YAZ KUR'AN KURSLARININ ÖNEMİ

2014-06-18 19:31:00
YAZ KURAN KURSLARININ ÖNEMİ |  görsel 1

YAZ KUR’AN KURSLARININ ÖNEMİ      Malumunuz 13 Haziran 2013 Cuma günü ilköğretim ve Ortaöğretim de eğitim-öğretimin yılı sona ermiş olup, öğrencilerimiz, yaz tatiline girmişlerdir. Öğrencilerimiz eğitim-öğretim yılı boyunca çok güzel bilgiler öğrenmişlerdir. Evlâtlarımızı yaz tatilin de, Yaz Kur’an Kurslarına göndererek dini bilgilerinin en güzel şekilde öğrenmelerini sağlayalım. Bu açıdan yaz Kur’an Kurslarımızın önemi çok büyüktür. Bu yaşlarda dini bilgilerini öğrenemeyenler daha sonraki yaşlarda zorlanmaktadırlar. Yavrularımızın en verimli bu zaman dilimlerini, en güzel bir şekilde dini bilgilerini öğreterek değerlendirelim. Ayrıca büyüklerimizden dini bilgilerini ve Kur’an-ı Kerimi bugüne kadar öğrenmemiş olanlar için de, Kuran Kurslarımızın varlığı büyük bir nimettir. Gereği gibi hem kış, hem de yaz döneminden gereği gibi faydalanalım. Bir zamanlar Kur’an-ı öğretmek en büyük suçtu. Kur’an-ı öğretmek isteyenlere büyük baskılar ve zulümlerin yapıldığı dönemleri biliyoruz. Hangi yaşta olurlarsa olsunlar çocuklarımıza Kur’anı Kerimi öğretme imkanlarına sahibiz. Bu günlerimize ne kadar şükretsek azdır diye düşünüyorum. Kur'an'ı Öğrenmenin-Okumanın yaşı yok, talep sizlerden Görev Tüm Hocalarımızdan...       Yaz Kur’an Kursları 23 Haziran Pazartesi günü başlamış olup üç dönem halinde devam edecektir. Hem Kuran-ı Kerim’in okunması öğretilecek, hem de dini bilgiler, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in hayatı hakkında birbirinden önemli bilgiler verilecektir. Yaz Kur’an Kursları,22 Ağustos Cuma günü sona erecektir. Hala yazılm... Devamı

BERÂT GECESİNDE,AF YAĞMURUNU SAĞNAK SAĞNAK VER YA RABBİ!

2014-06-11 18:56:00
BERÂT GECESİNDE,AF YAĞMURUNU SAĞNAK SAĞNAK VER YA RABBİ! |  görsel 1

BERÂT GECESİNDE, AF YAĞMURUNU SAĞNAK SAĞNAK VER YA RABBİ!       Berât Gecesi, Kameri takvimin 8. ay´ı olan Şaban´ın 15. Gecesidir. Önümüzdeki 12/13 Haziran Perşembeyi Cuma’ya  bağlayan gece, Berât Kandilidir. Bu vesile ile Berât Gecenizi tebrik eder, her iki cihanda kurtuluşa erenlerden olmamızı Yüce Mevla’dan niyaz ederim.      Berat kelimesi, sıkıntıdan, borçtan, suç ve cezadan kurtulmak, beri olmak anlamına gelir. Berât, Berâet kelimesinin kısaltılmış şeklidir. Berât Gecesinde, günahlardan, işlenen Manevi suçlardan kurtuluşumuz için ibadet-taat, dua ve niyaz içerisinde en güzel bir şekilde değerlendirmeliyiz. Hayatımızın her dönemini kulluk görevimizin bilinciyle geçirmeliyiz. Sadece önemli gün ve gecelerde değil, her zaman ibadetlerimizi yapmalıyız. Önemli gün ve gecelerde diğer günlerden daha fazla bir şekilde farzlara ilave olarak, nafile ibadetlerle de Allah (c.c.)’a yalvarıp kurtuluşa ermek için çalışmalıyız.       Berat Gecesinde Müminler, mağfirete ermek ve günahlardan temizlenmek için dua ve niyazlarını artırmalıdırlar. Yüce Allah (c.c.) bu gecede, dili ve kalbi ile kendisine yönelenleri ve kendisinden bağışlanmalarını İsteyenleri, affetmekte ve bağışlamaktadır. Yeter ki, Müslüman tam bir dil ve gönül bağı ile Allah (c.c.)´a yönelmiş olsun.       Bu gece, her insanının mukadderatının tayin edildiği bir dönüm zamanıdır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.): “Esirgeyenlerin en merhametlisi olan Cenab-ı Allah, Şaban ayının 15. gecesi kullarına Lütfu ve Keremi ile tecelli eder. Mü’minlerin günahlarını af buyurur. Kafirlere mühlet verir.” buyurmuştur.... Devamı

MÎRAC GECESİ

2014-05-21 20:19:00
MÎRAC GECESİ |  görsel 1

MÎRAC   GECESİ           Önümüzdeki 25/26 Mayıs Pazar’ı Pazartesiye bağlayan gece  Mirac Kandili’dir. Bu vesile ile Mirac Kandilinizi tebrik eder, her iki cihanda kurtuluşa erenlerden olmamızı Yüce Mevla’dan niyaz ederim.             Miraç’ın lügat manası, yükselmek, yukarı çıkmaktan kinayedir. Recep ayının 27.gecesi Mirac hadisesi vuku bulmuştur. Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.) gecenin bir anında, Mescidi Aksa’dan Cenab-ı Hakkın dilediği yüksekliğe çıkarılması hadisesine Miraç denir. Bir de İsra (gece yürüyüşü) vardır ki, Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.)’in Mekke-i Mükerremedeki, Mescid-i Haramdan, Mescid-i Aksaya kadar olan yolculuğuna, “gece yürüyüşü” denir. Bu, gece yürüyüşü (isra) hadisesi Kuran-ı Kerim ile sabittir. İsra Sûresin 1.âyet-i kerimesinde: “Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye Muhammed kulunu Mescidi Haramdan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir. O, gerçekten işitendir, görendir” buyurulmuştur.             Miraç, Mescid-i Aksa’dan başlayıp, göklere oradan da Cenab-ı Allah(c.c.)’ın dilediği yerlere Habib-i Edibini yükselterek O’na kudret ve Azametine delalet eden âyetleri göstermesidir ki, meşhur hadis-i şerif ile sabittir. Bu hadiseyi Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.) şöyle anlatmaktadır: “Öyle bir müstevaya çıkarıldım ve öyle makamlara yükseltildim ki, kainatın mukadderatını yazan kalemlerin gıcırtılarını işitiyordum”    &... Devamı

GÜZEL AHLÂK VE ÖNEMİ

2014-05-14 19:20:00
GÜZEL AHLÂK VE ÖNEMİ |  görsel 1

GÜZEL AHLÂK VE ÖNEMİ      Ahlak: huy, tabiat, seciye anlamına gelen “Hulk” kelimesinin çoğuludur. Kavram olarak ise Ahlak: “İnsanın zorlanmadan, kendi iradesi ve aklıyla belli ölçülere göre seçtiği fiil ve davranışları yerine getirmesi”  yahut “bir amaca yönelerek, seçerek ve isteyerek iyi davranışlarda bulunmak, kötülüklerden sakınmaktır” İslam ile Ahlak arasında sıkı bir bağ vardır. Her ikisinin de hedefi aynıdır.      Dinimiz İslam, güzel ahlâka  çok büyük önem vermiştir. İman ve ibadetlerimizin ahlak ile sıkı bir ilişkisi vardır. İmanın ve ibadetlerin esas hedefi insanı ahlaklı kılmak, faziletlerle bezemektir. İslam ahlâkı, cihanşümul olan kapsamlı bir özelliğe sahiptir. İnsanların yaşayışlarında lazım olacak olan bütün kurallar İslam tarafından bildirilmiştir. Güzel ahlâk deyince şüphesiz aklımıza Kur’an ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in ahlâkı demek olan İslâm ahlâkı gelir. İslâm ahlâkı; İslâm’ın özü, esası ve bizzat kendisidir. İslâm ahlâkının asıl kaynağı da Kur’an ve O’nun ışığında oluşan Sünnettir.      İslamiyet’in ahlâka verdiği önemi, Kuran–ı Kerim’de ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in  örnek hayatında açıkça görürüz.      Âyet-i Kerimede: “Gerçekten sen  yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem Sûresi âyet:4) buyrulmuştur.      Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s) Efendimiz; “Ben ancak güzel Ahlâkı ( üstün ahlâk değerlerini) tamamlamak üzere gönderildim” (Mu... Devamı

KELİME-İ ŞEHADET

2014-05-08 00:36:00
KELİME-İ ŞEHADET |  görsel 1

KELİME-İ ŞEHADET      İslâm’ın temel şartları beş tanedir. Bunlardan ilki İslâm dininin İnanç yönünü, diğerleri de temel ibadetlerini teşkil eder. Kelime-i Şehadet, İslâm’ın beş temel şartının birincisi ve en önemlisidir. Kelime-i Şehadet, Kelime-i Tevhîd; İslâm’a girişin temel şartıdır. Diğer ibadetler bu temel üzerine bina edilip, kurulur.      Kelime–i Şahadet: “Eşhedü enlâ ilâhe illellah ve eşhedü enne Muhammed en abdühü ve Rasüluh” demektir. Anlamı: “Ben şahitlik eder, inanırım ki, Allah(c.c.)’tan başka İlâh yoktur. Ve yine şahitlik eder, inanırım ki, Hz. Muhammed (s.a.s.) Allah(c.c.)’ın kulu ve elçisidir.”      Kelime-i Şehadeti dil ile söyleyip, kalp ile de tasdik etmek gerekir. Kişi, Kelime-i Şehadeti kendi hür iradesi sonucunda, dili ile söyleyip, kalb-i ile de tasdik ederse  Müslüman olmuş olur. Müslüman olanlar, Kelime-i Şehadeti, Kelime-i Tevhid’i hiçbir zaman dillerinden düşürmezler.      Hadis-i Şerifte: “İslâm beş esas üzerine kurulmuştur; Allah(c.c.)’tan başka İlâh olmadığına ve Muhammed (s.a.s.)’in O’nun kulu ve Rasûlü olduğuna şahâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek, Ramazan orucunu tutmak” (Tecrîd-i Sarîh,C.1,No.8) buyrulmuştur.      Kelime-i Şahâdet’i Yüce Allah (c.c.), İbrâhim Sûresi’nde kökü yerde, dalları gökte olan bir ağaca benzetir: “Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi: Güzel bir sözü (Tevhid ve Şahadet), kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca (benzetti).”  &nbs... Devamı

ÜÇ AYLAR VE REĞAİP GECESİ

2014-05-03 00:21:00
ÜÇ AYLAR VE REĞAİP GECESİ |  görsel 1

ÜÇ AYLAR VE REĞAİP GECESİ      Malumunuz (Kamer) Ay takvimine göre yılın yedinci, sekizinci ve dokuzuncu aylarından olan, Recep, Şaban ve Ramazan aylarına verilen isim Üç Aylardır. Kısmet olursa 30 Nisan Çarşamba  günü ,    Üç Ayların başlangıcı olan Recep ayının ilk günüdür. 01/2 Mayıs Perşembeyi Cuma’ya bağlayan gece de Regaip Kandilidir.  Regaip, elde edilmesi arzu edilen şeylere ulaşabilmek için Allah’a çokça yönelme anlamına gelmektedir. Allah’ın rahmet, mağfiret ve bereketinin yoğunlukla hayatımıza inmesi, kulun da Yaratıcısına yönelerek bunları sıklıkla istemesinden dolayı bu adı almıştır.  Bu vesile ile içerisinde çok önemli geceleri barındıran mübarek üç aylarınızı ve  idrak edeceğimiz Regaip kandilinizi tebrik eder, Alem-i İslam’a hayırlı olmasını Yüce Mevlâ’dan niyaz ederim.       Rabbimiz bizleri ödüllendirmek için bazı gün ay ve geceleri diğerlerinden daha faziletli ve daha hayırlı kılmıştır. Unuttuğumuz kulluğumuzu gerçek anlamda hatırlayıp, tövbe ile yeniden yönelebilmemiz için, bunları vesile kılmıştır. Cuma ve bayram günlerinin de diğer günlere göre faziletleri çoktur. Ayrıca, Mevlid, Reğaip, Mirac, Berât ve Kadir gecelerinin de diğer gecelere, fazilet bakımından üstünlükleri vardır.       Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Receb-i şerife, yani üç aylara girdiği zaman: “Ey Rabbim, bize Receb’i ve Şaban’ı Mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır” diye dua ettiği rivayet edilmektedir.       Üç ayların içerisinde önemi çok büyük olan beş mübarek gecede... Devamı

SÜNNET DEVRE DIŞI BIRAKILIP, SADECE KUR'AN YETER DENİLEMEZ

2014-04-24 22:42:00
SÜNNET DEVRE DIŞI BIRAKILIP, SADECE KUR'AN YETER DENİLEMEZ |  görsel 1

SÜNNET DEVRE DIŞI BIRAKILIP, SADECE KUR’AN YETER DENİLEMEZ      Son dönemlerde bize Kuran yeter diyerek Sünnete düşman olan, Sünnet’i devre dışı bırakmaya çalışan zavallılar türedi. Kuranı Kerimde beş vakit namazdan bahsedilmekte olup, kaç rekat ve nasıl kılınacağını ise Sünnet’ten öğrenmekteyiz. Sünnet’i devre dışı bıraktığınızda namaz gibi en önemli bir ibadeti bile yerine getirme imkânından insanları mahrum bırakırsınız. Buna hiç kimsenin hakkı da yetkisi de yoktur. Tabiri caizse Kuran-ı Kerim İslam’ın anayasasıdır. Sünnette yasaları hükmündedir. Mütevatir, Meşhur v.b. Hadisleri görmemezlikten gelemeyiz. Sünnet hükümleri tabi ki Kuran hükümlerine aykırı olamaz. Kuranla çelişen zayıf ve Mevzu (uydurma) hadisler bellidir. Bunları iyi bilerek Müslümanların bilgilendirilmesi sağlanmalı, İslâm, ana kaynaklarına uygun olarak yaşanmalıdır. Peygamber ve Sünnet düşmanlığı da asla yapılmamalıdır.      Âyet-i Kerimelerde: “Kim Resûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi göndermedik!” (Nisa Sûresi âyet:80) “(Resûlüm!) Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ Sûresi âyet:107)”      “ Andolsun ki, Resûlullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (Ahzâb Sûresi âyet:21)   Bu âyet-i kerimede; Hz. Peygamber’in, Allah’ın hoşnutluğunu kazandıracak davranışlarda bulunmak isteyenler için mükemmel ve canlı bir örnek, en büyük fa... Devamı

MUHAMMEDÜL EMİN HZ. MUHAMMED (S.A.S.) EFENDİMİZİN ÖRNEK HAYATI

2014-04-16 19:23:00
MUHAMMEDÜL EMİN HZ. MUHAMMED (S.A.S.) EFENDİMİZİN ÖRNEK HAYATI |  görsel 1

MUHAMMEDÜL EMİN HZ. MUHAMMED (S.A.S.) EFENDİMİZİN ÖRNEK HAYATI        Peygamberimizin Hz. Muhammed (s.a.s.) 20 Nisan(12 Rebiul Evvel) 571 yılında Mekke de dünyaya gelmiştir. Dünya ya teşriflerinden bu güne kadar 1443 sene geçmiştir. Bu sene-i devriyesinde her zaman olduğu gibi O’nu yeniden anmanın hazzını ve şerefini yaşamaktayız. 14–20 Nisan tarihleri arasında Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri yoğun olarak devam etmektedir Muhammedül Emin Alemlere Rahmet Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimizin örnek ahlâkını ve hayatını öğrenerek hayatımızı O’nun gösterdiği doğrultuda yaşamalıyız            Âyet-i Kerîmede:“Andolsun ki, Resûlullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (Ahzab Sûresi âyet:21) buyurulmuştur.      Âyette, Hz. Peygamber’in, Allah’ın hoşnutluğunu kazandıracak davranışlarda bulunmak isteyenler için mükemmel ve canlı bir örnek, en büyük fazilet numunesi olduğu anlatılmaktadır. Böylece, Resûlullah’ın, hislerine mağlup insanları memnun etmek ve onlara pratik değerden mahrum birtakım nazarî kaideler öğretmekle görevli olmayıp, onun hedefinin, insanlığa amelî kaideler öğretmek ve bu kaideleri kendi yaşayışıyla izah ve tarif etmek olduğu anlaşılmış olmaktadır. Bu gerçekler çerçevesinde, onun hayatı ve şirreti incelenmeli, bu nokta asla gözden uzak tutulmamalıdır.       Hayatımızın her döneminde Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’i örnek almalıyız. O’na tabii olmalıyız. Kuran ve Sünnete uygun hayat yaşamalıyız. Kısacası; Allah ve Resulünün emirl... Devamı

İFRAT VE TEFRİT YERİNE ORTA YOL TERCİH EDİLMELİDİR

2014-04-09 19:56:00
İFRAT VE TEFRİT YERİNE ORTA YOL TERCİH EDİLMELİDİR |  görsel 1

İFRAT VE TEFRİT YERİNE ORTAYOL TERCİH EDİLMELİDİR      İfrat; aşırı gitme, haddi aşma ve olması gerekenden fazlasını yapma anlamına gelmektedir. Tefrit ise; ifrat’ın zıddıdır. İhmalkâr davranma, yapılması gerekenin çok azını yapmak  gibi anlamlara gelmektedir. Bir nevi ifrat, orta yolun, dengenin üstü, tefrit ise dengenin altıdır.      İslâm’ göre emredilen ibadetleri yaparken uygulanacak olan ifrat ve tefrit benimsenmemiş ve yasaklanmıştır. İbadetlerimizde bile orta yolu takip ederek, mutedil olmamız emredilmiştir. Sevilen, beğenilen de makul olan da itidal noktasında kalabilmektir. Kısacası her davranışımızda ölçülü olmak zorundayız. Sevinirken de üzülürken de hiçbir zaman haddi aşmamalıyız.      Âyet-i Kerîmede: “Aşırı gitmeyin ( haddi aşmayın). Çünkü Allah aşırı gidenleri (haddi aşanları) sevmez” (Bakara Sûresi âyet:190)  buyurulmuştur. Bahse konu bu hüküm bütün davranış ve uygulamalar için geçerli çok önemli bir ölçüdür. Savaşta bile aşırıya kaçmamak, emredilmiştir.      Allah (c.c.)’ın belirlediği sınırların dışına çıkmamak gerekir. İslâm’a göre emir ve yasaklar aynen uygulanmalı, ne azaltılmalı ve nede artırılmalıdır. Dünyevi ve uhrevi her meşru işimizde ölçülü olmak zorundayız. Hayatımızda ifrat ve tefrit’e   hiçbir zaman yer vermemeliyiz. Mutedil olduğumuz ölçüde  başarılı olacağımız unutulmamalıdır. Allah (c.c.)’ın emir ve yasakları dışına çıkılmamalıdır. Allah (c.c.)’ın, meşru gördüğü bir şeyi, yasaklamaya, yasakladığı bir şeyi de meşru görmeye hiç kimsenin yetkisi de hakkı da yoktur. Ger&... Devamı

İNSANIN DEĞERİ VE SORUMLULUĞU

2014-04-04 20:09:00
İNSANIN DEĞERİ VE SORUMLULUĞU |  görsel 1

İNSANIN DEĞERİ VE SORUMLULUĞU      Eşrefi Mahlukat olan İnsan; Yaratılış gayesini anlayıp, sorumluluğunun gereği olarak yaşayışını güzel ahlâk ile taçlandırdığı sürece Meleklerden bile üstün, İmandan, ahlaktan yoksun olduğu sürece de hayvanlar gibi, hatta hayvanlardan bile aşağı düşeceği bildiğimiz gibi İslâm’i gerçeklerdir. İnsan akıl gibi bir nimete sahip, düşünen, konuşan, duyan v.b. özelliklerle tezyin edilmiştir. Tertemiz bir fıtratla dünyaya gelen insan; hilkatin özü ve Kâinatın özeti gibidir.      Allah (c.c.),insanı en güzel ve en özel varlık olarak yaratmış, hiçbir varlıkta bulunmayan, üstün meziyetlerle donatmış, bütün nimetleri emrine vermiştir.      Âyet-i Kerîmelerde:“Biz insanı en güzel biçimde yarattık.” (Tîn Sûresi âyet:4)   Allah Teâlâ insanı ruh ve beden kabiliyetleri bakımından canlıların en mükemmeli kılmıştır. Sûrede «en güzel biçimde yarattık» ifadesi bu hususu belirtmektedir. İnsan serbest iradesi ile ya bu kabiliyetlerini güzel kullanarak «kâmil insan» olacak, yahut da aksi yönü tutarak şuurlu varlıkların ve canlıların en aşağı mertebesinde yer alacaktır.      “Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, (çeşitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan cidden üstün kıldık.” (İsra Sûresi âyet:70) buyurulmuştur.      Anlaşıldığı gibi bu âyette Allah Teâlâ, insanoğluna lütuf ve ikramının bir özetini vermekte ve onun âlemdeki özel yerine işare... Devamı

ÇANAKKALE MEKTUPLARINDAN ÖRNEKLER

2014-03-27 00:03:00
ÇANAKKALE MEKTUPLARINDAN ÖRNEKLER |  görsel 1

ÇANAKKALE MEKTUPLARINDAN ÖRNEKLER      Bu yıl 20. kuruluş yılına ulaşan Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Konya Şubesi, 2014 Kültürel Etkinlikleri ‘ne Konya İl Halk Kütüphanesi'nde düzenlediği Çanakkale Mektupları gibi çok önemli bir Konferans ile başladı. Konya Yazarlar Birliği Başkanımız Değerli kardeşim M. Ali Köseoğlu Başkanımızın şahsında bütün emeği geçenlere kalb-i şükranlarımı sunarım. Selçuk  Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mustafa Arıkan, konuşmasında Çanakkale Savaşları döneminde yazılmış olan mektupların edebi seviyesine değinerek bugün Türkçenin düşmüş olduğu durumdan duyduğu üzüntüyü dile getirerek birbirinden duygulu, edebi mektuplardan örnekleri okudu. Hakikaten gözlerimiz yaşardı, gönüllerimiz hüzünlendi. Yazımda bu mektuplardan bazılarının sizleri de duygulandıracağına inandığım bazı bölümlerini aktarmak istiyorum:        “Sevgili peder ve vâlideciğim, gözbebeğim olan zevcem Münevver ve oğlum Nezih’ciğimi evvelâ Cenâb-ı Hakkın, sâniyen sizin himayenize tevdî ediyorum. Onlar hakkında ne mümkün ise lütfen yapınız. Oğlumun, talim ve terbiyesine siz de refikamla birlikte lütfen sa’y ediniz. Servetimizin olmadığı malumdur. Mümkün olandan başka bir şey isteyemem, istesem de pek beyhudedir. Refikama hitaben yazdığım melfûf mektubu lütfen kendi eline veriniz. Fakat çok müteessir olacaktır, o tessürü izâle edecek veçhile veriniz. Ağlayacak, üzülecek tabii; teselli ediniz. Mukadderât-ı İlâhiye böyle imiş. Matlûbât ve düyûnâtım hakkında refikamın mektub... Devamı

İSRAFIN YERİNE TUTUMLULUK,CİMRİLİĞİN YERİNE CÖMERTLİK TERCİH EDİ

2014-03-19 18:07:00
İSRAFIN YERİNE TUTUMLULUK,CİMRİLİĞİN YERİNE CÖMERTLİK TERCİH EDİ |  görsel 1

İSRAFIN YERİNE TUTUMLULUK, CİMRİLİĞİN YERİNE CÖMERTLİK TERCİH EDİLMELİDİR      İçinde bulunduğumuz bu yüzyılda, insanlarımızın çoğu çılgınlık derecesine varan lüks ve gösterişli bir hayat yaşayışı ile büyük bir yanlışa düştüğü, israf içinde olduğu açıkça görülmektedir. İsraftan kesinlikle uzak durmalıyız. Tutumlu olmalıyız. Maddi ve Manevi yönden, ifrat ve tefritten sakınarak, hayatımızı sıkıntılara düşmeyecek şekilde yaşamalıyız. İbadetlerimizi yaparken bile orta olanı tercih etmemiz gerektiğini dinimiz İslâm en güzel şekilde bildirmiştir. Lüks; İhtiyaç gidermekten daha ziyade, gösteriş, kibir, övünme, başkalarından üstün olma arzusuna dayalı bir harcama şeklidir. Lüks harcamaya alışanlar, israf, yani savurganlıktan kendilerini kurtaramazlar. Lükse yönelip, kendini başkalarından üstün görenlerin toplumsal yaralara çözüm bulmaya çalışması da zamanla körelir. Bu anlamda da cömertlikten uzak olduğu için cimrilik hayatlarına hakim olur.      Dinimiz İslâm; İsraftan kaçınarak, tutumlu olmayı, cimriliğin yerine de cömertliği tercih etmemizi emretmiştir. Günümüz insanı, hesabını iyi yapmalı israftan, savurganlıktan, lüks ve gösterişli, şaşalı bir hayat yaşamaktan uzak durmalıdır. Atalarımızın güzelce ifade ettiği gibi ayağımızı yorganımıza göre uzatmalıyız. Ne kadar gelirimiz varsa onunla uyumlu olarak harcamalarımızı yapmalı, israftan sakınıp, tutumlu olmalıyız. Cömert olmakla birlikte, cimrilikten sakınmalıyız. İhtiyaç sahibi yan komşularımızı, akrabalarımızı ve arka sokaklardaki insanlarımızın sıkıntılarını görmeli ve onlara yardımcı olmalıyız.         Ayet-i Kerîmelerde: “&Cced... Devamı

Fotoğraf

2014-03-12 18:17:00
Fotoğraf |  görsel 1

İSLÂM’DA  KADIN VE ÖNEMİ      Cahiliyet döneminde kadın, alınıp-satılabilen, kendisine mirastan bile pay verilmeyen bir durumdadır. Ayrıca Kız çocuklarını, utanç vesilesi olarak değerlendirdikleri için diri diri toprağa gömmekten çekinmemişlerdir. İnsanlığın karanlıkta olduğu böyle bir dönemde aydınlık güzellikleri haykırıp emreden İslâm gelmiştir. İslâm kadına gerçek anlamda hakkını vermiştir.      İslâm, insan olma bakımından kadını da erkek ile aynı görmüş, hem erkek, hem de kadın için emir ve yasaklara uymada eşit muhataplar kabul etmiştir. Kız çocuklarının öldürülmesini yasaklamış, kadına mirastan pay verilmesi emredilmiş, Cennet’in annelerin ayakları altında olduğu  haber verilmiştir.      “Ey iman edenler! Kadınlara zorla vâris olmanız size helâl değildir. Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmeniz için de kadınları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız (biliniz ki) Allah'ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış olabilirsiniz.” (Nisa Sûresi âyet:19)       İslâm’dan önce Araplar kadına çok kötü muamele ediyor, bu cümleden olarak kocası ölen kadını, onun miras bıraktığı mal gibi telakki ediyorlar, kadın istemese bile onunla evlenme veya onu başkasıyla evlendirme hakkına sahip olduklarını düşünüyorlar, kadın üzerinden maddi menfaat sağlama yoluna gidiyorlardı. Âyet bütün bu haksızlıklara son vermiş, kadına lâyık olduğu hakları getirmiştir.      Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.):”Mü’minlerin İmanca en mükemmel olanı, a... Devamı

SADAKA-İ CÂRİYE

2014-03-05 19:45:00
SADAKA-İ CÂRİYE |  görsel 1

SADAKA-İ CÂRİYE      Müslümanların faydasına, İnsanlığın hizmet ve yararına vesile olan her amel hayırlıdır. Sadaka-i Cariye; yapılan hayır ve hasenatın, devamlılık arz etmesi, kalıcılık yönünden makbul olan amellerdir. Bu makbul amellere sebep olanların hayrının sürekliliğini sağlayan ölmez eserlerdir. “Ey iman edenler! Rükû edin; secdeye kapanın; Rabbinize ibadet edin; hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.”(Hac Sûresi âyet:77)      Bu âyet-i kerimenin son kısmında, Vakfa işaret olunduğundan, İslâm’ın ve insanlığın hizmetine bir çok vakıflar tesis edilmiş ve menfaati topluma sunulmuştur. Vakfın temeli bizzat Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) tarafından atılmış sosyal bir yardım kurumudur.      Manevi dokunulmazlık hükmünü taşıyan vakıf  bir mal, vakfiyesinde belirlenen şartların dışında kullanılamadığı gibi, bu mallara miras da olunamaz. Asırlardır hem Müslümanlara, hem de bütün insanlığa hizmet etmiş olan Vakıflar, ecdadımızın madde ve mana birliğinin, İmân ve güzel ahlâk beraberliğinin sağlam sembolleridir.      Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayet olunan bir hadis-i  şerife göre, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) şöyle buyurmuşlardır: “Bir insan öldükten sonra ameli (amelinin sevabı) kesilir (amel defteri kapanır).Yalnız şu üç şeyin sevabı devam eder: 1- Sadak-i Cariye,  2-Kendisinden faydalanılan ve yararı sürekli olan ilim, 3-Ölenin arkasından kendisine duâ eden hayırlı bir evlât” (Riyazü’s Salihîn,c.3, No. 1412)      Bir Müslüman’ın toplumun hayrına olan ve kendisinden istifade edilen herhangi bir eseri bulunduğu sürece amel defteri açık kalacağı iç... Devamı

SALİH AMELLERİN ÖNEMİ

2014-02-26 18:49:00
SALİH AMELLERİN ÖNEMİ |  görsel 1

SALİH AMELLERİN ÖNEMİ      İnsanın gerçek anlamda kurtuluşu, mutluluğu için, öncelikle sağlam bir İman’a sahip olması ve İmanın gerektirdiği şekilde Salih amellerle dolu bir hayat yaşaması gerekmektedir. İman çok önemli bir özellik olmakla birlikte, Salih amellerle desteklenmeyen İman’ın korunması, muhafazası da çok zordur. İman’la birlikte Salih amellerde gerekir. Çünkü İman’ı besleyen, güçlendiren ana unsur  Salih amellerdir.      İlâhi emirler doğrultusunda yapılan, Allah (c.c.)’ın hoşnut olacağı çalışmalara, Salih amel denir. İman’a dayanmayan çalışmaların hiçbir önemi yoktur. İman esastır, ibadetler ise İmanın güçlü olmasını sağlayan özelliklerdir. Bu hususu bir örnekle açıklamak gerekirse; Orta Okul diploması olmayan bir kişi, gayri resmi olarak herhangi bir Liseye devam etse, yapılan her sınava katılsa ve her birinde başarılı olsa, bu kişinin sonuçta Lise diploması alması mümkün olabilir mi? Elbette mümkün olmaz ve Lise diploması alamaz. Lise diploması alması için öncelikle Orta Okulu bitirmesi gerekmektedir. Aynen bu örnekte olduğu gibi, İman’a sahip olmadan yapılacak her güzel davranışın kazandıracağı hiçbir şey yoktur. Salih amellerin kabul olmasının temel şartı İman’dır.      İman ile İbadet, Salih amel arasında sıkı bir ilişki vardır: İman, ibadetin kaynağı ve sebebidir. İbadet ise, İmanın desteği, gıdası ve muhafazasıdır. İbadet ettikçe, iman gürleşir, ibadeti gevşettikçe azalır. İman, kalpte parlayan bir ışık, bir mum ise, ibadet onu koruyan cam fanus gibidir. Bu ışık kaynağının bedenimizin her tarafını aydınlatması, hareket ve iş haline gelmesi iyi ameldir. Kökü İman olan İslam ağacının, meyveleri ibad... Devamı

İYİLİĞİ EMRETMEK VE KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRMAK

2014-02-19 02:15:00
İYİLİĞİ EMRETMEK VE KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRMAK |  görsel 1

İYİLİĞİ EMRETMEK VE KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRMAK        Emr-i bil ma’ruf ve nehy-i anil-münker  (iyiliği emredip, kötülükten sakındırmak) İslâm davetinin, tebliğinin temelini teşkil eden, dini bir terim olarak kullanılan; dini, ahlâki ve hukuki bir tabirdir.      İslâm’ın, iyi, doğru, güzel kabul ettiği hususlara Ma’ruf, kötü, çirkin, yanlış kabul ettiği hususlara da Münker denilir.      İyilik ve kötülük kavramlarının ölçüsü Kur’an ve Sünnet’tir. Allah (c.c.) ve Resulü Efendimiz Hz. Muhammed(s.a.s.)’in iyi dedikleri iyi, kötü dedikleri de kötüdür. Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerîm’de: “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Ali İmran Sûresi âyet:104)  “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah'a inanırsınız…” (Ali İmran Sûresi âyet:110) buyrulmuştur.     Müfessirler, Ali İmran 104. âyet emri uyarınca, Müslümanlar içinde, iyiliği emreden, kötülükten alıkoyan bir içtimaî kontrol müessesesinin bulunmasının farz-ı kifâye olduğunu belirtmişler; ancak, bu görevi üstlenen kişilerde, görevin iyi ve hakkaniyete uygun olarak yerine getirilmesini mümkün kılacak bazı şartların bulunması gerektiğine de işaret etmişlerdir. İyiliği emredip, kötülükten sakındırmak görevini hiçbir Müslüman yapmazsa, farz-ı ayn olan görevi yapmamalarından dolayı bütün Müslü... Devamı

KARDEŞLİK HUKUKU

2014-02-12 20:14:00
KARDEŞLİK HUKUKU |  görsel 1

KARDEŞLİK HUKUKU      İslâm, tevhid (birlik ) dinidir, mensuplarının da birlik ve beraberlik içinde olmalarını emreder. Müslümanların  ırk, dil, renk, bölge ve benzeri unsurlarla bölünüp parçalanmamalarını,  tevhid’in gereklerinden sayar.      “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz.” “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.”  (Hucüret Sûresi âyet 10,13)       Hz. Âdem ve Havva’dan çoğalan insanlar, yeryüzünde çeşitli renk ve dilde küçüklü büyüklü topluluklar oluşturmuşlardır. Küçükten büyüğe, kabileden milletlere varıncaya kadar farklılık gösteren bu oluşumun temel sebebinin kitlelerin birbirini tanıyıp, anlaşmak ve kaynaşmak olduğu anlaşılmaktadır. Yani soy-sopla övünmek yerine, birleşip bütünleşmek öngörülmüştür. Günümüz Müslümanlarının en çok ihtiyaç duydukları konulardan birisi, beklide en önemlisi, birlik ve beraberliktir. Kardeşlik hukuku bir ve beraber olmamızı gerektirir. Müslümanlar arasında herhangi bir anlaşmazlık olduğunda çözümü için, Kur’an ve Sünnete müracaat etmek gerekir. Bu hususta;     “Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan Ulülemre (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah'a ve ahiret... Devamı

ASHAB-I KEHF VE ASHAB-I RAKÎM

2014-02-05 19:32:00
ASHAB-I KEHF VE ASHAB-I RAKÎM |  görsel 1

ASHAB-I KEHF VE ASHAB-I RAKÎM     Ashab-ı Kehf; mağara arkadaşları anlamına gelmektedir. İsimlere girmeden meselenin özünü anlatmak istiyorum. Putperest bir Kral’ın Yönettiği Ülkesinde, Tevhid İnancına sahip gençlerin inançlarından vazgeçmeleri istenir ve bir süre verilir. İnançlı kimseler, dünyevi işlerini ve eşyalarını bırakıp dağa ibadet etmeye giderler. Putperestliğe karşı bu tavrı gören kral, İnançlı gençlerin öldürülmelerini emreder. Gençler ve köpekleri mağaraya sığınırlar. Yaşanan Kıssayı Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerîm’den öğrenmekteyiz.      Âyet-i Kerîmelerde:“(Resûlüm)! Yoksa sen, bizim âyetlerimizden Ashâb-ı Kehf ve Ashâb-ı Rakîm'in durumlarını şaşırtıcı mı buldun?”    Tefsircilere göre «kehf», dağda bulunan genişçe mağara demektir. «Rakîm»in ne olduğu konusunda kesin bir sonuca varılamamıştır. Ancak şu manalardan birine gelebileceği belirtilmiştir: Mağaranın bulunduğu dağ ya da vâdi; Ashâb-ı Kehf’in isimlerinin yazılı bulunduğu kitâbe.  Sahîh-i Buharî’deki bir rivayete göre de Ashâb-ı Rakîm, Ashâb-ı Kehf’in dışında üç kişilik bir topluluktur ki bunlar, yağmurlu bir havada sığındıkları mağaranın girişini büyük bir kayanın tıkaması ile mağarada mahsur kalırlar. Her biri, vaktiyle yapmış olduğu güzel bir davranışı yâdederek kurtuluş niyaz ederler. Onlar dua ettikçe kaya biraz daha açılır ve sonunda kurtulurlar. Ancak, tercihe şâyan görüş, Rakîm’in, Ashâb-ı Kehf’in isimlerinin yazılı bulunduğu kitâbenin adı olduğudur.      “O (yiğit) gençler mağaraya... Devamı

ŞÜKÜR VE NANKÖRLÜK

2014-01-29 19:44:00
ŞÜKÜR VE NANKÖRLÜK |  görsel 1

ŞÜKÜR VE NANKÖRLÜK      Şükür, bütün  nimetlerin Allah(c.c.)’tan geldiğini bilip  hamd etmektir. Allah (c.c.)’ın emirlerini yapıp yasak ettiklerinden de kaçınırsak şükretmiş oluruz. Nankörlük, Şükrün zıddıdır. Allah (c.c.)’ın emirlerini yerine getirmeyen, yasaklarından kaçınmayan kişi nankörlük etmiş olur. Rabbimiz, bizleri yaratıp bu dünyaya göndermiş, bir çok nimetler lütfetmiştir. Bu kadar ikramda bulunan Yaratıcımıza şükretmezsek, nankörlük etmiş oluruz. Rabbimizin emrettiklerini yapıp, yasak ettiklerinden kaçınmamız sonucu bizlere sevap vererek her defasında borçlu olmamıza rağmen, Rahmeti ile muamele ettiğini açıkça görmekteyiz. İnsanların hidayeti için çalışmak, onları irşat etmek de şükür sayılır. Ömür yetmez, verdiğin bir nefesin şükrüne, Ne mümkün bedel biçmek, yaşattığın bir güne. Cennetleri vâdettin, hem de Kur'ân üstüne.    Haykırırken tabutlar, musallada an be an;    Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.     Cengiz Numanoğlu     İnsanlar arasında aldığımız bir emaneti iade ederken, nasıl ki teşekkür ediyorsak ve etmemiz gerekirse, bizleri Yaratan, bir çok nimetleri bizlerin emrine sunan, Alemlerin Rabbine kulluk görevimizi en iyi şekilde yapmalı, nankörlükten uzak kalarak, şükür, hayatımızın her zaman merkezinde olmalıdır.  “Andolsun biz Lokman'a: Allah'a şükret! diyerek hikmet verdik. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki, Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü övgüye lâyıktır.” (Lokman S&uci... Devamı

BEYİTLER

2014-01-23 22:20:00
BEYİTLER |  görsel 1

Değerli Kardeşlerim, ben Şair değilim.Haddimi bilirim.Ancak mesaj niteliğinde yazdıklarımı da siz değerli okuyucularımla paylaşmak istedim.Faydalı olması dilek ve duası ile sıhhat ve afiyetler dilerim.                                            BEYİTLER Aklı, kötü düşünceden arındır Gönül dünyanda gerçekler barındır               Suriye’de çocukları bile katlettiler             İnsanlıktan nasipsiz işbirlikçi Zalimler   Filistin’de kan ağlıyor masumlar Bunun sebebi suskun Müslümanlar                         Mısırda zorbalıkla başa geçti Sisi’ler              Mursi, İhvan-ı Müslim’ini hedef seçtiler   Mahkemeler Hak’ka uygun  karar almalıdır Adalete güven her zaman tam olmalıdır                 Kur’anla gönül kirlerini gider               Yaşantında O’na daima yer ver   Dünya Müslümanları kurtuluşa erecek Zalimliklerin her birine son verilecek                                                                           Ömer Lütfi ERSÖZ    omerlutfiersoz@gmail.co... Devamı

TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ

2014-01-22 19:22:00
TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ |  görsel 1

TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ      Türkiye Yazarlar Birliği Genel Merkezi'nin 18. Olağanüstü genel kurul toplantısı 18 Ocak 2014 Cumartesi günü Ankara'da yapıldı. Genel Kurula, TYB Konya Şubemizden 12 genel kurul üyesi kardeşimizle birlikte katılarak oyumuzu kullandık. Genel Kurula; M.Ali Köseoğlu, Hayri Erten, Hakkı Biçer, Salih Sedat Ersöz, Cemil Paslı, Yücel Kemendi, Ömer Lütfi Ersöz, Sadık Gökçe, Bekir Şahin, Nuri Şimşekler, Ahmet Aka ve Bedir Köseoğu kardeşlerimiz ile beraber katıldık.      Türkiye Yazarlar Birliği’nin 18. Olağanüstü Genel Kurul’u Ankara’da TYB Genel Merkezi Mehmet Akif  Divanı’nda yapıldı. Divan heyetinin seçiminden sonra, İlk olarak TYB Genel Başkanı İbrahim Ulvi Yavuz konuşmasını yaptı.  “Bu güne kadar yapmış oldukları çok önemli hizmetlerini anlattı. Akabinde Üç dönemdir yürüttüğüm Genel Başkanlığı artık bu dönem bırakıyorum. Bu zaman içinde çalışmalarımda bana destek veren Şeref Başkanımız Mehmet Doğan dostuma, yönetim kuruluna, üyelerimize, sizlere ayrı ayrı teşekkür eder, şahsıma haklarınızı helal etmenizi istiyorum.”  diyerek tamamladı.     Daha sonra TYB Şeref Başkanı D. Mehmet Doğan, TYB’nin 36. yılına girdiğini, 1978 yılında 14 değerli yazar ile kurulan kurumun bugüne kadar çeşitli zorluklar içinde faaliyet yürüttüğünü belirtti.  Bu güne kadar, bütün zorluklara rağmen çok büyük ve etkileyici faaliyetler gerçekleştirdiğini, TYB’nin dinamizmini hiç kaybetmediğini ifade etti. TYB’nin hâlen 12 Şubesi olduğunu, ayrıca temsilciliklerinin bulunduğunu, bu sene de 3 tane daha şube açılacağını sözl... Devamı

GÜLENLER DE AĞLAR,AĞLAYANLAR DA GÜLER

2014-01-15 19:24:00
GÜLENLER DE AĞLAR,AĞLAYANLAR DA GÜLER |  görsel 1

GÜLENLERDE AĞLAR, AĞLAYANLARDA GÜLER           Bu dünya ya gönderilişimizin bir gayesi vardır. İmtihan için gönderildik. Hayatımızın her döneminde, İmanlı olarak yaşayıp, haramlardan kaçınarak helaller dairesinde, emredilenleri yaparak, ahlaklı, dürüst kişilik sahibi insanlar olmamız, Rabbimizin bizler için emrettiği hususlardır. Doğumumuzdan ölümümüze kadar, bizleri üzen, sevindiren bir çok konu söz konusu olmaktadır. Önemli olan nerede, nasıl davranabileceğimizin şuurunda olmaktır.         Gülmek, ağlamak, insanların iyi, sevindirici aynı zamanda zorluklara ve musibetlere karşı doğal tepkisidir. Gülmek ve ağlamak, psikologlara göre ruhsal sağlık veya depresyon üzerinde etkili olan iki fiildir. Gülenlerde ağlayabilirler, ağlayanlarda gülebilirler. Önemli olan kişinin sağlam karakterli olması ve inandığı hususlarda, kınayanın kınamasına, levmedenin levmine bakmadan doğru bildiğini yapmasıdır.      Tabiki insan hatadan beri değildir. Ancak hataları süreklilik arz edenler kaybetmeye mahkumdur. Yaşadıklarımızın çözüm yollarını, ferdi ve toplumsal olaylar karşısında nasıl davranmamız gerektiğini, bizim için en güzel örnek olan Efendimiz Hz. Muhammed( s.a.s.)’in hayatından öğrenmeliyiz.    “Muhammed Allah'ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler…” (Fetih Sûresi âyet:29) Müslümanlar arasında fitne, fesat çıkaranlara asla pirim verilmemelidir. Müslüman feraseti ile yapılan yanlışları önlemek, hakikat için mücadele etmek zorundadır. Tartışılmaz ve eleştirilmez olan  sadece ve sadece Kur’an ve Sü... Devamı

İMTİHANDA OLDUĞUMUZU HİÇ BİR ZAMAN UNUTMAMALIYIZ!

2014-01-08 13:43:00
İMTİHANDA OLDUĞUMUZU HİÇ BİR ZAMAN UNUTMAMALIYIZ! |  görsel 1

    İMTİHANDA OLDUĞUMUZU HİÇ BİR ZAMAN UNUTMAMALIYIZ!      İnsanın yaratılıp dünyaya gönderilmesinin ana gayesi kulluk yapması içindir. Bu dünyaya imtihan için gönderilmiş bulunmaktayız. İmtihanda olduğumuzu her zaman hatırlamalı, İbadet ve taatımızı yaparak kulluk görevimizin farkında olmalıyız. Âyet-i Kerimelerde: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat Sûresi âyet:56)“O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.”(Mülk Sûresi âyet:2) buyrulmuştur.      İnsanın yaratılış gayesi kulluktur. Her an, İmtihanda Olduğumuzun Şuuru’unda olarak hayatımızı ahlâklı, dürüst olarak, İslâm’a uygun yaşamalıyız. Ölüm, korku, açlık, mal azlığı, fakirlik, hastalık; bunların hepsi birer imtihandır. Bunlar dünya hayatının ayrılmaz parçalarıdır, hiç kimse bunlardan birisine yakalanmaktan kurtulamaz. Eninde  sonunda, erken veya geç herkes ölecektir. İnanan akıllı kişi, başına gelen olumsuzluklara sabrederek, sahip olduğu imkânlara, nimetlere de şükrederek bu dünya hayatını en güzel şekilde Kur’an ve Sünnet’e uygun olarak değerlendirmelidir. Âyet-i Kerîmelerde:“Nitekim kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab'ı ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi size öğreten bir Resûl gönderdik.” ” Öyle ise siz beni (ibadetle) anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin; sakın bana nankörlük etmeyin!” “Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Çünkü Allah muhakkak sa... Devamı

MEKKE'NİN FETHİ VE NEFS MUHASEBESİ

2014-01-02 08:43:00
MEKKE'NİN FETHİ VE NEFS MUHASEBESİ |  görsel 1

MEKKE’NİN FETHİ VE NEFS MUHASEBESİ      Mekke 01 Ocak 630 Yılında Fethedilmiştir. 01 Ocak 2014 tarihi, Mekke'nin Fethi'nin 1384.yılının sene-i devriyesidir. Mekke’nin Fethinin yıldönümünde kendimizi her türlü kötülükten, yanlıştan arındırarak, nefsimizi terbiye edip, kendi fethimizi de gerçekleştirmeliyiz.       Müslümanlarla Mekkeli Müşrikler arasında yapılan Hudeybiye Antlaşması gereği; Mekkeli Müşriklerin müttefiki olan Beni Bekir kabilesi bu antlaşmaya aykırı biçimde, Müslümanların himayesindeki Beni Huzaa kabilesine saldırmıştır. Mekkeli Müşriklerin iki yıl geçmeden Hudeybiye antlaşmasını bozarak Beni Huzaa’ya düzenledikleri saldırıyla 23 kişiyi öldürmüşlerdir. Hz.Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, yapılan bu saldırının diyetinin ödenmesini, aksi halde aralarındaki Hudeybiye Antlaşması’nın geçersiz olacağını belirtmek üzere elçi göndermiştir. Müşrikler, elçiye olumsuz cevap vermişlerdir. Bunun üzerine askeri hazırlıklar başlatılmıştır.        Peygamberimiz Hz Muhammed(s.a.s.) hazırlıklarını tamamladıktan sonra 10.000 kişilik bir ordu ile yola çıkmıştır. Mekke’ye 16 km uzaklıktaki Merrüzzahran’da ordu konaklamıştır. Hz Muhammed(s.a.s.)’in emri ile binlerce meşale yakılmıştır. Bu durumu gören Müşrikler tedirgin olmaya başladıklarından, Ebu Süfyan başkanlığında birkaç kişiyi gözcü olarak göndermişlerdir. Müşriklerin gönderdikleri gözcüler, Müslüman gözcüler tarafından yakalanmışlar ve Resulullah (s.a.s.)’in yanına götürülmüşlerdir. Ebu Süfyan’ın Müslüman olması üzerine, Peygamberimiz Hz Muhammed(s.a.s.):”Kâbeye sığına... Devamı

YETİM ÇOCUKLAR KAMPANYASINA SAHİP ÇIKALIM

2013-12-25 10:41:00
YETİM ÇOCUKLAR KAMPANYASINA SAHİP ÇIKALIM |  görsel 1

YETİM ÇOCUKLAR  KAMPANYASINA SAHİP ÇIKALIM Türkiye Yazarlar Birliği Konya Şubesi etkinliklerine hız kesmeden devam etmektedir. Hafta sonu, Rida, İnsani Yardım Derneği ile işbirliği yapılarak bu yıl ki 36. Program  İl Halk Kütüphanesi Salonu'nda gerçekleştirildi. Rida yöneticileri Mehmet Şahin ve Tamer Kalender, RİDADER faaliyetleri hakkında katılımcılara bilgi verdiler. Dernek Başkanı Mehmet Şahin, hizmette hedef kitlenin önce yetimler, sonra özürlüler ve kadınlar olduğunu anlattığı Konuşmasında; özetle;1900'lü yılların başında Afrika kıtasında yaklaşık 10 milyon kadar Hıristiyan nüfusun yaşadığını, bu rakamın 1970'lerde 70 milyona çıktığını, şu anda ise 400 milyonu geçtiğini belirtti. Sürekli artan Hıristiyan nüfusun ana sebebi olarak, Birleşmiş Milletler aracılığı ile yapılan çalışmalar sonucu bölgenin Misyonerler tarafından kuşatılmış olduğundan ve aynı zamanda  İslam ülkelerinin bölge ile ilgilenmemeleri  sonucu bu olumsuzlukların oluştuğunu, son dönemlerdeki  çabalarla bu boşlukları doldurmaya çalıştıklarını ifade etti. Dernek Başkan Yardımcısı Tamer Kalender, konuşmasının başında Afrika'da milyonlarca insanın mülteci durumuna düşerek kamplarda yaşamak zorunda kaldığını Video görüntüleri eşliğinde anlattı. Sudan da derme çatma çadırlardan oluşan yaklaşık olarak 700 bin insanın yaşadığı kamptan görüntüler hakikaten bırakınız Müslüman olanı, birazcık İnsani değerleri bünyesinde barındıranları bile derinden sarsacak konumdaydı. Kampın bulunduğu bölüm dört ay çok yoğun yağmurların altında, esen fırtınalarla,  açlıkla mücadele edilmesi gereken konumdadır. Mülteci kamplarında kurdukları aş evleri sayesinde binlerce insanın karnını doyurduklarını ve açtıkları C... Devamı

KUR'AN'IN KÖLESİYİM DİYEN MEVLÂNA'DAN İNCİLER

2013-12-18 16:59:00
KURANIN KÖLESİYİM DİYEN MEVLÂNADAN İNCİLER |  görsel 1

KUR’AN’IN KÖLESİYİM DİYEN MEVLÂNA’DAN İNCİLER      Hz.Mevlana Celaleddini Rûmi’nin Vefatının 740.Yılı etkinlikleri 07-17 Aralık tarihleri arasında icra edilerek gönüller, manevi haz, coşku ve mutluluklarla doldu.  Şeb-i Arûs’un manası, düğün gecesi demektir. Mevlânâ Celaleddin-i Rumi, Yüce Mevla’ya duyduğu aşktan dolayı kendi ölümünü, sevgiliye kavuşma, yani düğün gecesi olarak değerlendirmiştir.     Mevlâna Celaleddini Rûmî hayatını, Hamdım, Piştim ve Yandım diyerek  mükemmel özetlemiştir. Hz.Pîr’in söylediklerine bir bütün olarak baktığımız zaman, âyet ve hadisleri açıklayan veciz sözler olduğu açıkça görülmektedir. Hz.Pîr ben, Kuran’ın köleyim, Hz.Muhammed (s.a.s.)’in ayağının tozuyum, Kim benden bu özelliklerimden başka sözleri bana atfederse, ben o sözlerden de onu söyleyenlerden de şikayetçiyim diyerek, duruşunu, konumunu çok net olarak ifade etmiştir. Düşüncesinin ana ekseni bu şekildedir. ”Bu gün yeni şeyler söylemek lazımdır’ı, bugün dünden daha çok çalışmalı, dün yaptığımız iyi şeylerle yetinmeyip daha çok çalışıp, daha çok ibadet yapmalıyız şeklinde anlamalıyız. Hadis-i Şerif te:”İki günü eşit olan aldanmıştır.” buyruğu doğrultusunda anlamalıyız. Hz. Pîr’i en güzel ve doğru anlayabilmek için Kur’an ve Sünnet’i çok iyi bilmek durumundayız. Kur’an ve Sünnet’i bilmeyenler Hz. Pîr’i doğru anlayamazlar. Doğru anlayamayanlar ise yanlış tanıtırlar. Bu sıkıntılara zaman zaman üzülerek şahit olmaktayız.      Mevlân&ac... Devamı

FİTNE ÇOK TEHLİKELİDİR

2013-12-11 09:30:00
FİTNE ÇOK TEHLİKELİDİR |  görsel 1

FİTNE ÇOK TEHLİKELİDİR      Fitne ve Fesat çıkarmak Müslüman olan hiçbir ferde yakışmayan özelliklerdendir. Hangi amaç için olursa olsun, ister Mevki, Makam, İsterse Para, Şan, Şöhret v.b. olsun, kesinlikle kabul edilebilir bir tarafı yoktur. İnancımız İslâm’a göre, fitne , İnsanı öldürmekten daha kötü olarak değerlendirilmiştir. Açıkça fitne ve fesattan kaçınmamız gerektiği emredilmiştir. Suriyede, Mısırda, dünyanın dört bir yanında çıkarılan Fitne sonucu, maalesef yüzlerce, binlerce masun insan katledilmektedir. Aynı sıkıntıları yaşamamak için bizler çok büyük fedakârlıklar yapmak durumundayız.       Ancak zaman zaman dünyevi menfaatler uğruna insanların nasıl fitneyi uyandırıp azdırdığına da üzülerek malesef şahit oluyoruz. Geçmişte yaşanan hırsların nasıl düşmanlıklara vesile olduklarını çok net biliyoruz. Aynı yanlışlara düşmemek için her bir Müslüman elinden gelen çabayı, gayreti göstermelidir.      Günümüz Müslümanlarının en çok ihtiyaç duydukları konulardan birisi, beklide en önemlisi, birlik ve beraberliktir. Birlik ve beraberlik ruhunu kaybeden toplumlar, her şeylerini kaybetmek zorunda kalırlar. Fertleri birbirine düşmüş milletler, yok olup gitmeye mahkûmdurlar. Tarih bunun en büyük şahididir. Onun içindir ki dinimiz, birlik, beraberlik ve kardeşliğin önemini vurgulanmış, fitne ve tefrikanın çok tehlikeli olduğunu da  açıkça belirtilmiştir.      Bu dünya ya gönderilişimizin bir gayesi vardır. İmtihan için gönderildik. Hayatımızın her döneminde, İmanlı olarak yaşayıp, haramlardan, fitneden, fe... Devamı

HAYAT VE ÖLÜM'ÜN YARATILMASININ GAYESİ NEDİR?

2013-12-04 09:38:00
HAYAT VE ÖLÜM'ÜN YARATILMASININ GAYESİ NEDİR? |  görsel 1

  HAYAT VE ÖLÜM’ÜN YARATILMASININ GAYESİ NEDİR?      İnsanın yaratılıp dünyaya gönderilmesinin ana gayesi kulluk yapması içindir. Bu dünyaya imtihan için gönderilmiş bulunmaktayız. İmtihanda olduğumuzu her zaman hatırlamalı, İbadet ve taatımızı yaparak kulluk görevimizin farkında olmalıyız. Âyet-i Kerimelerde:“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat Sûresi âyet:56) “O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.” buyrulmuştur.     Hayat, anlamsız bir var oluş olmadığı gibi ölüm de sonu hiçlik olan bir yok oluş değildir. Aksine hayat, bir hayırlı faaliyetler alanı, ölüm ise bu faaliyetlerin karşılığını bulacağımız ebedî varlık sahasına geçişi sağlayan bir dönüm noktası ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in de belirttiği gibi bir uyarıcıdır.     Hz. Peygamber (s.a.s) “Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışan, aciz kimse ise, nefsinin arzularına tâbî olan kimsedir.” (Tirmîzi, Kıyâmet 26; İbn Mâce, Zühd 31.)buyurmuşlardır. Müslümanın her zaman muhasebe şuurunda hareket ederek hayatını yaşaması, ölümden sonrasına yatırım yapması gerektiğini Efendimiz(a.s.)  açıkça ifade buyurmuşlardır.      Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in  hadis-i şeriflerinde: “İnsanoğluna beş şeyden hesap sorulmadıkça kıyamet günü hiçbir tarafa hareket etmeyecektir; Ömrünü nerede ve nasıl tükettiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından öğr... Devamı

DÜNYEVİ MENFAATLE UHREVİ MENFAATLERİN ÖNÜNE GEÇMEMELİDİR

2013-11-27 09:40:00
DÜNYEVİ MENFAATLE UHREVİ MENFAATLERİN ÖNÜNE GEÇMEMELİDİR |  görsel 1

      DÜNYEVİ MENFAATLER UHREVİ MENFAATLERİN ÖNÜNE GEÇMEMELİDİR      Gelip geçici olan dünya menfaatlerine kapılarak, gerçek, kalıcı olan uhrevi menfaatler göz ardı edilmemelidir. Dünyaya gönderilişimizin gayesi kulluktur. İbadetlerimizi Allah (c.c.) Rızası için yapmalıyız. Gelip geçici olan hiçbir dünya menfaati, İnandığımız İslâm’a göre hayat yaşamaktan bizleri uzaklaştırmamalı, aksine dünya nimetleri imkânlar arttıkça, kulluğumuzun daha çok farkına varmalı, şükür ve itaatımız artmalıdır.      Nefsimiz, Şeytan, kısacası Tâğut olan her şeyden uzak durmalı, Tevhide, Hakka, Hakikate, Adalete, Güzel Ahlâk’a sahip çıkarak, hayatımızı İslâm’ın emirlerine uyarak ve yasaklamış olduğu haramlardan da uzak durarak yaşamalıyız. Hayatımızı İslâm’a uygun yaşarsak; imtihan için gönderildiğimiz dünya hayatını gereği gibi değerlendirmiş ve aynı zamanda ebedi olan Ahiret yurdunda mükâfatlandırılmaya hak kazanabiliriz. Bu hususta başarılı olmak için ahiret menfaatleri kesinlikle dünya menfaatlerinin önüne geçmeli, başka bir ifade ile dünya menfaatleri, uhrevi menfaatlerin önüne geçmemelidir.     Âyet-i Kerimelerde: “Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan ülülemre (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah'a ve Resûl'e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.”    Bu âyet, bilgi ve hüküm kaynaklarını sıralamış, sonradan «Kitap, Sünnet, İcma ve Kı... Devamı