et.”(Hicr Sûresi âyet:99), “İnsanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.”(Zariyat Sûresi âyet:56) buyurmaktadır.      İbâdetlerdeki devamlılık o kadar mühimdir ki, Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) bir Hadîs-i Şerîflerinde:“Amellerin Allah Teâla’ya en sevimli olanı, az da olsa devamlı yapılanıdır.” (Müslim, Müsâfirîn, 218,Buhârî, Rikâk,(18) buyurmuştur.      Ramazan ayında oruç tuttuk, namazlarımızı da genel olarak cemaatle beraber kılmaya büyük gayretler gösterdik. Cemaatle beraber namaz kılma alışkanlığımızı ömür boyu devam ettirmeliyiz. Zira cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan Yirmi yedi derece daha faziletli olduğunu unutmamamız gerekir. Ramazanda ka... Devamı

ARİFE GÜNÜ VE RAMAZAN BAYRAMI

2015-07-14 11:54:00
ARİFE GÜNÜ VE RAMAZAN BAYRAMI |  görsel 1

ARİFE GÜNÜ VE RAMAZAN BAYRAMI       Malumunuz 16 Temmuz 2015 Perşembe günü arife,  Cuma günüde Mübarek Ramazan Bayramı dır. Bu vesile ile bütün Müslüman Kardeşlerimin, idrak edeceğimiz arife gününü ve Ramazan Bayramını en içten dileklerimle tebrik ederim. Sıhhat, âfiyet ve mutluluklar içerisinde daha nice bayramlara ulaştırmasını Yüce Mevlâ’dan niyaz ederim.      Hayatta olan ve hayatını kaybeden yakınlarımızı her zaman hatırlayıp hayırla yâd etmeliyiz. Ayrıca, Arife gününde ve Bayram namazından sonra da, kabir ziyaretinde bulunarak çokça tefekkür etmeliyiz. Okuyacağımız surelerin ecir ve mükâfatını ölmüş olan ecdadımıza göndermeliyiz. Bu kabir ziyaretleri ölülerimize karşı duyduğumuz sevgi ve saygının bir ifadesidir.      Kabir ziyareti, insanlara ahireti hatırlatır. Bu ziyaretler vesilesi ile bir gün mutlaka öleceğimizi hatırlamış oluruz. Bu hatırlama aslında hayatımızı daima güzel ahlak esaslarına göre yaşamamız gerektiğini de beraberinde getirir. Dünyanın imtihan yeri olduğu, dolayısı ile bu imtihanda mutlaka başarılı olmamız gerektiği anlayışı bizlerde hakim olmalıdır. Aslında ölüm, bir yok oluş değil, gerçek manada var oluşun başlangıcıdır.      Dünyada iken sevdiğimiz, saydığımız ve ziyaret ettiğimiz kimselerin kabirlerini ziyaret, onları unutmadığımızın, sevgi ve saygımızı devam ettirdiğimizin en açık belirtisidir. Kabir ziyareti sırasında, saygılı olmak, kabirleri çiğnememek, yüksek sesle ağlayıp feryat etmemek gerekir. Kabir ziyareti sırasında, Yasin Suresi okumak güzeldir. Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), ölüler için okunacak Yasin, ihlas surelerinin onları sevindireceğini ve böylec... Devamı

ZEKÂT, SADAKA, FİTRE VE İNFAK

2015-07-07 09:14:00
ZEKÂT, SADAKA, FİTRE VE İNFAK |  görsel 1

ZEKÂT, SADAKA, FİTRE VE İNFAK      Mensubu olmaktan büyük bir şeref duyduğumuz İslâm; Zekât, Sadaka, Fitre, İnfak gibi maddi yardımları, ihtiyaç sahiplerine vermemizi emretmektedir. Yardımlaşma, kardeşlik duygularımızın kuvvetlenmesi, zenginle fakir arasındaki kaynaşmanın sağlanması gibi çok önemli güzellikleri içinde barındırmaktadır.      Zekât; fakirin zenginin malı üzerindeki zorunlu  bir alacağıdır. Zekât parası ile hayır kurumları yapılamaz. Sadece ve sadece fakirin hakkı olup, ihtiyaçları için harcanır.  Cami, Okul, Kuran Kursu, Hasta hane yaptırma v.b. amaçlı verilen her türlü yardım, infak emri gereğince yapılmaktadır. Onun içindir ki İnfak çok geniş kapsamlıdır. İnfak edenler övülmüşlerdir. Bu konudaki âyet-i kerimelerden bazılarını aktararak konunun önemini belirtmek istiyorum.      “De ki: Rabbim, kullarından dilediğine bol rızık verir ve (dilediğinden de) kısar. Siz hayıra ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Sebe Sûresi âyet: 39)“Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça «iyi»ye eremezsiniz. Her ne harcarsanız, Allah onu hakkıyla bilir.” (Âl-i İmran Sûresi âyet:92) “Onlar (O kullar), İnfak ettikleri (harcadıkları) vakit israf etmezler, cimrilik de etmezler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.” (Furkan Sûresi âyet:67)“Yine sana iyilik yolunda ne infak edeceklerini (harcayacaklarını) sorarlar. «İhtiyaç fazlasını» de. Allah size âyetleri böyle açıklar ki düşünesiniz.” (Bakara Sûresi âyet:219)      Zekât ; İslam’ın beş temel şartından birisidir. Kelime anlamı; temizl... Devamı

RAHMET,MAĞFİRET VE KURTULUŞ GÜNLERİNİN FARKINDA OLMAK

2015-06-29 11:49:00
RAHMET,MAĞFİRET VE KURTULUŞ GÜNLERİNİN FARKINDA OLMAK |  görsel 1

RAHMET, MAĞFİRET VE KURTULUŞ GÜNLERİNİN FARKINDA OLMAK        Kur'an-ı Kerim’in indirildiği, içerisinde, bin aydan daha hayırlı olan, Kadir Gecesinin bulunduğu, Oruç Ay'ı olan Ramazanı Şerif’in Rahmet günlerini tamamlayıp, Mağfiret günlerine kavuşmuş bulunuyoruz. Ramazan-ı Şerif’in değerini  gerçek anlamda bilerek, kirlenen gönüllerimizi, temizlemek için bu özel günlerden gereği gibi faydalanmalıyız         Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimiz Hadisi Şeriflerinde: "Ramazan'ın evveli Rahmet, Ortası mağfiret, sonu da cehennemden azâd olmaktır."  buyurmuşlardır. Biz Müslümanlar, Ramazan ay’ının önemini idrak ederek, Cenab-ı Hakkın rahmet ve mağfiretine nail olup, cehennemden azad olmaya çalışmalıyız. Geçen Ramazan'dan bu Ramazana kadarki zaman dilimi içinde Allah-u Teala'nın Rızasına uygun acaba ne yaptık? Ne gibi kıymetli emirleri yapmayıp bıraktık? Yahut hangi haramları işledik?  Her geçen gün, hayat defterimizden bir yaprak kopmaktadır. Her geçen günümüzün muhasebesini yapmalı, İslâm’ın emirlerini yapıp, yasaklamış olduklarından da kaçınarak içinde bulunduğumuz feyz ve bereket günlerini çok iyi değerlendirmeliyiz.      Dünya ticaretinde her tüccar sene sonunda o senenin gelir ve giderini, kârını ve zararını gösteren bir bilanço tanzim eder. Kazandıysa kârı artırmak, zarar ettiyse bunun sebeplerini gidermenin yolunu araştırır. Elde ettiği verilere göre yeni sene için bir program hazırlar. Gerekli önlemleri alan bir tüccar gibi, bizlerde Manevi kirlerden arınmak için gerekli önlemleri almalıyız. Allah (c.c.) ve Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.s.)&rs... Devamı

BİR MİLLETİN UYANIŞI

2015-02-09 19:09:00
BİR MİLLETİN UYANIŞI |  görsel 1

     Geçtiğimiz günlerde, KOP  Başkanı Prof. Dr. Mehmet Babaoğlu bey,  bir mektup ve ekinde de, “Beyaz Zambaklar Ülkesinde Bir Milletin Uyanışı” kitabını şahsıma göndermiştir.  Mektubunda, Sayın Ömer Lütfi Ersöz,      “Aksaray, Karaman, Konya ve Niğde illerini içine alan Konya Ovası Projesi (KOP) Bölgesi, İmparatorluk merkezi de dâhil olmak üzere tarih öncesi çağlardan günümüze çok sayıda uygarlığa ev sahipliği yapmıştır.Anadolu Selçukluları döneminde Bölge, kültür ve sanatta altın çağını yaşamış; devrin ünlü bilginleri, filozofları, şairleri, mutasavvıfları, musikişinasları ve diğer güzel sanatların üstatları için bir cazibe merkezi haline gelmişti. KOP Bölgesi, Anadolu kurumsal devlet hafızamızın başlangıcı, hükmedilen değil hükmeden, güçlü coğrafyası ve tarihi ile medeniyetimizin mihenk taşlarından biriydi.      KOP Bölgesi'nin de içinde yer aldığı Orta Anadolu, Türkiye'nin ilim, irfan, hoşgörü bakımından küresel ölçekte değerler üreten bir coğrafyası, bir hoşgörü, bir 'Gönül Havzası'ydı. Çağdaş İbn-i Sina, İbn-i Rüşd gibi ilim adamları ile birlikte Selçuklu dönemine ait Hz. Mevlana, Sadreddin-i Konevi, Muhyiddin-i Arabî, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran'ın evrensel niteliklerini hala korumaları o dönemde ilim irfana verilen büyük önemin göstergesidir. Tarihimizde bu dönem kadar evrensel seviyede üretim yapabildiğimiz bir başka dönem yoktur. Tarih içinde oluşmuş bu önemli kültürel ve sosyal birikimlere sahip olan KOP Bölgesi, günümüzde Kalkınma Bakanlığı ’na bağlı mer... Devamı

İMAN+SALİH AMELLER+HAKKI VE SABRI TAVSİYE=KURTULUŞ REÇETESİDİR

2015-01-28 19:56:00
İMAN+SALİH AMELLER+HAKKI VE SABRI TAVSİYE=KURTULUŞ REÇETESİDİR |  görsel 1

İMAN+SALİH AMELLER +HAKKI VE SABRI TAVSİYE=KURTULUŞ REÇETESİDİR      Dünya hayatına imtihan edilmek üzere gönderildik. Yaratılış gayemizin amacı kulluktur. Bundan dolayıdır ki; bazen korku, bazen ölüm, açlık, mallarımızın ve ürünlerimizin eksiltilmesi, yok edilmesi, fakirlik v.b. sebeplerle imtihan ediliriz. Nefsimize zor gelen bu sıkıntılı anlarımızda isyan etmeden, Ya Rabbi; her türlü imkânları verende, alan da sensin diyerek teslimiyet gösterebilmek, şükürle mukabelede bulunmak,kurtuluşa erme vesilesidir.      İslâm’ın temel şartları beş tanedir. Bunlardan ilki İslâm dininin İnanç yönünü, diğerleri de temel ibadetlerini teşkil eder. Kelime-i Şehadet, İslâm’ın beş temel şartının birincisi ve en önemlisidir. Kelime-i Şehadet, Kelime-i Tevhîd; İslâm’a girişin temel şartıdır. Diğer ibadetler bu temel üzerine bina edilip, kurulur.          Kelime–i Şahadet: “Eşhedü enlâ ilâhe illellah ve eşhedü enne Muhammed en abdühü ve Rasüluh” demektir. Anlamı: “Ben şahitlik eder, inanırım ki, Allah(c.c.)’tan başka İlâh yoktur. Ve yine şahitlik eder, inanırım ki, Hz. Muhammed (s.a.s.) Allah(c.c.)’ın kulu ve elçisidir.”      Kelime-i Şehadeti dil ile söyleyip, kalp ile de tasdik etmek gerekir. Kişi, Kelime-i Şehadeti kendi hür iradesi sonucunda, dili ile söyleyip, kalb-i ile de tasdik ederse   Müslüman olmuş olur.      “Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.” (Asr Sûresi âyet:1-3) ... Devamı

SİZİN DİNİNİZ SİZE,BENİM DİNİM DE BANADIR

2015-01-21 18:49:00
SİZİN DİNİNİZ SİZE,BENİM DİNİM DE BANADIR |  görsel 1

SİZİN DİNİNİZ SİZE, BENİM DİNİM DE BANADIR      Son günlerde İslâm'a, Kutsal değerlerimize ve Efendimiz Hz. Muhammed(s.a.s.)'e, olmadık iftiraları yapan, Müslümanları terörist ve cani göstererek yeni algı operasyonları peşinde olan Batı ve onların Ülkemiz içindeki Uşakları şunu bilmelidir ki, Müslümanlar asla terörist değildir, gerçek anlamda Barış’ın teminatıdır. Batının yanlış uygulamaları ve bu güne kadar, Irak'ta, Suriye de, Mısır da, Doğu Türkistan ve benzeri Ülkelerde, Milyonlarca Müslüman'ın öldürülmesini Planlayan, onlara göz yuman Riyakârlar, Dünyaya İnsanlık dersi veremezler.      Biz Müslümanlar, herkesin kutsalına "Sizin dininiz size, benim dinim de banadır." (Kafirun Sûresi âyet:6) diyerek yaklaşım sergileriz.      "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir."(Bakara Sûresi âyet:256)      Tâğut, Allah’tan başka tapılan her şey demektir. İnsanın nefsi yani kötü arzuları şeytanın saptırmasına kanar. Onun için nefsine uymayan kimse kolay kolay günah işlemez. Aslında dinin koyduğu kaidelere uymamıza mâni olan, içimizdeki kötü arzulardır. Nefsini eğitmek suretiyle insan kendini kötülüklerden koruyabilir. İslâm insanları, din duygularını uyandırmak ve akıllarını doğru yönde işletmek suretiyle kendisine davet etmektedir. Kur’an’ın açıklamalarıyla doğru eğriden ayırt edilir hale gelmiştir. Bu irşadın ışığında İslâm’a ilk adımı atmak, hür iradeleriyle insanlara aittir.      Biz Müslü... Devamı

HİÇ BİR GÜNAHKÂR BAŞKASININ GÜNAHINI YÜKLENEMEZ

2015-01-14 01:58:00
HİÇ BİR GÜNAHKÂR BAŞKASININ GÜNAHINI YÜKLENEMEZ |  görsel 1

HİÇBİR GÜNAHKÂR BAŞKASININ GÜNAHINI YÜKLENEMEZ      Şu gerçek hiçbir zaman unutulmamalıdır ki, her insan kendi hür iradesiyle yaptıklarından sorumlu tutulacaktır. Kişi, kendi yaptığı yanlışlıkları başkasına yükleyemeyeceği gibi, başkalarının yaptıklarını da kendine alma imkânına sahip olamayacaktır. Bir günahkâr,  ben batmışım verin günahlarınızı sizi kurtarayım dese bile bir geçerliliği olmayacak, herkes yaptığının karşılığını İlahi adaletin sonucu noksansız alacaktır.      Nefis ve Şeytan İnsana durmadan kötülüğü önerirler, emrederler. İman eden ve İmanının gereklerini yapan ihlaslı bir Müslüman ise, kendisine kötülüğü emreden düşmanlarının farkında olur. Yanlışlık kimden gelirse gelsin, ona itibar edilmeden Kur’an ve Sünnete uygun bir hayat yaşanmalıdır. Bu konudaki tercih, her ferdin kendisine aittir. Kişi verdiği ve uyguladığı karalardan sorumludur. O’nun içindir ki hayatımızı İnandığımız İslâm dininin hükümlerine uygun olarak yaşamalıyız. Gerçek anlamda kurtuluş da, o zaman elde edilebilir.     Âyet-i Kerimelerde:“Kim hidayet yolunu seçerse, bunu ancak kendi iyiliği için seçmiş olur; kim de doğruluktan saparsa, kendi zararına sapmış olur. Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü üslenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azap edecek değiliz.” (İsra Sûresi âyet:15)      “Gerçekten hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenemez. Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.” (Necm Sûresi âyet:38-39)      “Hiçbir günah... Devamı

HESABA ÇEKİLMEDEN ÖNCE KENDİMİZİ HESABA ÇEKMELİYİZ

2015-01-07 19:18:00
HESABA ÇEKİLMEDEN ÖNCE KENDİMİZİ HESABA ÇEKMELİYİZ |  görsel 1

HESABA ÇEKİLMEDEN ÖNCE KENDİMİZİ HESABA ÇEKMELİYİZ      Müslüman, geçen zamanlarının, yıllarının muhasebesini iyi yapmalı, Allah(c.c.), bizi, hesaba çekmeden önce kendimizi hesaba çekmeliyiz. Kendimizi hesaba çektiğimiz zaman, Allah (c.c.) ve Resulü Hz. Muhammed (s.a.s)’in, haram olarak bildirdiklerini terk etmek, emrettiklerini de gereği gibi yerine getirmek için çalışmalıyız. Çünkü her geçen yıl ölüme ve kıyamete yaklaştığımız bilinen bir gerçektir. Her geçen yıl imtihan dünyasındaki kalacağımız süre azaldığına göre sevinilecek bir tarafı yoktur. Fakat değerlendirilmeden geçirdiğimiz bütün yıllar için gerçek anlamda üzülmeliyiz. Üzülmeliyiz ki, bu pişmanlığımız, bu tövbemiz temizlenmemize vesile olsun.      İnsanın yaratılıp dünyaya gönderilmesinin ana gayesi kulluk yapması içindir. Bu dünyaya imtihan için gönderilmiş bulunmaktayız. İmtihanda olduğumuzu her zaman hatırlamalı, İbadet ve taatımızı yaparak kulluk görevimizin farkında olmalıyız. Âyet-i Kerimelerde: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat Sûresi âyet:56) “O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.”(Mülk Sûresi âyet:2) buyrulmuştur.      Hiçbir kimsenin kimseye fayda sağlamayacağı o hesap gününde kurtuluşa ermek istiyorsak, bu imtihan dünyasını çok iyi değerlendirmeli, Allah (c.c.)’ın ve Resulü Hz. Muhammed ( s.a.s.)’ın emirlerini yapıp, yasaklarından da kaçınmalıyız. Ancak, bu sayede huzurlu ve mutlu olup, kurtuluşa erebiliriz.... Devamı

MEVLİD KANDİLİ

2014-12-31 20:05:00
MEVLİD KANDİLİ |  görsel 1

MEVLİD KANDİLİ      Malumunuz 02/03 Ocak 2015 Cumayı Cumartesiye bağlayan gece, Mübarek Mevlîd Kandilidir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimiz dünyayı bu gece şereflendirmiştir. Peygamberimiz 20 Nisan (12 Rebiul-Evvel) 571 yılında Pazartesi günü sabaha karşı Mekke'de doğmuştur.       Kur’an-ı Kerîmde: “ (Resûlüm!) Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya Sûresi âyet:107)  “(Resûlüm!) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Ali İmran Sûresi âyet:31), “ Andolsun ki, Resûlullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (Ahzâb Sûresi âyet:21) buyrulmuştur.      Ahzab Sûresinin 21. Âyet-i kerimesinde, Hz. Peygamber’in, Allah’ın hoşnutluğunu kazandıracak davranışlarda bulunmak isteyenler için mükemmel ve canlı bir örnek, en büyük fazilet numunesi olduğu anlatılmaktadır. Böylece, Resûlullah’ın, hislerine mağlup insanları memnun etmek ve onlara pratik değerden mahrum birtakım nazarî kaideler öğretmekle görevli olmayıp, onun hedefinin, insanlığa amelî kaideler öğretmek ve bu kaideleri kendi yaşayışıyla izah ve tarif etmek olduğu anlaşılmış olmaktadır. Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.s.)’in  tüm yönleri ile hayatı  incelenirken bu nokta asla gözden uzak tutulmamalıdır.        Ahmed b. Hanbel Müsnedinde İbn-i Abbas'tan şöyle rivayet eder: "Peygamber (s.a.s.) Pazartesi günü doğdu. Pazartesi gün&... Devamı

SELEFİ SALİH'İNDEN ALTIN ÖĞÜTLER

2014-12-25 02:17:00
SELEFİ SALİHİNDEN ALTIN ÖĞÜTLER |  görsel 1

Değerli okuyucularım, bu yazımda, şahsi düşüncelerimi değil, Selefi Salih’inden Altın Öğütleri aktarmayı uygun buluyorum. Ümit ederim ki yararlı olur.      “Amelsiz dua eden, yaysız ok atan gibidir.” (Vehb b. Müneb-bih) “Amelsiz ahireti isteyenlerden ve olmayacak şeyleri temenni edipte sonra tevbe edenlerden olma.” (Hz- Ali) “Gerçekleştirebileceğin hususunda kendine güvenmediğin biç bir sözü sakın verme!” (İmam Zühri)      “Dünya, amel etme; ahiret, karşılık alma mekânıdır. Kim dünyada amel etmezse ahirette pişman olur.” (Ahmed b. Hambel) “İnandığınız gibi yasamazsanız, yasadığınız gibi inanmaya baslarsınız.’’ (Hz- Ömer)      “Biz öyle bir topluluk gördük ki az konuşur, çok iş yaparlardı. Şimdi ki insanlar ise az amel ediyor takat çok konuşuyorlar.” (Hasan Basri)      “İlim çok bilgi sahibi olmak değildir. Asıl ilim Allah’tan korkup sakınmaktır.” (İbn-i Mesud)      “Pişman olmadan önce, düşünün ve amel edin, Dünyaya aldırış etmeyin, zira onun sağlıklısı hastalanır, yenisi eskir, nimeti tükenir, genci yaşlanır.” (Fudayl b. Iyaz)      “Kendini hak ile meşgul etmezsen, batıl seni işgal eder.” (İmam Şafi) “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin, ölmeden önce ölün.” (Hz. Ömer)      “Muttaki kimse, kendini, zalim bir sultandan ve cimri bir ortaktan daha sıkı hesaba çeker.” (Meymun b. Mihran) “Âlim ölse de diridir, cahil diri olsa da ölüdür.” (Hz- Ali)    &n... Devamı

ÖLÜM, GERÇEK SEVGİLİYE KAVUŞMAKTIR

2014-12-17 02:02:00
ÖLÜM, GERÇEK SEVGİLİYE KAVUŞMAKTIR |  görsel 1

ÖLÜM, GERÇEK SEVGİLİYE KAVUŞMAKTIR      Bu gün,17 Aralık 2014, Celaleddini Rûmi’nin Vefatının 741. Yıldönümüdür. Celaleddin-i Rumi, Yüce Mevla’ya duyduğu aşktan dolayı  kendi ölümünü, Şeb-i Arûs (düğün gecesi), gerçek  sevgiliye kavuşma olarak değerlendirmiştir. Bu yüzden de Hz.Pir’in, Ölüm gecesi günü, bu ruha uygun olarak düğün gecesi mutluluğunda, Manevi Güzelliklerle dop dolu olarak değerlendirilmektedir. Emeği geçenlere kalb-i şükranlarımı sunarım.       Celaleddin-i Rûmi, ölümü; kişinin aslına dönüşü  olarak tanımlamış, İnsanın kaynağının  ilâhi bir cevher olması hasebiyle "Allah'a dönüş" olarak telâkki etmiştir. Bir başka ifadeyle ölüm, "Cismin ortadan kalkması değil, Allah'a doğru uçmasıdır." "Herkes ayrılıktan bahsetti, bense vuslattan" der. Kendinin ölüm ve vuslat anlayışını, Kur'an-ı Kerim'in bir âyetinin ışığı altında tetkik edip anlamak mümkündür: "Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra ancak bize döndürüleceksiniz" (el-Ankebût, 29/57).        Ölüm gecesini düğün gecesi olarak değerlendirmesini derinlemesine düşündüğümüz zaman ne kadar anlamlı olduğunu anlarız. Kişi çok sevdiği baba, anne, eş, çocuklarından, mevki, makam, para, şan şöhret, dünya ve içinde ne varsa her birinden, Allah’ı en çok sevmek zorundadır. İşte  bu anlamda, kişi dünyada iken zifaf gecesinde eşine kavuşmakla nasıl mutlu olursa; gerçek sevgiliye de ölümle kavuşulmaktadır. Onun içindir ki,  Celaledd... Devamı

TİCARİ AHLÂKSIZLIK VE HELÂK

2014-12-10 20:41:00
TİCARİ AHLÂKSIZLIK VE HELÂK |  görsel 1

TİCARİ AHLÂKSIZLIK VE HELÂK      Ticaret; genel anlamı ile alış-veriş işlemine verilen isimdir. Ticaretle uğraşan kişilere Tacir veya Tüccar denir. Tüccar, insanların ihtiyaç duydukları ürünleri, yurt içinden ve dışından temin ederek, piyasaya halkın isteğine sunar. Bu çalışmasına karşılık, sattığı mallardan, emeği ve masrafları dışında belirli bir kâr alır. Ticareti, İslâm ahlakı kurallarına göre yaptığımız sürece dünyevi ve uhrevi başarılara kavuşacağımız bilinen gerçeklerdendir. Aksi halde Ticari ahlaksızlık, helâki de beraberinde düşündürmektedir.      Ticaret yapan kardeşlerimiz elde ettikleri gelirlerinden, kendi iş yerlerini geliştirmek için ar-ge çalışmalarına önem vermekle beraber, ihtiyaç sahibi fakir-fukaraya gerçek anlamda sahip çıkması, çalışanlarının haklarını alın terleri kurumadan, hak ettikleri ölçüde vermeleri gerekir. Günümüz, tüccarlarının bir  çoğunun, bu konuda arzu edilen konumda olduklarını söylemek zordur diye düşünüyorum. Kârlarını, çok büyük meblağlara ulaştıranlar çalışanlarına, aynı oranda yansıtmamakta, geçinmesi mümkün olmayan rakamları, çalışanlarına reva görebilmektedirler.      Dinimiz İslâm, kurallarına uymak şartıyla, ticareti helal kılmış ve hatta teşvik etmiştir. O’nu güzel bir çalışma, bir kazanç yolu saymıştır. Günümüz dünyasında maalesef, insanların bakış açısı dünyevi, maddi olup, dürüst ve insaflı kişilerinde az olmasından dolayı, aldatma, hile yapma, ölçü ve tartıyı eksik yapma, malın bedelini geç ödeme veya inkâr etme gibi haller olmaktadır. Müslümanlar, ... Devamı

İMAM-HATİP OKULLARININ GÖZ YAŞARTICI AÇILIŞ HİKÂYESİ

2014-12-03 01:07:00
İMAM-HATİP OKULLARININ GÖZ YAŞARTICI AÇILIŞ HİKÂYESİ |  görsel 1

İMAM-HATİP OKULLARININ GÖZ YAŞARTICI AÇILIŞ HİKÂYESİ      Yakın tarihimize ışık tutan, M. Ertuğrul Düzdağ tarafından kaleme alınan, Ali Ulvi Kurucu’nun hatıraları hakikaten çok önemli bir eserdir. Bir kaç sene önce üç cildi, geçtiğimiz günlerde de  dördüncü cildi yayımlanan bu eser, bu güne kadar olduğu gibi bundan sonra da, kendinden çok söz ettirecektir diye düşünüyorum. Hatıralarım Kitabının dördüncü cildinde, ilk İmam Hatip Okulu'nun kuruluş hikâyesine de yer verilmiştir. Yakın tarihimizdeki gerçekleri doğru olarak öğrenmemize vesile olması için, siz değerli okuyucularıma bu konuyu aktarmamın yararlı olacağını düşündüm. Ümit ederim ki yararlı olur.     Merhum Üstad Ali Ulvi Kurucu’nun, merhum Celâl Hoca'nın (Celalettin Ökten) ağzından aktardığı ilk İmam Hatip Okulu'nun 'tarihe emanet edilen' hikayesi oldukça çarpıcı... İmam Hatip mücadelesinde Celâl Hoca'nın yanı sıra dönemin Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) Tevfik İleri ve Başbakan Adnan Menderes'in de gayretleri dikkat çekiyor. İşte "Ankara'da bir ay süründüm" diyen Celâl Hoca'nın ağzından aktarılan göz yaşartıcı hikaye: “İmam-Hatip Okulları İçin Nasıl İzin Alındı?”      “Celâl Hoca merhum, hak yolunda mücadeleci, azimli, kararlı bir insandı. İmam Hatip Okulları'nın Türkiye'de ilk açılışı onun azmi ve ısrarı sayesinde, lütf-i İlâhî'nin tecellisi ile olmuştur, dersek mübalağa etmiş olmayız. Bu bahsi fakir, kendisinden, muhtelif zamanlarda dinlediğim şekilde, tarihe emanet etmek isterim. Esasen bu hadiseye ve safhalarına şahit olmuş bulunan h... Devamı